Hep kıskandın kendini, kendinden canım aptalım benim. SEN HEP YANILGI VE YENİLGİLERDEN OLUŞTUĞUN İÇİN YAŞAYABİLENSİN”(s.35)
Buzul Çağının Virüsü – Vüs’at O. Bener. YKY, 2010, 217 sayfa
“Denizdi bakan sabaha, yorgun, ağır, derin, kırışık, eskimesiz, çoğalmayan ve çoğaltmayan. O bile ölürdü ha? Sokuldum ısıyı oluşturan, dokunan, dokunabilmeyi bilmez ellerine. ‘Acımasız olma bunca.’ İşte, buzul çağının virüsü olmaya çoktan razıyım. Ya da ölüm mantıksa, o bile ölürse, biz neden yaşayalım? O bile ölüm öncesi ölüm bilincindeyse..” (s.80)
“Aklın sonsuzda sınırlanması, kendini bilmesindeki sınırlılık değil midir?” (s.57)
“Yaşayamamak da yaşamaktır.”
“Dipnot: Öpmek de yazılamıyor ki, bağışla.”
yeniden, sonra yeniden okumalıyım bu kitabı…. Vüs’at O. bener, ben burdayım, sen nerdesin ey okuyucu…. diyor her satırında romanın. Alışılmış bir roman değil. Bir anlatı şiir. Şiir ormanında bir gezinti geçmişe.
Ekşi sözlükte buuzl çağının virüsü.
Aşağıdaki metin, mavimelek adlı siteden alınmıştır.
“Buzul Çağının Virüsü’nde Bir Dönemin Panoraması” | Tuğçe Ayteş
“GEREKİRSE SİLERİM GÖZYAŞIMI”
“Uçtum gene, o hiçbir doluluğa sığmayan boşluğa. Lambalar yakılmalı değil mi içimde? Korkma büyüt alevi, ‘niçin’iyle başbaşa kalsın, sürdüremez olsun yanıtsızlığını.“
Buzul Çağının Virüsü / Vüs’at O. Bener Yazının devamını oku »