SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Asaf Halet Çelebi – Bütün Şiirleri

Posted by savaska Şubat 7, 2009

asaf-halet-celebi Asaf Halet Çelebi – Bütün Şiirleri
YKY, Ocak 2006, 128 sayfa

“Asaf Halet Çelebi, şiir düğümünü dört ırmakla  -ırmak kelimesini kaynak‘a tercih ediyorum- örmüş: Uzakdoğu gizemciliği, tasavvuf, kutsal kitaplar ve çocukluğundan miras kalan sisli dünyanın kalıntıları……. Sufi edebiyatıyla ilgilenen babası sait Halet Bey’den küçük yaşlarda Fransızca ve Farsça, mevlevi şeyhi Remzi Efendi ve Rauf Yekta Bey’den yıllarca musiki ve nota dersleri alan Cihangir ve Beylerbeyi çocuğu Çelebi………Çeşitli işlere girip çıktıktan sonra, istanbul Üniversitesi kütüphanesinde memur olarak ölünceye kadar çalışmış.”Seyhan Erözçelik

Şairin bütün şiirlerinin yer aldığı kitabın sonunda şiirde geçen bazı sözcüklerin anlamları da verilmiş.  Zor, çaba gerektiren bir şiir Çelebi’nin şiiri; kulağa hoş gelen bir müzik, anlam derinlerde….

Kadıncığım / Asaf Halet Çelebi
 
oyluk kemiğimi çıkarıp
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum
 
ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu
 
geceleri kadıncığımın dizlerine korum başımı
ve üç kıl koparınca
uyurum


 
şairin diğer şiirleri

Asaf Halet Çelebi (27 Aralık 1907, İstanbul15 Ekim 1958, İstanbul), şair.

Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi Müdürü Mehmet Sait Halet Bey’in oğlu olan Çelebi İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde 8 yıl eğitim gördü. Babasından Fransızca ve Farsça, Mevlevi Şeyhi Ahmet Remzi Dede (Akyürek) ile Rauf Yekta Bey’den musiki ve nota dersleri aldı. Kısa bir süre kaldığı Fransa’dan dönüşünde üç yıl Sanayi-i Nefise Mektebi’nde öğrenim gördü. Adliye Meslek Mektebi’nden mezun oldu.

Üsküdar Adliyesi Ceza Mahkemesi zabıt katipliği yaptı. Osmanlı Bankası, Devlet Deniz Yolları İşletmesi‘nde çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında görevliyken yaşamını yitirdi.

Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937‘den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Yeni şiir akımının önde gelen dergilerinden Ses, Hamle, Sokak, Servet-i Fünun-Uyanış’ta ve Gün gazetesinde 1938-1941 yılları arasında ilk şiirleri yayınlandı. Bu şiirlerinde ergenlik çağına ait duygular, çocukluk, masallar ve tekerlemelerin gerçeküstü dünyası gibi temaları kullandı. “Hırsız”, “Trilobit” ve “Cüneyd” adlı şiirlerinin Fransızca çevirileriyle birlikte 45 şiirin bulunduğu He’nin (1942) ardından aynı çizgide on şiirin yer aldığı Lamelif’i (1945) yayımladı. Bütün şiirlerinin toplandığı Om Mani Padme Hum (1953), Çelebi’nin içrek ve gizemci şiirini bütünüyle gözler önüne serer. İstanbul dergisinde yayımladığı “Benim Gözümle Şiir Davası” (Temmuz-Aralık 1954) adlı altı makalede poetikasını açıkladı. Ses, imge, anlam ve düşünce olarak kültürler arası ve metinler arası bir nitelik taşıyan şiirleriyle Asaf Halet, Türk şiirinde “modern gelenekçi” tavrın temsilcisi oldu.

İlk dönem eserlerinin ardından, şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getiren şair, şiirin tıpkı hayatta olduğu gibi soyut araçlarla soyut bir dünya yarattığına inandı. Kendisinden sonra gelen nesili soyut şiir anlayışının Türk Edebiyatı’ndaki ilk tanımlarını yaparak etkiledi.

Şiirlerinin yanı sıra eski edebiyat ile ilgili çalışmalarıyla da tanınan Çelebi, Hint ve Fars Edebiyatları üzerine yaptığı çalışmaları dergilerde ve kitaplarda yayınladı. Bu konuda yazdığı makalelerden biri 1949 tarihli Şadırvan Dergisi’nde bulunabilir. Ayrıca, çeşitli dergilerde yayınlanan düz yazıları ve Hint edebiyatı üzerine makalelerini Semih Güngör, Asaf Halet Çelebi incelemesiyle birlikte yayınladı.

“Mesela esasen, müşahhas malzeme ile mücerret olan hayali yaşatabilmektir. Yani mücerret şiir, bilakis mücerret mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde mücerret bir mana anlatan ve bize o ihtisası veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir.” Asaf halet Çelebi

Şiir Kitapları:

  • He(1942)
  • Laleler(1943)
  • Lâmelif (1945)
  • Om Mani Padme Hum (1953)
  •  

    Araştırma:

  • Mevlâna (1940)
  • Molla Câmi (1940)
  • Eşrefoğlu Divanı (1944)
  • Naima (monografi, 1953)
  • Ömer Hayyam (1954)
  • Divan Şiirinde İstanbul (antoloji, 1953)
  • kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Asaf_Halet_%C3%87elebi

    …………………

    Asaf Hâlet Çelebi 100 Yaşında

    Asaf Hâlet Çelebi (27 Aralık 1907 – 15 Ekim 1958) çağdaş şiirimizin kendine özgü isimlerinden biridir. Bir İstanbul çocuğunun son bir asırda geçirdiği değişimi, kendi köklerine ve dünyasına bağlı kalarak, orijinal bir ifade tercihiyle eserlerine taşımıştır.
    Cihangir’de geçen çocukluğunu, ilk gençlik çağına kadar uzanan İstanbul halk kültürünü, Doğu ve Batı kültürlerinden edindiklerini bir masal atmosferinden geçirerek gerçeküstücü renklere büründüren Âsaf Hâlet Çelebi, arkasında seksen kadar şiir, sekiz ciddi inceleme ve dergi sayfalarında kalmış onlarca deneme ve mensur şiir bırakmıştır.

    Doğumunun 100. yılında andığımız Âsaf Hâlet Çelebi’nin ölümünün üzerinden de 49 yıl geçmiş. Çelebi’nin günümüzde gerektiği kadar tanınmaması, bugüne kadar ciddi bir incelemeye konu olmaması, onu bu coğrafyanın unutulmuş değerlerinden saymaktan öteye gidemez. Nicelikten çok niteliğiyle göz dolduran Âsaf Hâlet okurları her zaman olmuştur, olacaktır. Zira, sağlığında olmadığı gibi ölümünden sonra şöhret olmayı, kendisi de arzulamazdı zaten…

    Divan edebiyatını, klâsik İran ve Fransız şiirini iyi bilen Âsaf Halet, Son Asır Türk Şairleri’nin yazarı İbnülemin Mahmut Kemal İnal’a verdiği “tercüme-i halime dair varaka”da şöyle diyor: “Sekiz on yaşımda mevzun sözler okur, hatta bazan tefevvüh ettiğim de olurdu. Âsarı müteehhirini tetkik ettikten sonra edebiyat-ı atikaya merak sardım. Derin bir aşk ve şevk ile takibe başladım. Pederimden tahsil ettiğim Edebiyat-ı Fârisî’ye, Pend-i Attar’dan, Mesnevi’nin evveliyatından Hâfız-ı Şirazi’ye gelmiştim. Bilhassa Hafız’ın aşk ve kemalâtına hayran oldum. İki eserim vardır, biri Molla Cami’nin Nefâhatü’l Üns namındaki eserinin mukaddimesine aittir. Diğeri ise Paris’te Musiki Ansiklopedisi’nde münteşir Türk musikisine müteallik mebahisin tercümesidir.”

    Galatasaray Sultanisi’nde geçen sekiz yıllık öğrenimin ardından Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) ve Adliye Meslek Mektebi’nden mezun olmuş, Üsküdar Mahkemesi zabıt kâtipliği, Osmanlı Bankası ve Devlet Deniz Yolları memuriyetlerinden sonra İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Kütüphanesi’nde çalışmıştır. Buradaki memuriyeti, onun eski kültürümüze dair kitapları hazırlamasına imkân verdiği kadar, şiirine mistik ve metafizik bir derinlik kazandırmasına; var olan temâyülün derinleştirilmesine yardımcı olmuştur.

    Âsaf Hâlet Çelebi’nin Budizmle ilgisi çoğumuzun malumu olsa da, Buddha (1946) adlı kitabı bir kez basıldığı için pek bilinmez. Buddha’nın hayatı, cemaati, akideleri, mezhepleri, Pali metinleri gibi bölümlerden oluşan kitap, Buddha ve Budizm üzerine bir deneme niteliğindedir. Eser, Buddha üzerine monografik bir çalışma olarak da kabul edilebilir.

    İstanbul dergisinde Haziran 1954′te yayımladığı “Sanatta Eskimeyen Şey” adlı yazıdaki şu paragraf, onun dünyasını kavramada önemli ipuçları vermektedir: “Asıl sanatkâr bir büyücü, bir şarlatan, bir gözbağcı değil, kendi varlığı bizzat mucize olan bir velidir. Ruhumuzun sükûn ve iştiyaklarını onun maddî vasıtalarla gizlediği şeylerin ilerisinde, kendisinin baş döndürücü varlığının içinde, başkayı, yabancıyı unutarak dinlendiririz. Orada gösterişten uzak, taklitten sıyrılmış, görenekten, alelâdelikten ayrılmış kendi hakiki ve yüksek varlığımızı buluruz.”

    Bu ‘sonsuz temaşa’ haline gelmiş ‘var olmak şuuru’ kendisini Cüneyd ve Mansur gibi hissedebilir, Mısr-ı Kadim’e gider. Babil’in asma bahçesi olur. Tribolit gibi denizleri içer, aynada Çin padişahının kızını görür, Mâra ile konuşur, dünyanın en şaşırtıcı durumlarıyla karşılaşır ve sihirbazla velîyi birlikte yaşar… Âsaf Hâlet’in şiiri, bütün kültürlerden ve sanat telakkilerinden yararlanan, ama şiir dışı unsurlara iltifat etmeyecek kadar kendine yeten bir şahsiyetin şiiridir. Divan ve halk şiiri, Doğu ve Batı şiirleri, masallar ve Hint mistisizmi, kendi çocukluğu ve İstanbul hayatı, munis bir havada bir araya gelir.

    Çelebi soyadından ötürü, çok kişi onu Mevlâna soyundan zanneder. Mevlâna ile ilgili kitaplarından birinde, soy bakımından alakası olmadığını bir “dipnot” halinde açıklar. Ancak ailece Mevlevî kültürünü benimsemişlerdir. Mevlânâ ve Mevlevîlik’le ilgili çalışmalarında, Mevlânâ ve Mesnevi’sinin hakikatine uygun bir kimlikle tanıtılmasına özen gösteren Âsaf Hâlet, Mevlâna’nın yalnız bizde değil, Batı’da da tanıtılması için, rubailerini Fransızcaya çevirmiş, Mevlânâ ile ilgilenenleri kaynak eserlere yönlendirmiştir. Yunus Emre ne demişti: Her dem yeniden doğarız / Bizden kim usanası…

    Kitap Zamanı, Sayı: 23, Aralık 2007
    http://www.40ikindi.com/kitap/oku.php?id=3169′dan alınmıştır.

    ………………….

    I. YAŞAM ÖYKÜSÜ

    “Asaf Halet Çelebi, gününde her davranışı ile ilgi çeken şairlerden biriydi. Denebilir ki Orhan Veli’den daha çok ilgi ona idi.”[1] Memed Kemal, Çelebi’nin yaşadığı dönemdeki etkisi, şiir okuru tarafından yoğunlaşan ilgiyi böyle dile getirir. Türk şiirinde farklı bir ses olan Asaf Halet Çelebi, mistik bir dünya görüşüne bağlı kalarak yazdığı egzotik şiirleriyle tanındı. Çağdaş Türk şiirinin oluşumunda, kurduğu ‘soyut şiir’ evreni ve yüzünü Doğu’ya dönüşü ile etkili oldu. Çelebi, 29 Aralık 1907′de İstanbul’da Cihangir’de doğdu. Ailesine dair şu bilgileri verir, Çelebi: “Babam umumi harbde ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında Dahiliye Şifre Müdiri olan Said Halet Bey’dir. Ceddim, Birinci Hamid zamanında sadrıazam olan Derviş Paşa’nın Hazinedarı olan Nazif Çelebi isminde biri imiş.” Bir süre Galatasaray Sultanisi’nde (Lisesi) okudu. Sanayi Nefise Mektebi’ne (Güzel sanatlar Akademisi) devam etti, üç ay sonra ayrıldı. Adliye Meslek Mektebi’ne geçti, buradan mezun oldu. Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi’nde zabıt katipliği, Osmanlı Bankası’nda, Devlet Deniz Yolları İdaresi’nde memuriyet görevlerinde bulundu. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında memurluk yaptı. Arslan Kaynardağ, bir yazısında Çelebi’yi, onunla dostluğunun başlangıcını şöyle anlatır: “Yıl 1944 idi. Beylerbeyinde oturuyordum. Hemen her vapura binişimde Asaf Halet Çelebi’yi görüyordum. Bir Türk’ten çok bir Hintli’ye benziyordu. Aşırı kibar tavırları ve Osmanlıca’nın abartılmış görgü deyimlerini kullanmasıyla, herkesten değişik bir kimse olduğunu belirtmeye çalışıyordu. Cebinde bir kutu bulundurur içindeki kakulelerden yanındakilere ikram ederdi. ‘Mideye küşayiş verir, beyefendi, almaz mısınız:’ sanırım böyle bir ikramdan sonra tanışmıştık onunla, çok geçmeden de dost olmuştuk. Asaf Halet Çelebi Beylerbeyi’nin yerlisi idi. Boğaz’a bakan yüksekçe bir yerdeki babadan kalma eski konakta oturuyordu.[2] 1946 seçimlerinde bağımsız milletvekilliği için İstanbul’dan aday oldu, seçilemedi. 15 Ekim 1958′de şeker hastalığından İstanbul’da öldü. Beylerbeyi mezarlığına gömüldü.

    II. ŞİİR ANLAYIŞI ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ

    Aile çevresinin de etkisiyle edebiyata küçük yaşta ilgi duyan ve Divan ve Fars Edebiyatı konularında yetkin olan Asaf Halet Çelebi, ilk gençlik yıllarında gazel ve rübailer yazdı. 1937 sonrası “Ses”, “Şadırvan”, “Hamle”, “Sokak”, “Yeditepe”, “Servetifünun-Uyanış” dergilerinde ve “Gün”, gazeteside yayımlanan serbest vezindeki şiirleriyle dikkati çekti. Şiir matinelerinde okuduğu şiirleriyle okurun ilgisini çekti. Kaynardağ, tanık olduğu benzer bir anısından şöyle söz eder: “Kendisiyle tanışmadan önce Çelebi’yi birkaç kez Güzel Sanatlar Akademisi’nde görmüştüm. O zaman akşam resim dersleri vardı Akademi’de, çıplak modelden resim yapılırdı, bu derslere giderdim izinli konuk öğrenci olarak. (…) Çelebi ressamların, heykeltraşların çoğun yakından tanıyordu. Kitaplarındaki o güzel resimleri hepsi de dobtu olan Selim Turan, Arif Kaptan, Fahrünnisa Zeyd gibi ünlü ressamlar yapmıştı. Bu nedenle rahatlıkla Akademi’ye girip çıkabiliyordu. Orhan Veli’nin o günlerde Edebiyat Fakültesi’ne girip çıktığı gibi. Onun Akademi’ye her gelişi şenlik oluyordu. Öğrenciler hemen dört yanının çevirip şiiri ile ilgili alaycı sorular soruyorlardı. O da bunları hiç bozuntuya vermeden cevaplandırmaya çalışıyor ve çoğu zaman Hint ve Çin Budacılığı üzerine nutuklar çekiyordu. İyice hatırlıyorum, öğrencilerin başında ressam Haşmet Akal bulunurdu. Kızlı, erkekli bir kalabalıkla giderdi onun yanına ünlü ‘Sidharta’ şiirini okuması için bilmem kaçıncı kez ısrar ederdi. Çelebi de bilmem kaçıncı kez kendine özgü biçimiyle okurdu bu şiiri ve o tam sonuncu dizeye gelince Haşmet Akal çocuklara işaret eder ve hepsi birden kora halinde üç kez ‘on mani padme hum’ derler, Akademi’nin atelyelerini inletirlerdi.”[3]
    Türk Edebiyatına soyut anlatışı belirgin özellikleriyle getiren Asaf Hâlet Çelebi, özel bir merakla incelediği Hint ve İslam gizemciliğinin etkilerinde yazdığı şiirlerinde Doğu-Batı kültürü bileşimine yöneldi. Masalımsı, soyut, kapalı bir anlamla yüklü şiirler yazdı. Sezgisel yanların ağır bastığı şiirlerindeki söyleyiş, ritm ve ezgisellikle etkileyici bir şiir evreni oluşturdu. Şiirinin imgesel yanı, somut’tan soyut şiire gidilebileceği izlekleriyle donanmıştır. Çelebi, bu düşüncesini yer yer yazılarında da dile getirmiştir. Örtük olanın gizemliliği onun şiirinin düşünselöz’ünü oluşturur. Doğu-Batı arasında bir bileşime gitmesi, bir bakıma da ‘yenilikçi’ bir şiire dönük çaba örneği olarak nitelendirilebilir. Şiirin ses ve yapı özelliklerini bu anlamda değiştirmeye de yönelmiştir. Eski edebiyat üzerine düzyazı ve incelemeleriyle de tanındı. Fars ve Hint edebiyatı konularını içeren, dergilerde kalan tanıtma yazıları, inceleme ve araştırmalarının yanı sıra, yayınlanmış kitapları da bulunan Çelebi’nin Fransızca’dan yaptığı çeviriler de vardır. Şiire bakışını şu sözleriyle dile getirir, çelebi: “Şair hiçbir zaman aşktan ve kederden bahsetmediği halde bu mefhumları müşahhas kelimelerle çok vazıh olarak ifade edebilir. Mesele esasen müşahhas malzeme ile mücerred olan hayali yaşatabilmektir. Yani mücerred şiir bilakis mücerred mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde mücerred bir mana anlatan ve bize o ihsası veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir

    kaynak: http://www.diyemediklerim.com/asaf-halet-celebi-8217-nin-yasami-eserleri-t21336/index.html?s=49a92f0850db817f6568b90189fbc95a&

    About these ads

    Bir Yanıt to “Asaf Halet Çelebi – Bütün Şiirleri”

    1. BÜŞRA said

      süper siniz yani hiç bir bok anlamadım teşekürler saygılarla

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logo

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Twitter picture

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Facebook photo

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Google+ photo

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    Takip Et

    Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

    %d blogcu bunu beğendi: