
“Eğer bir umut varsa, diye yazdı Winston, proleterlerdedir.
Eğer bir umut varsa, proleterlerde olması gerekiyordu, çünkü Partiyi yıkacak güç, ancak Okyanusya nüfusunun yüzde seksen beşini oluşturan, hoşlanmış bu kaynaşan kitlede yaratılabilirdi. Parti içten yıkılamazdı. Düşmanlarının -varsa eğer- bir araya gelmeleri, hatta birbirlerini tanımaları bile olanaksızdı. Eğer efsanevî Kardeşlik varsa -var olabilirdi de- üyelerinin, iki üç kişilikten büyük kümeler halinde toplanmaları düşünülemezdi. Devrim, gözlerde bir bakış, ses vurgusunda bir değişiklik, olsa olsa, fısıldanan bir sözcük demekti. Ama proleterler kendi güçlerinin bilincine varabilirlerse, o zaman gizli bir örgüte bile gerek kalmayacaktı. Yalnızca ayaklanıp sineklerini kovan bir at gibi silkinmeleri yetecekti. Şu an, isteseler Partiyi darmadağın edebilirlerdi. Ergeç bunu yapmak akıllarına gelecekti. Ama yine de…
Bir kez, kalabalık bir caddede yürürken, az ilerideki yan sokaklardan birinden kadın sesine benzer seslerle yüzlerce kişinin bağrıştığını işitti. Öfke ve umutsuzluk taşıyan bir haykırıştı, bir çanın titreşmesi gibi uzayıp giden, derin bir A-a-a-ah inil tisiydi. Yüreği oynamıştı. İşte başladı! diye düşünmüştü. Bir isyan! Proleterler sonunda dizginlerinden boşanıyorlar! Ses, açıkta kurulmuş bir pazaryerinden geliyordu. Oraya vardığında, yüzleri, batmakta olan bir gemide Yazının devamını oku »