SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Çok Bilen Çok Yanılır – Recaizade Mahmut Ekrem

Yazar savaska Ekim 26, 2009

Çok Bilen Çok Yanılır Recaizade mahmut EkremÇok Bilen Çok Yanılır – Recaizade Mahmut Ekrem
Bordo Siyah yay. İst.2005, 115 sayfa

Yazar bu oyunun konusunu, yapısı ve anlatımı Binbir gece Masalları’na benzeyen  Binbir Gündüz Hikayeleri’nin çevirisinde bulunan “Musullu Fazlullah Hikayesi“nden almıştır.

Eserin konusunu, Kadı Azmi Efendi’nin, kaymakamı çekememesi ve kaymakamın kızını işsiz güçsüz bir seyyahla(İhsan, aslında Vali’nin oğludur) evlenmesi için yaptığı düzenbazlık ve kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi üzerine kuruludur. Kaymakam’ın kızı, Azmi Efendi’ye kendi yüzünü gösterir, ancak onun sümüklü-sidikli bir kızla evlendirir, üstelik karısından da boşanmasına neden olur.  Azmi Efendi, “kötülük eden kötülük bulur” sözünün örneğidir.  “ettiğimi buldum, gaafil avlandım! Çok bilirken çok yanıldım. Kazdığım kuyuya kendim düştüm.”(Azmi Efendi, s.114)

Servet-i Fünun’un üstadı, acıların babası Recaizade’den bir komedi.

ÖRNEK PARÇA:

(Perde açılınca tiyatro Azmi Efendi’ nin hanesinde bir gelin odasının durumunu gösterir. Minderin üzerinde köşede sümüklü Ayşe yüzünde duvak oturur. Yenge kadın ayakta durur. Ortada bir masa üzerinde iki mum yanar. Oda oldukça karanlık yerde bir seccade serilmiş.)
SÜMÜKLÜ AYŞE
Ayol !.. Artık gelmez mi?.. Hani babam!..
YENGE KADIN
Biraz daha?.. Hatırım için.. bak şimdi kim gelecek!?. Hele azıcık sabır et!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Duvağını açarak)
Ay!.. İçim sıkıldı!..
YENGE KADIN
(Koşup duvağı kaparak)
A kızım!.. Ayıptır!.. Kapalı dursun!.. Bak bütün kızlar kapıya birikmişler.. Sonra sana gülerler..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Haniya!.. Bebeğim nerede?.. ben eve gitmeyecek miyim!..
YENGE KADIN
(kendi kendilerine )
Lâ havle!.. Hakim efendi de koca memlekette kız bulamadı da! Gitti bunu aldı.. Sabahtan beri çektiğimi ben bilirim.
SÜMÜKLÜ AYŞE
Artık kalkacağım!.. Otura otura ayaklarım ağrıdı..
YENGE KADIN
Sabret benim hanım kızım!..Sabret
(gizlice)
Kızım demeğe de adam utanır… Kırk beş elli yaşında var. Ben daha kırkıma yeni bastım!..     
SÜMÜKLÜ AYŞE
Ayol!.. Mumların hepsi birden neye yanıyor?.. Bir tanesi ışık verir. Günah değil mi?..
(Kalkıp mumların ziyadesini söndürür)
Babam evde bir tane bile yaktırmaz.. biz her gece karanlıkta otururuz.
YENGE KADIN
(Ayşe’yi tutup yerine oturtmak için yanına giderek)
Cıs!..Cıs!.. Sonra donuna edersin, mumla oynama! Ayıptır. Hadi yerine otur bakayım…
SÜMÜKLÜ AYŞE
(yerine oturup kahkaha ile gülerek)
Yalancı!.. Hiç adam mumla oynarsa donuna mı kaçırır. Dün akşam da o kadar oynadım hiç kaçırmadım. Evvelki gece karanlıkta yattım kaçırmışım!..
YENGE KADIN
(Gayr-ı ihtiyari gülerek)
Sakın bu gecede kaçırayım deme!..
(Bu aralık hariçte bir gürültü olur)
YENGE KADIN
Sus!..Sus!.. Otur orada hiç kımıldama ha!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Yenge Kadın’a koşarak)
Ay!..Ummacı mı geliyor?..Ben korkarım!..
YENGE KADIN
(Berikini yerine oturtarak)
Değil!.. değil!.. Yarabbi sen bilirsin!.. Otur şurada.
(Bu aralık kapı açılır. Azmi Efendi düzgün bir kıyafetle içeri girer.)
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Azmi Efendi’ yi görünce oturduğu yerde bağırarak)
Anne!..Anne!..Annemi İsterim…
YENGE KADIN
Sus!..Ayıptır ayıp!..
(Azim Efendi Sümüklü Ayşe’nin yanına doğru gider. Yenge Kadın Efendi’yi tutup çeker.)
YENGE KADIN
(Azmi Efendi’ ye)
Namazı unutmayınız!..
AZMİ EFENDİ
Hayır!.. Hiç namazı unutur muyum!.. Fakat tazeciğimin bir kere yüzünü göreyim!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Bağırarak)
Anne!..Şimdi bağırırım ha!.. Bu herif kim!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge Hanıma dönerek)
Bu ne ?! Acep nazar mı değdi?..
YENGE KADIN
(Gülerek)
Yok efendim!.. Kim bilir? Birden bire sizi görünce korktu besbelli…
AZMİ EFENDİ
(Ayşe’nin yanına minder üzerine oturarak)
Elmasım!..Yavrum!..Canım!.. Ne oldu sana bakayım?..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Anne!.. Baba!.. hadi git yanımdan!..
AZMİ EFENDİ
(Yengeye)
Ne idi hanımın ismi?..
YENGE KADIN
Kendine sorun!.. Adet öyledir!..
AZMİ EFENDİ
Ha gerçek!
(Ayşe’ ye)
Elmasım!..İsminiz!..
(Sümüklü Ayşe Sükut eder)
AZMİ EFENDİ
Adımız nedir? Elmasım!..
AYŞE
Sümüklü Ayşe !.. Hiç işitmedin mi?..
AZMİ EFENDİ
Estağrufullah!.. Sizden başkası halt etmiş!..
(Gelin hanımın duvağına el atarak)
Ayşeciğim!. Aç da bir kere gül yüzünü göreyim
SÜMÜKLÜ AYŞE
Anne!.. Hadi git ordan!… Babacığım!.. baba!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge hanıma dönerek)
Vah ! vah!.. Nazır değmiş.. Dur okuyum bari!..
(Azmi Efendi kendi kendine birşeyler okuyup gelin hanımın yüzüne üfledikten sonra)
hadi elmasım!.. Aç şunun duvağını!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Hayır!..Açmayacağım işte!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge Kadın’ a)
Yenge hanım!.. Gelin de siz açın bari…
……………………

Recaizade Mahmud Ekrem(1847-1914): Takvimhane Nazırı Recai Efendi’nin oğlu, Ercüment Ekrem Talu’nun babasıdır. Babasından Süryanice ve Farsça öğrendi. 1858′de ilköğretimini tamamladı, özel öğrenim görerek yetişti. Mekteb-i İrfan’ı bitirdikten sonra (1858) girdiği Harbiye İdadisi’ndeki öğrenimini sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadı. Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’nde memurluğa başladı (1862). Tanzimat ve Nafia dairelerinde başmuavinlik (1874), Şura-yı Devlet (danıştay) üyeliği (1877), Mekteb-i Mülkiye ve Galatasaray Sultanisi’nde öğretmenlik (1880-88), birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı (1908), Meclis-i Âyân üyeliği (1908-14) yaptı.

Resmi görevle Trablusgarp’a gönderildi. 1908′de 2. Meşrutiyet’ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Namık Kemal’le tanışmasının ardından Encümen-i Şuara‘ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlandı. 1870′lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870′te ilk oyunu Afife Anjelik, 1871′de ilk şiir kitabı Nağme-i Seher yayınlandı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi.

Ölümü nedeniyle okullar tatil edilmiş ve büyük bir cenaze töreni düzenlenmiştir. Mezarı, oğlu Nejad’ın kabri yanında, Küçüksu’dadır.

Namık Kemal’le tanışmasının ardından edebiyat çevresine girmiş ve onun Fransa’ya gitmesi üzerine, 1867′de Tasvir-i Efkar gazetesinin yönetimine geçmiştir. Recaizade, üç oğlunun, özellikle de çok sevdiği Nejad’ın ölümünden duyduğu acıyı dile getirdiği şiirleriyle daha çok karamsar duygular işledi. Eski edebiyatı savunan Muallim Naci ve çevresiyle girdiği edebiyat tartışmalarıyla Edebiyat-ı Cedide akımının doğmasına zemin hazırladı. Başta Tevfik Fikret olmak üzere döneminin genç şair ve edebiyatçılarını çevresinde topladı. Tanzimat ve Batı düşüncesinin yeni kuşağa benimsetilmesinde önemli rol oynadı.

Kendisinin yetkin tiyatro oyunu olarak bilinen Çok Bilen Çok Yanılır, ölümünden sonra yayımlandı. Sanatta güzellik ilkesine bağlı kaldı. “Sanat sanat içindir” anlayışını savundu. Doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan şiirler yazdı. Aşk ve ölüm temalarını işledi. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. Tek romanı, Türk edebiyatında realizmin ilk örneklerinden sayılan Araba Sevdası adlı eseridir. Yazar bu eserde ailesinin parasını zevk ve eğlencesine harcayanları eleştirdi. Bu eseri yazdığı dönemde ailesini karşısına almış ve baba mirasından olacağını bile bile eserini yazmaya devam etmiştir.

Manzum: Nağme-i Seher (1871) Yadigâr-ı Şebâb (1873) Zemzeme (3 cilt, 1883-1885) Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888) Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893) Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910) Nefrin (1914)

Roman : Araba Sevdası(1896, ilk realist romanlardan)

Öykü: Saime (1888) Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890) Şemsa (1895)

Oyun: Afife Anjelik (1870) Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873) Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874) Görev Çağrısı (1914) Çok Bilen Çok Yanılır (1916)

kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Recaizade_Mahmud_Ekrem

………………………

RECAİZADE MAHMUT EKREM’İN ŞİİR HAKKINDAKİ MAKALELERİ

Zemzeme Mukaddimesi: Yazar, kendi döneminin şairlik anlayışı üzerinde durmaktadır bu makalesinde. Zemzeme adlı eserine yazdığı önsözden ibarettir. Yazar, kendi şiirlerinde duygu, düşünce ve hayale çok yer verdiğini dile getirmektedir.  Bu şekildeki bir düşünce muhtevaya götürür. Şekil ihmal edilir; böylelikle şiirde öne çıkan anlayış duyuş olmaktadır. Ekrem “Güzel şiir nedir?” diye sorar.  Buna cevap olarak “İnsanı düşündüren, insana hüzün veren şiir güzel şiirdir.” Şeklinde cevap verir. Ekrem güzel şiirle tabiattan alınan zevki bir tutmaktadır. Nef’i’den mısralar alan Ekrem, onu beğendiğini ifade etmiş olmaktadır. (Namık Kemal Nef’i’yi beğenmezdi. Tanzimatın ikinci nesli Divan edebiyatına pek hücum etmez.) Nef’i’nin şiirlerine yer veren Recaizade Mahmut Ekrem’e göre şiir, ruhu etkileyen bir güzelliğe sahip olmalıdır. “Hamid şiirinde düşündürür. Hamid’in şiirinin kapalı olması bazı edebiyatçılar için eksik olarak algılanmaktadır. Oysa kapalılık kusur değil, olsa olsa güzel bir meziyettir.” diyen Ekrem, şiirde üç güzellikten bahseder. Bunlar, “mehasin-i fikriye”, “bedayî-i hayaliye” ve sünûhât-ı kalbiye”dir.  Ekrem’e göre, muhteva ve üslubun yanında kafiye ve veznin de uygun olması gerekir iyi bir şiir için. Bu nedenle ifade edilen duyguya uygun şiir yazmak gerekir. Muallim Naci’de kelime seçimi iyi olmasına rağmen şiirin içi doldurulmamıştır.

Takdîr- Elhan: Burada da Ekrem, şiir düşüncesini dile getirmektedir. “Her güzel şey şiirdir.” İlk cümlesidir bu yazısının. Ekrem ayrıca, “Her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lazım gelmez. Her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktiza etmediği gibi…” der. (Bu görüşler serbest şiire götürür. Bu bir ilktir. Zaten Servet-i Fünûn serbest müstezâdı uygulamıştır. Garip şiiri de her türlü kurala karşı olarak şiir yazmıştır.)

“Tabiatı taklide çalışanlar şairlik mesleğinde terakki ederler. Her birimiz tabiatın şakirdiyiz. Tabiat gibi güzel sanatlar hocası varken  şundan bundan şiir taallüm etmeye tenezzül etmemeli” (Her birimiz tabiatın şakirdiyiz ifadesi romantizme ait bir görüştür.)

“Şiir resim gibidir.” ifadesiyle Servet-i Fünûn’un Parnas şiirine gidilir.

“Güzellik hakikate uygun olmalı, bu hakikat sanatın hakikatıdır.” (N. Kemal mübalağadan nefret eder. Fakat Tanzimat’ın ikinci nesli mübalağaya N. Kemal gibi karşı çıkmaz. Fakat ikinci nesil de mübalağanın hakikat olmadığına inanır. Mübalağaya karşı birinci nesil kadar karşı çıkmamışlar; böylelikle edebî sanatların önünü açmışlardır.)

“Edebiyatta mantık iltizam olunmaz. Çünkü maksâd-ı edebiyat ; fikir, his ve hayalce olan güzellikleri ortaya çıkarmaktır.” (Burada mantıktan daha çok güzelliğe önem verilir. Bu görüş moderndir ve Parnasyen ile Sembolistlerin görüşlerine benzer)

“Edebiyat insanı saçmalatır.” Bu ifadesiyle Hâmid’i korur.

“Edebiyatın gayesi, düşünceleri terbiye etmek, düşünceleri temizlemek, ahlâkı yükseltmek olduğu doğrudur. Fakat bir şair dersini ahlak dersi vermek için söylememeli. Yani güzellik ahlaktan daha önemlidir.” (Bu görüş, N. Kemal’in görüşlerinin tam zıddıdır.)

Talim-i Edebiyat: Bu eser okuldaki öğrencileri çok etkiliyor. Yeni edebiyat savunuluyor. Karşısında Muallim Naci var Ekrem’in. Naci ile Ekrem arasındaki rekabet nedeniyle pek çok polemik ortaya çıkıyor. Ekrem hayatı boyunca  akla karşı duyguları savunmuş; bu yüzden de Romantiktir. kaynak:http://www.edebiyatogretmeni.net/recaizade_mahmut_ekremin_siir_hakkinda_gorusleri.htm

About these ads

Bir Yanıt to “Çok Bilen Çok Yanılır – Recaizade Mahmut Ekrem”

  1. Gizem Belkaya demiş

    Bana, bu metinlerde kullanılan kaynakları listeleyebilir misiniz?
    Araştırmam gereken bir ödev konusu da. Kaynaklara ihtiyacım var.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: