<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>SAVAŞ</title>
	<atom:link href="http://savaska.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://savaska.wordpress.com</link>
	<description>Boş zamanlarınızda kitap okumayın</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Nov 2009 10:22:14 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='savaska.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/fbdc936b1f6f6125e35ff69321674db0?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>SAVAŞ</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Persler &#8211; Askhülos</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/11/08/persler-askhulos/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/11/08/persler-askhulos/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Nov 2009 10:22:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=808</guid>
		<description><![CDATA[
Persler &#8211; Askhülos
Mitos/Boyut yay. 2005, 66 sayfa +      Yunanca aslından çeviren: Güngör Dilmen
Darius&#8217;un oğlu Serhas&#8217;ın Yunaneli&#8217;ne karşı açtığı büyük kara ve deniz seferi, Persler&#8217;in yenilgisi. Persler&#8217;in tarafından Yunan övgüsü.  Yazar, düşmana saygılıdır, Persler&#8217;i küçümsemez. &#8220;Hamasi eedebiyatta çokça görülen düşmanı küçümseme Persler&#8217;de yoktur.&#8221;(Çev. Önsözü).
Eshilos (Yunanca: Αἰσχύλος, Aiskhylos) (d. yak. M.Ö. 525/524  – ö. yak. M.Ö. 456/455) [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=808&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-809" href="http://savaska.wordpress.com/2009/11/08/persler-askhulos/persler-aiskhulos/"><img class="alignleft size-medium wp-image-809" title="persler - aiskhülos" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/11/persler-aiskhulos.jpg?w=160&#038;h=300" alt="persler - aiskhülos" width="160" height="300" /></a></p>
<p>Persler &#8211; Askhülos<br />
Mitos/Boyut yay. 2005, 66 sayfa +      Yunanca aslından çeviren: Güngör Dilmen</p>
<p>Darius&#8217;un oğlu Serhas&#8217;ın Yunaneli&#8217;ne karşı açtığı büyük kara ve deniz seferi, Persler&#8217;in yenilgisi. Persler&#8217;in tarafından Yunan övgüsü.  Yazar, düşmana saygılıdır, Persler&#8217;i küçümsemez. &#8220;Hamasi eedebiyatta çokça görülen düşmanı küçümseme <em>Persler&#8217;</em>de yoktur.&#8221;(Çev. Önsözü).</p>
<p><strong><a rel="attachment wp-att-810" href="http://savaska.wordpress.com/2009/11/08/persler-askhulos/aiskhylos/"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-810" title="Aiskhylos" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/11/aiskhylos.jpg?w=93&#038;h=150" alt="Aiskhylos" width="93" height="150" /></a>Eshilos</strong> (<em>Yunanca</em>: <strong>Αἰσχύλος</strong>, <em>Aiskhylos</em>) (d. yak. M.Ö. 525/524  – ö. yak. M.Ö. 456/455) Antik Yunan oyun yazarıdır.</p>
<p>M.Ö 5. yüzyılda tragedyanın asıl şeklini aldığı yazar Eshilos&#8217;tur. (M. Ö. 525-424 ) Eleusis&#8217;te doğmuştur. Bu tarih, Peisistratos&#8217;un parlak egemenliğinin onun ölümüyle son bulmasından üç yıl sonraya geliyor. Onun dönemi büyük politik kişiliklerin dönemi olmuştur. Isthenes, Miltiades, Themistokles, Kimon, Ephialtes, <span id="more-808"></span>Perikles gibi. Tümden kişisel olan nitelikleri açısından Eshilos Eleusis site devletindeki eski bir soylu aileden gelmedir. Dönemim şairleri Pindaros, Simonides, Khoirilos, Sofokles ile ilişki içindeydi. Eshilos salt bir yazar değildi, dönemin etkin düşünürlerindendi.</p>
<p>Tragedya yazmaya yaklaşık M.Ö 500&#8242;lerde, yani gençliğinde başlamıştır. 2.yüzyılda coğrafyacı Pausanias&#8217;a göre bir gece tanrı Dionysos rüyasına girip, ona yeni oluşmakta olan tragedya sanatına yönelmesini söyler. Eshilos rüyasından uyanınca bir tragedya yazmaya başlar. <strong>Maraton, Salamis, Pers savaşlarına katılmıştır.</strong> Tragedya yarışmalarına gençliğinde katılmaya başlamıştır. İlk ödülünü 485&#8242;te kazanmıştır. <span style="text-decoration:underline;">Eserlerinde koroya önem vermiş, oyunlarını mitolojiden almıştır. Tanrıların ve kahramanların en önemli ve en etkileyici taraflarını seçmiştir.</span></p>
<p>Eshilos, konuları bakımından birbiri ile ilgili üç oyunu birleştirmiş (trilogia=üçleme), sonuna bir satyr oyunu eklemiştir. Doksan kadar oyun yazmış olmasına rağmen elmizde sadece yedi tanesi ulaşmıştır. M.Ö.458 de Orestia adlı trilogiasıyla (Agamemnon, Adak sunucuları, Eumenidler) son zaferini kazanmıştır. Trilogianın konusu <em>Orestes</em> in babasının katilinden ve annesinden aldığı öçtür. Yarışmalarda elli iki kez ödül kazandığı sanılıyor. <strong>472 de sahnelediği Persler adlı oyunu diğerlerinden tarihi, konu olarak işleme bakımından farklıdır. Bu oyunda yazar, Atinalıların yiğitliklerini, Perslerin ağzından övüp Perslerin yenilgisini tanrılara bağlar.</strong> Elimize geçen yedi oyunundan ilk yazılanı Yalvarıcılar&#8217;da elli kişilik koro ve bir kahraman vardır. Eshilos bu oyunda tek bir oyuncu kullanırken Persler, Tebai&#8217;ye Karşı Yediler ve Zincire vurulmuş Prometheus adlı oyunlarıyla <span style="text-decoration:underline;">tragedyaya <strong>ikinci oyuncuyu</strong> getirmiştir ve böylece karşılıklı konuşmaların oranı artmıştır.</span></p>
<p>Oidipus&#8217;un oğullarının çatışmasını anlatan Tebai&#8217;ye Karşı Yediler ile M.Ö 467&#8242;de birincilik kazanmıştır. Zincire vurulmuş Prometheus&#8217;ta koro şarkılarının azalmasıyla oyunu konuşmalar ilerletmiştir. Konusu Promethes&#8217;un ateşi çalıp insanlara öğretmesi nedenyile Zeus tarafından cezalandırılmasıdır.</p>
<p>Eshilos <strong>oyunun sunulması ile ilgili de maske, elbise ve yüksek ayakkabılar gibi yeniliklerde getirmiştir. </strong>Dili güç anlaşılan, ağdalı bir dildi. Toplumdaki dini ve ahlaki konuları işlemiştir. Karakterlerin derinine pek inmemiş, kahramanların kin, intikam, gurur gibi duygularını başarıyla aktarmıştır.</p>
<p>Eshilos kendi doğduğu yer olan Eleusis&#8217;te temellerini bulmuş Demeter tapımı Eleusian gizemlerine yönlendirilen yunanlılardan birisiydi. İsminden de anlaşılacağı gibi tapımın üyeleri bir anlamda mistik, ulaşılması güç bilgiler edinmek zorundaydı. Bu tapımın üyeleri aksi taktirde ölüm cezası alacakları koşulda tapım dışındakilerre gizemlerle ilgili hiçbir şey anlatmama, tapımın üyelerinin kendilerinden olmayana gizemler konusunda hiçbir şeyi açığa vurmama amacıyla aksi taktirde ölümle cezalandıracakları gerçeği dolayısıyla, gizemlerle ilgili detaylar çok azdır. Bununla birlikte, Aristoteles&#8217;e göre Eshilos&#8217;un oyunlarından birine gizli bölümlerle ilgili ipuçlarını gizliden aktardığı iddia edilir. Bazı kaynaklara göre halktan kızmış biri sahnede performans sırasında Eshilos&#8217;u öldürmeye çalışmış fakat Eshilos kaçmıştır. Kendisi aleyhine açılan dava için hakim önündeyken Eshilos bu yaptığının hoş görülmesini dilemiştir. Fakat onun serbest bırakılması ise sırf Pers Savaşlarında verdiği çabalardan ötürüdür.</p>
<p><strong>Oyunları:</strong></p>
<li>Persler</li>
<li>Tebai&#8217;ye Karşı Yediler</li>
<li>Oresteia</li>
<li>Agamemnon</li>
<li>Adak Sunucuları</li>
<li>Yakarıcılar</li>
<li>Eumenidler</li>
<li>Zincire Vurulmuş Prometheus</li>
<li>kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Eshilos</li>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/808/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/808/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/808/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/808/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/808/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/808/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/808/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/808/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/808/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/808/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=808&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/11/08/persler-askhulos/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/11/persler-aiskhulos.jpg?w=160" medium="image">
			<media:title type="html">persler - aiskhülos</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/11/aiskhylos.jpg?w=93" medium="image">
			<media:title type="html">Aiskhylos</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Handan &#8211; Halide Edip Adıvar</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/handan-halide-edip-adivar/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/handan-halide-edip-adivar/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 11:39:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=803</guid>
		<description><![CDATA[Handan &#8211; Halide Edip Adıvar
Can yay. 2008, 217 sayfa
&#8220;Ne yaptın, Handan? Ne büyük bir mabedi yıktın Handan&#8217;&#8221;(s.81)
Romanın konusu yukarıdaki cümleyle,  Nazım&#8217;ın cümlesiyle özetlenebilir. 
Handan, Nazım tarafından Avrupalı tarzda yetiştirilmeye çalışılan örnek bir Türk kadını. Nazım, büyük davalar peşinde; sosyalist. Bir kavganın yüceliğinde sever handa&#8217;ı, Nazım. Ancak Handan, kavgayla paylaşmaktansa aşkı, Hüsnü Paşa&#8217;nın yaşlı-sevecen-olgun-zengin-güvenli kollarını tercih eder. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=803&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-804" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/handan-halide-edip-adivar/handan-halide-edip-adivar/"><img class="alignleft size-medium wp-image-804" title="handan - halide edip adıvar" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/handan-halide-edip-adivar.jpg?w=191&#038;h=300" alt="handan - halide edip adıvar" width="191" height="300" /></a>Handan &#8211; Halide Edip Adıvar<br />
Can yay. 2008, 217 sayfa</p>
<p>&#8220;Ne yaptın, Handan? Ne büyük bir mabedi yıktın Handan&#8217;&#8221;(s.81)</p>
<p>Romanın konusu yukarıdaki cümleyle,  Nazım&#8217;ın cümlesiyle özetlenebilir. </p>
<p>Handan, Nazım tarafından Avrupalı tarzda yetiştirilmeye çalışılan örnek bir Türk kadını. Nazım, büyük davalar peşinde; sosyalist. Bir kavganın yüceliğinde sever handa&#8217;ı, Nazım. Ancak Handan, kavgayla paylaşmaktansa aşkı, Hüsnü Paşa&#8217;nın yaşlı-sevecen-olgun-zengin-güvenli kollarını tercih eder. Nazım&#8217;ı intihara sürükler.  Handan pişman olur belki ama, artık çok geçtir. Aşk, bir anka kuşudur artık. Hüsnü paşa, Parisli yosmaların kollarındadır. Handan, buhran geçirir, hatırlamaz geçmişini, en yakın arkadaşı Neriman&#8217;ın eşine aşık<span id="more-803"></span> olur, bedbaht bir şekilde ölür.  Edebiyatımızda mektup-roman türünün örneklerinden olan bu yapıtta olay örgüsü, kahramanların birbirlerine yazdıkları mektuplarla örülmüştür.</p>
<p>Halide Edip Adıvar: </p>
<p><strong>Halide Edip Adıvar</strong> (Osmanlıca: خالده اديب اديوار; d. 1884 &#8211; ö. 9 Ocak 1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. <strong>Halide Onbaşı</strong> olarak da bilinir.</p>
<p>Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı&#8217;nda cephede Mustafa Kemal&#8217;in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı&#8217;nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.</p>
<p>II. Meşrutiyet&#8217;in ilanı ile birlikte yazarlığa başlayan Halide Edip; yazdığı yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro eseri ve çeşitli incelemeleriyle Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Türk edebiyatının en çok yapıt veren yazarlarındandır. Sinekli Bakkal adlı romanı, en bilinen eseridir. Eserlerinde kadının eğitilmesine ve toplum içindeki konumuna özellikle yer vermiş, yazıları ile kadın hakları savunuculuğu yapmıştır. Bir çok kitabı sinemaya ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır.</p>
<p>1926 yılından itibaren yurtdışında yaşadığı 14 sene boyunca verdiği konferanslar ve İngilizce olarak kaleme aldığı eserler sayesinde zamanının dış ülkelerde en çok tanınan Türk yazarı olmuştur.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi&#8217;nde edebiyat profösörü olan Halide Edip, İngiliz Filoloji Kürsüsü Başkanlığı yapmış bir akademisyen; 1950&#8242;de girdiği TBMM&#8217;de ise milletvekilliği yapmış bir siyasetçidir.</p>
<p>I.TBMM hükümetinde sağlık bakanı olan Adnan Adıvar&#8217;ın eşidir.</p>
<p>1882 veya 1884 yılında Beşiktaş, İstanbul&#8217;da doğdu. Babası Mehmet Edip Bey, annesi Fatma Berifem Hanım&#8217;dır. Annesini küçük yaşta veremden kaybetti<sup>[1]</sup>. Evde özel dersler alarak ilköğrenimini tamamladı. Yedi yaşında iken yaşını büyüterek girdiği Üsküdar Amerikan Lisesi&#8217;nden kısa bir süre sonra padişahın &#8220;<em>Hristiyan okullarında Müslüman öğrencilerin okuyamayacağı&#8221;</em> emri ile alınmış ve evde özel ders görmeye başlamıştı. Kolejde İngilizce ve Fransızca öğrenmeye başlayan Halide Edip’in İngilizce öğrenirken çevirdiği kitap 1897’de basıldı. Bu, Amerikalı çocuk kitapları yazarı Jacob Abbott&#8217;un &#8220;Ana&#8221; adlı eseri idi<sup>[2]</sup>. 1899 yılında bu çeviri nedeniyle II. Abdülhamit tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi. Aynı yıl yeniden Üsküdar Amerikan Koleji’ne kaydolabildi. Bu okulda aldığı eğitimin yaşamında büyük etkisi oldu. Okulda, Rıza Tevfik Bey&#8217;in Fransız edebiyatı derslerine katıldı ve Doğu edebiyatıyla ilgilendi. 1901 yılında mezun oldu, okulun mezun ettiği ilk kız öğrenciler arasındaydı.</p>
<p>Halide Edip, kolejin son sınıfında iken matematik öğretmeni olan Salih Zeki Bey ile okuldan mezun olduğu yıl evlendi. Eşi rasathane müdürü oluğu için evleri hep rasathane içinde oldu ve bu yaşam ona sıkıcı geldi<sup>[3]</sup>. Evliliğinin ilk yıllarında eşine Kamus-u Riyaziyat adlı eserini yazmada yardımcı oldu, ünlü İngiliz matematikçilerin yaşam öykülerini Türkçe’ye çevirdi. Birkaç Sherlock Holmes hikayesinin de çevirisini yaptı. Fransız yazar Emile Zola’nın yapıtlarına büyük ilgi duymaya başladı. Daha sonra ilgisi Shakespeare’e yöneldi ve Hamlet adlı yapıtının çevirisini yaptı. 1903 yılında ilk oğlu Ayetullah, bundan on altı ay sonra da ikinci oğlu Hasan Hikmetullah Togo dünyaya geldi. 1905 yılında gerçekleşen Japon-Rus savaşında batı uygarlığının bir parçası sayılan Rusya&#8217;yı Japonların yenmesinin verdiği sevinçle oğluna Japon Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Togo Heihachiro&#8217;nun ismini vermişti<sup>[4]</sup>.</p>
<p>Meşrutiyetin ikinci kez ilan edildiği 1908 yılı Halide Edip’in hayatında bir dönüm noktası oldu. 1908&#8242;de gazetelerde kadın haklarıyla ilgili yazılar yazmaya başladı. İlk yazısı Tevfik Fikret&#8217;in çıkardığı Tanin&#8217;de yayımlandı. Başlangıçta, -eşinin isminden ötürü- yazılarında Halide Salih imzasını kullandı. Yazıları, Osmanlı içerisindeki muhafazakâr çevrelerin tepkisini çekti. 31 Mart Ayaklanması sırasında öldürülme endişesiyle kısa süre için iki oğluyla Mısır&#8217;a gitti. Oradan İngiltere’ye giderek kadın hakları konusundaki yazıları nedeniyle kendisini tanıyan İngiliz gazeteci Isabelle Fry’ın evinde konuk oldu. İngiltere’ye gidişi o dönemde kadın-erkek eşitliği konusunda sürüp giden tartışmalara tanık olmasına, Bertrand Russell gibi fikir adamlarıyla tanışmasına vesile oldu<sup>[5]</sup>.</p>
<p>1909&#8242;da İstanbul&#8217;a geri döndü; siyasi içerikli yazıların yanı sıra edebi yazılar da yayımlamaya başladı. <strong>Heyyula</strong> ve <strong>Raik&#8217;in Annesi</strong> adlı romanları basıldı. Bu arada Kız Öğretmen okullarında öğretmenlik ile vakıf okullarında müfettişlik görevlerinde bulundu. İleride yazacağı Sinekli Bakkal adlı ünlü romanı, bu görevler gereği İstanbul’un eski ve arka mahallerini tanıması sayesinde ortaya çıkmıştı.</p>
<p>Eşi Salih Zeki Bey&#8217;in ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine ondan 1910 yılında boşandı ve artık yazılarında Halide Salih yerine Halide Edip adını kullanmaya başladı. Aynı yıl <strong>Seviyye Talib</strong> romanını yayımladı. Bu roman, bir kadının kocasını terk ederek sevdiği erkekle yaşayışını anlatır ve feminist bir eser olarak değerlendirilir. Basıldığı dönemde bir çok eleştiriye maruz kamıştır. Halide Edip, 1911 yılında ikinci kez İngiltere&#8217;ye gitti, kısa bir süre kaldı. Yurda döndüğünde Balkan Savaşı başlamıştı.</p>
<p>Balkan Savaşı yıllarında kadınlar toplum yaşamında daha aktif rol almaya başlamışlardı. Halide Edip de bu yıllarda Teali-i Nisvan Cemiyeti’ni (Kadınları Yükseltme Derneği) kurucuları arasında yer aldı ve yardım işlerinde çalıştı. Öğetmenlik mesleğinin içinde olduğundan eğitim ile ilgili bir kitap yazmaya yöneldi ve Amerikalı düşünür ve eğitimci Herman Harrell Horne&#8217;un The Psychological Principle of Education (Eğitimin Psikolojik Temeli) adlı eserinden yararlanarak <strong>Talim ve Edebiyat</strong> adlı kitabı yazdı<sup>[6]</sup>. Aynı dönemde Türk Ocağı içinde Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi gibi yazarlarla tanıştı. Bu kişilerle dostluğu sonucu Turancılık fikrini benimseyen Halide Edip, bu düşüncenin etkisiyle <strong>Yeni Turan</strong> adlı eserini yazdı. 1911&#8242;de <strong>Harap Mabetler</strong> ve <strong>Handan</strong> isimli romanları yayımlandı.</p>
<p>Balkan Savaşları 1913’de sona ermişti. Öğretmenlikten istifa eden Halide Edip, Kız Mektepleri Umumi Müfettişliği görevine getirildi. I. Dünya Savaşı başladığında bu görevdeydi. 1916&#8242;da Cemal Paşa&#8217;nın daveti üzerine okul açmak üzere Lübnan ve Suriye&#8217;ye gitti. Aynı yıl bir aşk romanı olan <strong>Son Eseri</strong> adlı kitabı basıldı. Arap eyaletlerinde iki kız okulu ve bir yetimhane açtı. Orada bulunduğu sırada babasına verdiği vekalet ile Bursa’da, aile doktorları Adnan Adıvar ile nikahları kıyıldı. Lübnan’da iken <strong>Kenan Çobanları</strong> adlı 3 perdelik operanın librettosunu yayımladı, eseri Vedi Sebra besteledi<sup>[7]</sup>. Yusuf Peygamber ve kardeşlerini konu alan bu eser, o yıllarda savaş koşullarına rağmen yetimhane öğrencileri tarafından 13 defa sahneye kondu<sup>[8]</sup>. Türk ordularının Lübnan ve Suriye&#8217;yi boşaltması üzerine 4 Mart 1918’de İstanbul&#8217;a döndü. Yazar, hayatının buraya kadar olan bölümünü Mor Salkımlı Ev adlı kitabında anlatmıştır.</p>
<p>Halide Edip, İstanbul’a döndükten sonra Darülfünun&#8217;da Batı edebiyatı okutmaya başladı. İzmir&#8217;in işgalinden sonra &#8220;milli mücadele&#8221; en önemli işi haline geldi. Türk Ocakları’nda çalıştı. Karakol adlı gizli örgüte girerek Anadolu’ya silah kaçırma işinde rol aldı. Vakit Gazetesi&#8217;nin sürekli yazarı, M. Zekeriya ve eşi Sabiha Hanım&#8217;ın çıkarttıkları Büyük Mecmua&#8217;nın başyazarı oldu.</p>
<p>Milli Mücadele taraftarı aydınların bir kısmı işgalcilere karşı ABD ile işbirliği yapma düşüncesiydi, Halide Edip bu düşüncedeki Refik Halit, Ahmet Emin, Yunus Nadi gibi aydınlarla 14 Ocak 1919&#8242;da Wilson Prensipleri Cemiyeti&#8217;nin kurucuları arasında yer aldı. Halide Hanım, milli mücaelenin önderi Mustafa Kemal&#8217;e yazdığı bir mektupla ABD mandası tezini açıkladı ancak bu tez temmuz ayında Mustafa Kemal önderliğindeki Erzurum Kongresi&#8217;nde uzun uzun tartışılacak ve reddedilecektir. Yıllar sonra Mustafa Kemal&#8217;in Nutuk adlı eserinde tam metnine yer vereceği mektubu yüzünden Halide Edip, &#8220;mandacı&#8221; olarak suçlanmış, hatta &#8220;hain&#8221; olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p>15 Mayıs 1919 günü İzmir’i Yunanlıların işgal etmesi üzerine İstanbul’da ardı ardına protesto mitingleri düzenlenmekteydi. İyi bir hatip olan Halide Edib, 19 Mayıs 1919 günü Asri Kadınlar Birliği’nin düzenlediği ve kadın hatiplerin de konuşmacı olduğu ilk açıkhava mitingi olan Fatih Mitingi’nde kürsüye çıkan ilk konuşmacıydı, attığı nutuk ile belleklerde büyük iz bıraktı. 20 Mayıs’ta Üsküdar mitingi, 22 Mayıs’ta Kadıköy mitingine katıldı. Bunları Halide Edip’in başkahramanı haline geldiği Sultanahmet mitingi izledi. Önceden hazırlanmadan ve yazmadan yaptığı konuşmada sarf ettiği <em>“Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır.”</em> cümlesi bir vecize halini aldı.</p>
<p>İngilizler İstanbul’u 16 Mart 1920’de işgal ettiler. Hakkında idam emri çıkardıkları ilk kişiler arasında Halide Edip ve eşi Dr. Adnan da vardır. 24 Mayıs’ta padişah tarafından onaylanan kararda idama mahkum edilen ilk 6 kişi şunlardı: Mustafa Kemal, Kara Vasıf, Ali Fuat Paşa, Ahmet Rüstem, Dr. Adnan ve Halide Edip.</p>
<p>Haklarında idam karar çıkmadan önce Halide Edip, eşi ile birlikte İstanbul’dan ayrılıp Ankara’daki milli mücadeleye katılmıştı. Çocuklarını İstanbul’da yatılı okulda bırakarak 19 Mart 1920 günü Adnan Bey ile at sırtında yola çıkan Halide Hanım, Geyve’ye ulaştıktan sonra buluştukları Yunus Nadi Bey ile birlikte trene binip Ankara’ya gitmiş ve 2 Nisan 1920 günü Ankara’ya varmıştı.</p>
<p>Halide Edip, Ankara’da Kalaba(Keçiören)’daki karargahda görev aldı. Ankara yolunda iken Akhisar İstasyonu&#8217;nda Yunus Nadi Bey ile birlikte kararlaştırdıkları gibi Anadolu Ajansı isimli bir haber ajansının kurulması Mustafa Kemal Paşa&#8217;dan onay görünce ajans için çalışmaya başladı. Ajansın muahabiri, yazarı, yöneticisi, ayakişlerine bakanı olarak çalışıyordu. Haber derleyip milli mücadeleye ilişkin bilgileri telgrafı olan yerlere telgrafla iletmek, olmayan yerlerde cami avlusuna afiş olarak yapıştırılmalarını sağlamak; Avrupa basınını takip edip batılı gazetecilerle iletişim kurmak; Mustafa Kemal&#8217;in yabancı gazetecilerle görüşmesini sağlamak, bu görüşmelerde tercümanlık yapmak; Yunus Nadi Bey&#8217;in çıkardığı Hakimiyet-i Milliye gazetesine yardımcı olmak ve Mustafa Kemal&#8217;in diğer yazıişleri ile ilgilenmek Halide Edip&#8217;in yürüttüğü işlerdi.<sup>[9]</sup>.</p>
<p>1921’de Ankara Kızılay başkanı oldu. Aynı yılın Haziran ayında Eskişehir Kızılay’da hastabakıcılık yaptı. Ağustos’ta orduya katılma isteğini Mustafa Kemal’e telgrafla iletti ve cephe karargâhında görevlendirildi. Sakarya Savaşı sırasında onbaşı oldu. Yunanlıların halka verdiği zararları incelemek ve raporlamakla sorumlu Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda görevlendirildi. <strong>Vurun Kahpeye</strong> adlı romanının konusu bu dönemde oluştu. <strong>Türk&#8217;ün Ateşle İmtihanı</strong>(1922) adlı anı kitabı, <strong>Ateşten Gömlek</strong>(1922), <strong>Kalp Ağrısı</strong> (1924), <strong>Zeyno&#8217;nun Oğlu</strong> adlı romanlarında Kurtuluş Savaşı&#8217;nın değişik yönlerini gerçekçi biçimde dile getirebilmesini savaştaki deneyimlerine borçludur.</p>
<p>Savaş boyunca cephe karargahında görev yapan Halide Edip, 30 Ağustos Zaferi’nden sonra ordu ile İzmir’e gitti. İzmir’e yürüyüş sırasında rütbesi başçavuşluğa yükseldi. Savaştaki yararlılıklarından ötürü İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı, Türk ordusunun zaferiyle sonuçlandıktan sonra Ankara&#8217;ya döndü. Eşi, Dışişler Bakanlığı&#8217;nın İstanbul temsilciliği ile görevlendirilince birlikte İstanbul&#8217;a gittiler. Anılarının buraya kadar olan kısmını Türk&#8217;ün Ateşle İmtihanı adlı eserinde anlatmıştır.</p>
<p>Halide Edip, cumhuriyetin ilanından sonra Akşam, Vakit ve İkdam gazetelerinde yazdı. Bu arada Cumhuriyet Halk Fırkası ve Mustafa Kemal Atatürk ile siyasi fikir ayrılıkları yaşadı. Eşi Adnan Adıvar&#8217;ın Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nın kuruluşunda yer alması sonucu iktidar çevresinden uzaklaştılar. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası&#8217;nın kapatılıp Takrir-i Sükun kanununun kabul edilmesiyle tek parti döneminin başlayınca, kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye&#8217;den ayrılarak İngiltere&#8217;ye gitti. 1939 yılına kadar 14 yıl boyunca yurtdışında yaşadı. Bu sürenin 4 yılı İngiltere&#8217;de, 10 yılı da Fransa&#8217;da geçti.</p>
<p>Halide Edip, yurtdışında yaşadığı dönemde kitap yazmayı sürdürdüğü gibi Türk kültürünü dünya kamuoyuna tanıtmak amacıyla pek çok yere konferanslar verdi. İngiltere&#8217;de Cambridge, Oxford; Fransa&#8217;da Sorbonne Üniversitelerinde konuşmacı oldu. 2 defa Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne bir defa da Hindistan&#8217;a davet edilerek gitti. 1928 yılında ABD&#8217;ye ilk gidişinde Williamstown Siyaset Enstitüsü&#8217;nde yuvarlak masa konferansına başkanlık yapan ilk kadın olarak büyük ilgi çekti. Artık ABD&#8217;de yaşamakta olan oğullarını, Anadolu&#8217;da milli mücadeleye katılmak için onlardan ayrılışından 9 yıl sonra ilk defa bu gezi sırasında tekrar görebildi. 1932 yılında Columbia Üniversitesi Bernard Kolej&#8217;den gelen çağrı üzerine ikinci kez ABD&#8217;ye gitti ve ilk gidişindeki gibi seri konferanslarla ülkeyi dolaştı. Yale, Illinois, Michigan üniversitelerinde konferanslar verdi. Bu konferansların sonucu olarak <strong>Türkiye Batıya Bakıyor</strong> adlı eseri ortaya çıktı<sup>[6]</sup>. 1935 yılında İslam üniversitesi Jamia Milia&#8217;yı kurmak için açılan kampanyaya katılmak üzere Hindistan&#8217;a çağırıldığında Delhi, Kalküta, Benares, Haydarabad, Aligar, Lahor ve Peşaver Üniversitelerinde dersler verdi. Konferanslarını bir kitapta topladı, ayrıca Hindistan izlenimlerini içeren bir kitap yazdı.<br />
1936 yılında en ünlü eseri olan <strong>Sinekli Bakkal</strong>’ın İngilizce orijnali &#8220;The Daughter of the Clown&#8221; yayımladı. Roman aynı yıl Türkçe olarak Haber gazetesi&#8217;nde tefrika edildi. Bu eser 1943 yılında CHP Ödülü’nü aldı ve Türkiye’de en çok baskı yapan roman oldu.</p>
<p>1939&#8242;da İstanbul&#8217;a döndü ve 1940 yılında İstanbul Üniversitesi&#8217;nde İngiliz Filolojisi kürsüsünü kurmakla görevlendirildi ve 10 yıl kürsü başkanlığını yürüttü. Shakespeare hakkında verdiği açılış dersi büyük yankı uyandırdı.</p>
<p>1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili olarak TBMM&#8217;ye girdi ve bağımsız milletvekili olarak görev aldı. 5 Ocak 1954 günü Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde <strong>Siyasi Vedaname</strong> başlıklı bir yazı yayımlayarak bu görevinden ayrıldı ve tekrar üniversitede görev aldı. 1955&#8242;te eşi Adnan Bey&#8217;in kaybı ile sarsıldı.</p>
<p>Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında İstanbul&#8217;da 82 yaşındayken böbrek yetmezliği nedeniyle yaşamını yitirdi. Cenazesi, İstanbul Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.</p>
<h2>Eserleri</h2>
<h3>Romanları</h3>
<ul>
<li>Heyula (1908)</li>
<li>Raik’in Annesi (1909)</li>
<li>Seviye Talip (1910)</li>
<li>Handan (1912)</li>
<li>Yeni Turan (1912)</li>
<li>Son Eseri (1913)</li>
<li>Mev’ud Hüküm (1918)</li>
<li>Ateşten Gömlek (1923)</li>
<li>Vurun Kahpeye (1923)</li>
<li>Kalp Ağrısı (1924)</li>
<li>Zeyno&#8217;nun oğlu (1928)</li>
<li>Sinekli Bakkal (1936)</li>
<li>Yolpalas Cinayeti (1937)</li>
<li>Tatarcık (1939)</li>
<li>Sonsuz Panayır (1946)</li>
<li>Döner Ayna (1954)</li>
<li>Akile Hanım Sokağı (1958)</li>
<li>Kerim Ustanın Oğlu (1958)</li>
<li>Sevda Sokağı Komedyası (1959)</li>
<li>Çaresaz (1961)</li>
<li>Hayat Parçaları (1963)</li>
</ul>
<h3>Hikayeleri</h3>
<ul>
<li>İzmir’den Bursa’ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile birlikte, 1922)</li>
<li>Harap Mabetler (1911)</li>
<li>Dağa Çıkan Kurt (1922)</li>
<li>Kubbede Kalan Hoş Seda (1974)</li>
</ul>
<h3>Anı</h3>
<ul>
<li>Türk&#8217;ün Ateşle İmtihanı (1962)</li>
<li>Mor Salkımlı Ev (1963)</li>
</ul>
<h3>Tiyatro</h3>
<ul>
<li>Kenan Çobanları (1916)</li>
<li>Maske ve Ruh (1945)</li>
</ul>
<h2>Kaynakça</h2>
<ol>
<li><strong>^</strong> http://www.edebiyat.tc/mor-salkimli-ev/</li>
<li><strong>^</strong> http://www.absoluteastronomy.com/topics/Halide_Edip_Adivar</li>
<li><strong>^</strong> http://www.bolbilgi.com/halide-edip-adivar-t93009.html</li>
<li><strong>^</strong> http://www.serdarsabri.com/2008/12/japon-rus-sava-1904-05.html</li>
<li><strong>^</strong> http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0001676.pdf</li>
<li><strong>^</strong> <strong><em><sup>a</sup></em></strong> <strong><em><sup>b</sup></em></strong> http://serdarsuvari.com/serdar_dosyalar/edebiyat/haide_edip_adi_var.doc</li>
<li><strong>^</strong> http://www.edebiyatekibi.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=123&amp;Itemid=29</li>
<li><strong>^</strong> Derindusunce.org, 08 Eylül 2008, Tuncay Yılmazer, Bir Milliyetçinin Otobiyografisi &#8211; Mor salkimli Ev</li>
<li><strong>^</strong> http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=217135</li>
</ol>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Halide_Edip_Ad%C4%B1var">http://tr.wikipedia.org/wiki/Halide_Edip_Ad%C4%B1var</a></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/803/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/803/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/803/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/803/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/803/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/803/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/803/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/803/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/803/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/803/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=803&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/handan-halide-edip-adivar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/handan-halide-edip-adivar.jpg?w=191" medium="image">
			<media:title type="html">handan - halide edip adıvar</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>İşkenceci- Alev Alatlı</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/795/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/795/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 11:17:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[İşkenceci- Alev Alatlı
Alfa, 2002, 4. baskı, 108 sayfa
Alev Alatlı, “Bu kitabın adı, yanlış,” diyor, “kitabın amacını aşan bir isim ‘İşkenceci.’ Belki de, ‘Oğul’ gibi, hatta ‘Ağa oğlu’ gibi bir isim daha iyi olurdu. Güneydoğu’da 1960 askeri darbesinden sonra çıkarılan 4753 sayılı sözde Toprak Reformu kanunun perişan ettiği Demokrat Partili bir toprak ağasının tek oğlu olarak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=795&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-794" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/795/iskenceci-alev-alatli/"><img class="alignleft size-full wp-image-794" title="işkenceci- alev alatlı" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/iskenceci-alev-alatli.jpg?w=200&#038;h=293" alt="işkenceci- alev alatlı" width="200" height="293" /></a><strong>İşkenceci- </strong><a href="http://www.alevalatli.com/" target="_blank"><strong>Alev Alatlı</strong></a><br />
Alfa, 2002, 4. baskı, 108 sayfa</p>
<p>Alev Alatlı, “Bu kitabın adı, yanlış,” diyor, “kitabın amacını aşan bir isim ‘İşkenceci.’ Belki de, ‘Oğul’ gibi, hatta ‘Ağa oğlu’ gibi bir isim daha iyi olurdu. Güneydoğu’da 1960 askeri darbesinden sonra çıkarılan 4753 sayılı sözde Toprak Reformu kanunun perişan ettiği Demokrat Partili bir toprak ağasının tek oğlu olarak doğan bebeciği, işkenceciye dönüştüren süreci anlatır çünkü. Belki de yeni baskılarda adını değişti&#8230;</p>
<p>&#8220;Türkiye´de işkence gören ile işkenceci arasındaki fark, Birinci Şube´de tutukluyu polis memurundan ayıran, kötü kontrplak kadar incedir. Mazlumla zalim her zaman yer değiştirebilirler. Çünkü bu ülkenin insanı &#8220;mezalim&#8221;e tepki göstermeyecek kadar zalim olabilir.&#8221; &#8211; Alev Alatlı- (Arka Kapak)<span id="more-795"></span></p>
<p>Tadımlık: </p>
<p>Okuldan atarlar mıydı, bilemedi. Kendisi gitti, okuma kitaplarındaki tasvirler gibi bir öğretmen oldu: Lacivert tayyörlü, alçak topuklu, beyaz gömlekli, sıkı topuzlu. Renkleri unuttu, siyah beyaza döndü. Cetvel kadar düz, pergel kadar mutlak oldu. Okul müdürlerinden sonra, çoğu zaman ona rağmen, en çok sözü geçen oydu. En erken gelen, en geç giden oydu. Öğretmenler marşı onun için yazılmıştı,</p>
<p>“Öğren, öğret halka hakkı, gürle coş!”</p>
<p>Taşlaşmış toprak bahçeyi dolduran, kendilerine son süslerini vermiş kenar mahalle verilerine hazzetmeyerek baktı. Ününden ürken kalabalık bakışından cesaretlendi, hareketlendi. Kasketli, altın köstebekli biri, mongoloid olduğu yüzünden akan oğlunu çekerek yaklaştı.</p>
<p>“Eti senin, kemiği bizim, hoca’nım,” diye yılıştı. Sesini alçalttı,</p>
<p>“Sen bizi memnun et, biz de seni.”</p>
<p>“Anam, artık ne olursa senden olur!” Hizmetçi kılıklı kadın azman ellerini hamile karnına çekti, orasına burasına yapıştırdı,</p>
<p>“Biz fukarayık, bir umudumuz bundadır. Evini neyini temizlerim, anam. İş ki sen bunu okut!”</p>
<p>Şarkıcılığa namzet, gözleri her tarafta, dudak boyası sıvaşık genç kız, bacaklarının arasından çıkmamakta ısrarlı kardeşinin kulağına yapıştı,</p>
<p>“Öp öğretmeninin elini!”</p>
<p>Çocuğun tükürüğünü ıskalayamayınca delirdi, beynine beynine indirdi,</p>
<p>“’mına koyyım! Ne vuruyon be!” haykırdı çocuk. Gözü Merafet Öğretmen’e ilişti,</p>
<p>“Hepinizin ’mına koyyım!”</p>
<p>Bahçenin dışına kadar sürükledi ablası, daha ilk günden mimlenmesini istemiyordu.</p>
<p>İyi bir aileden olduğu kızının başını bağladığı enli tafta kurdeleden belli, incili, ruganlı, permalı ev hanımı diğer velilere sürünmemeye çalışarak yaklaştı,</p>
<p>“Allah sabır versin, hoca’nım,” Merafet Öğretmen’den yana olduğunu belirtti,</p>
<p>“Pek de&#8230;” kalabalığı süzdü, yüzünü buruşturdu, “pek de düşük seviye, değil mi?” boynunu büktü, kırıttı,</p>
<p>&#8220;Sizin gibi bir muallime, çok daha seviyeli okullara lâyık!” Kendisinin de bu kalabalığın içinde yer almış olma nedenini açıklamak istermiş gibi alelacele ekledi,</p>
<p>“Tabii, memuriyet bu. Benim eşim de, Aylin’in babası,” kızını öne sürdü,</p>
<p>“Öp öğretmeninin elini! Adliye’de başkâtiptir. Biz de buraya tayin edildik. Ankara’dan,” elini uzattı,</p>
<p>“Benim adım, Ayten.”</p>
<p>Kenar mahalle velileri Merafet Öğretmen’in elini sıkmayı başaran veliden uzaklaştılar, bir halka oluşturup seyretmeye koyuldular.</p>
<p>“Aylin okumasını biliyor, öğretmeni,” sürdürdü kadın, “öğretmenini hiç üzmeyecek, değil mi kızım?”</p>
<p>Cevap yerine, yüzünü nenesinin koluna saklamayı yeğledi çocuk. Bir bacağını diğerinin arkasına doladı, tek ayak üstünde kaldı. Düşmesin diye de yaslandı. Ayten Hanım sinirleniverdi.</p>
<p>“Doğru dur! O ne biçim duruş öyle!”</p>
<p>“Nasıl olsa öğrenir,” dedi, Merafet Öğretmen, aklı başka yerdeydi, “Biz bütün çocuklarımızı vatana hayırlı evlâtlar olsunlar diye yetiştirmeye gayret ederiz.”</p>
<p>“Ah, tabii, muhakkak!” dedi, Ayten Hanım, biraz bozularak.</p>
<p>Hizmetçi kılıklı veli, bozulmasını hayra yordu, yanındaki kadının böğrünü dirsekledi,</p>
<p>“Gördün mü bak,” dedi, duyulmasını istediği bir sesle, “ne güzel konuşur hoca’nım!”</p>
<p>Ayten Hanım altta kalmak istemedi.</p>
<p>“Ne güzel söylediniz! Hoca’nım tüylerim diken diken oldu vallahi.” Diken diken olmuş tüylerini gösterdi,</p>
<p>Biz Anadolu’da çok gezdik, eşimin vazifesi icabı, tabii. Allah sizi inandırsın, Türk köylüsü kadar sadık, vefakâr insan yoktur! Öl deyin, ölsünler sizin için! Eşime bir işleri düşmeyegörsün, artık nasıl karşılık vereceklerini bilmezler!”</p>
<p>Devlet memurundan, devlet memuruna kinayeyi hissetti, sıkıldı Merafet Öğretmen. Saatine baktı,</p>
<p>“Müsaadenizle,” dedi, “zil çalmak üzere.”</p>
<p>Döndü, Abdurrahman Ağa ile burun buruna geldi.</p>
<p>“Hele, hoca’nım,” başladı, İşkenceci’nin babası, Mintanı, yeleği tespihi ânında gördü,</p>
<p>“Sonra, daha sonra!” elinin tersiyle itekledi, kendisine yol açtı Merafet Öğretmen.</p>
<p>“Hazır ol!”</p>
<p>İtiş kakış toparlandı çocuklar.</p>
<p>“İstiklâl Marşı! Ses veriyorum!”</p>
<p>“Kork-maaa!” çığırdı, Merafet Öğretmen,</p>
<p>“Kork-ma!”</p>
<p>Taş kesildiler.</p>
<p>“Kor-ma,” düşmanlarını çağrıştırdı, “sönmez” yufka tandırını; “bu” buydu, “şafak”ı bilemedi, “larda”yı bilemedi, “yüzden”i bilemedi, “al”, sünnet yorganının rengiydi, “sancak”ı bilemedi İşkenceci. Bildikleri, yani kan davası, sünnet yorganı, bir araya gelemedi.</p>
<p>“Sönmeden”, tandıra atılacak tezekti, “yurdumun”, yurttu işte, İstanbul mu, esas memleketi mi bilemedi, “üstünde” altındayı çağrıştırdı, “tüten” ateşi, “en son”u bilemedi, “ocak”ı çamaşır kazanından bildi.</p>
<p>Memleketteki tandır sönerse, tüter, ocak yanmazı düşündü.</p>
<p>“O”yu işaretparmağından bildi, “benim”i kendinden bildi, “millet”i camiden bildi, “yıldız” ile “parlayacak”ı geceden bildi, “ancak”ı bilemedi.</p>
<p>Milletin bir yıldız vardı, parlıyordu.</p>
<p>“Çatma” çatı çatmaktı, “kurban” bayramdı. “Kurban olayım” nenesi derdi, “çehre”yi bilemedi, “ey”i iyi sandı, “Nazlı” halasının adıydı, “hilâl”i ramazandan bildi.</p>
<p>Çatı, kurban, nenesi, ramazan bir araya gelmedi.</p>
<p>“Kahraman” babasını alan askeri çağrıştırdı, “ırk”ı bilemedi, “bir”i bildi, “gül” çiçekti, “ne”yi bildi, “kanlarımız”ı bildi, “sonra”yı bildi, “helâl” babasının karısıydı, “Hakkı’dır” kâhyanın ismiydi, “Hakk’ka”yı bilemedi, “tapan”ı bilemedi, “millet”i camiden biliyordu, “istiklâl”i hiç bilemedi.</p>
<p>Gül fidanının yanında askeri jip, Sarılar’ın vurduğu amcaoğlunun kanlı gömleği, anası, amcası yan yana geldiler.</p>
<p>“And”ın nasıl bir içecek olduğunu ne o zaman, ne daha sonra bildi.</p>
<p>“Türk”ümü bildi, “doğruyum” eşkiye çağrıştırdı, “çalışkan”ımı bildi.</p>
<p>“Yasam”dan mahkeme kastediliyordu, “küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak”tan büyüklerin küçükleri mahkemeden kurtarmalarını anladı. “Yurt”u, “millet”i, memleketinde kalmıştı, “özümden çok sevmektir”i bilemedi.</p>
<p>“Ülkü”m birisinin kızıydı, “yükselmek” ilçe başkanıydı, “ileri gitmek”, traktör ileri giderdi.</p>
<p>“Varlığım” altın bilezikti, “Türk varlığına”, Türklerin altın bilezikleriydi, “armağan” memleketteki ölü yıkayıcısı kocakarıyı hatırlattı; bazı ölüler üzerlerine su döküldükçe güzelleşirler, bazıları da çirkinleşirlerdi. Ölüler güzelleşti mi, “Allah hepimize öyle ölüm armağan etsin,” derdi.</p>
<p>“Ey”, iyi idi, “bu”yu bildi, “sağlanan”ı bilemedi, geldiği yerde dağ yoktu, “ulu”yu bilemedi, “Atatürk” kulağındaydı, “açtığı yolda”, çeşmenin yolu hâlâ açılmamıştı, “kurduğum” çadırdı, “ülkü” nasıl kurulur bilemedi, “gösterdiğini” bildi, “amaç”ı bilemedi, “hiç durmadan”ı bildi, “yürüyeceğim”i bildi” neyi içeceğini bilemedi.</p>
<p>Yan yana koydu, hiçbirini bilemedi.</p>
<p>Kafdağı’nın ardındaki adam yine dikti görmeyen gözlerini,</p>
<p>“Obskürantizm,” diye söylendi, “bu bir cinayet!”</p>
<p>İŞKENCECİ<br />
Alev Alatlı<br />
Alfa Yayınları<br />
4. baskı, Şubat 2002, Sf. 40-45 (alıntı:<a href="http://www.tutunamayanlar.net/forum/iskenceci-alev-alatli-t1472.0.html">http://www.tutunamayanlar.net/forum/iskenceci-alev-alatli-t1472.0.html</a>)</p>
<p><strong>ALEV ALATLI: </strong></p>
<p style="text-indent:30px;">1944’de, İzmir&#8217;de dünyaya geldi. Ankara&#8217;da başladığı ilkokulu, babasının mesleği dolayısıyla ülkenin muhtelif okullarında tamamladı. Ortaokuldan sonra da babasının ateşemiliter olarak Tokyoya gönderilmesi Alev Alatlı&#8217;nın da Tokyo macerasını başlattı. Lise&#8217;yi Amerikan Kolejinde bitirdi. Daha sonra Türkiye&#8217;ye döndüler ve Alatlı üniversiteyi de Ortadoğu Teknik Üniversitesi Ekonomi-İstatistik bölümüne girdi.</p>
<p style="text-indent:30px;">Üniversite&#8217;yi bitirdikten sonra yüksek lisans yapmak üzere Amerika&#8217;ya gitti. Daha sonra doktorasını Felsefe üzerine verdi. Alatlı bu dönemde ilgi duymaya başladığı Düşünce Tarihi ve İlahiyat üzerine Türkiye&#8217;ye döndüğünde 5 yıl araştırmalar yaptı. Bu dönemde İstanbul Üniversitesi ve DPT&#8217;de görev aldı. Daha sonra Universty of California, Berkeley&#8217;in Türkiye&#8217;de yürüttüğü bir psiko-dilbilim projesinin İstanbul ayağını üstlendi. Cumhuriyet Gazetesi ile ortak &#8220;Bizim English&#8221; isimli, Türkçe temelli bir İngilizce öğretim dergisi çıkardı. YAZKO yazarlar kooperatifinde görev aldı. 1984 yılında hep yapmak istediği bir işi yapmak için eve çekildi ve yazmaya başladı.</p>
<p style="text-indent:30px;">Basılan ilk romanı &#8220;Yaseminler Tüter mi Hala?&#8221; Ocak, 1985’de çıktı. &#8220;Yaseminler Türer mi Hala?&#8221; Eleni olarak doğan, Naciye’ye dönüşen, Türk kocasına dört çocuk doğurduktan sonra Eski Hisar göçmeni bir Anadolu Rum’u ile evlenen bir kadının sahiciye yakın hikayesidir.</p>
<p style="text-indent:30px;">İkinci kitabı, &#8220;İşkenceci&#8221; bir yıl sonra geldi, 1986. Burada da &#8220;şiddet&#8221;i ve şiddetin türevi &#8220;işkence&#8221;yi irdeledi &#8211; Türkiye toplumunun şiddete yatkınlığına işaret etti.</p>
<p style="text-indent:30px;">Yazar bu eserden sonra Türkiye Psikoloji de denilebilecek eserler meydana getirmeye başladı. Bu bağlamda &#8220;Or&#8217;de kimse varmı?&#8221; adlı dört ciltlik kitabını yayımladı. Yazar bu kitap hakkında şunları söylüyor: &#8220;Or’da kimse var mı? Benim sorduğum bir soruydu. Bu düşündüklerimi sadece ben mi düşünüyorum diye bir soru. Gördük ki, hayır, kitap 1992’de basıldı, o zamandan beri her yıl sessiz sedasız yeni bir baskı yapıyor. Or’da ne çok insan varmış, meğer! Dörtlü, 1970-1990 arası Türk ruhunun cenklerini anlatır &#8211; sosyalizmle, sosyal demokrasiyle, ülkücülükle, İslamiyetle, Kürtçülükle cenklerini. Bu arada da trajik bir kadın, Günay Rodoplu, kimselere dert anlatamadan ömrünü tamamlar. Dert anlatamadan, çünkü Günay Rodoplu, hiç farkında değildir ama &#8220;fuzzy&#8221;dir. &#8220;Fuzzy&#8221; yani çokdeğişkenli mantık, yani, yeni fizik, yani kaos teorisi, Kelebek Etkisi. &#8220;Hem solcuyum hem de sağcı&#8221; dediği için dışlanmış, ne Şiran’a ne de Selahattin’e yar olamamıştır, mesela. Zamanın toplumu &#8220;Holistic&#8221; ya da &#8220;bütüncül&#8221; düşünceden çok uzaktır onun için kadına kıyarlar.&#8221; (KAYNAK: <a href="http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1270">http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1270</a>)</p>
<p style="text-indent:30px;">ESERLERİ:</p>
<h3>Roman</h3>
<ul>
<li>Yaseminler Tüter Mi Hala? (1985)</li>
<li>İşkenceci (1986)</li>
<li>Kadere Karşı Koy A.Ş. (1995)</li>
</ul>
<h4>          Or&#8217;da Kimse Var mı?</h4>
<ul>
<li>1. Viva La Muerte (Yaşasın ölüm) (1992)</li>
<li>2. Nuke Türkiye (1993)</li>
<li>3. Valla Kurda Yedirdin Beni (1993)</li>
<li>4. O.K. Musti Türkiye Tamamdır (1994)</li>
</ul>
<h4>          Schrödinger&#8217;in Kedisi</h4>
<ul>
<li>1. Kabus (2001)</li>
<li>2. Rüya (2001)&#8230;</li>
</ul>
<h4>         Gogol&#8217;un İzinde</h4>
<ul>
<li>1. Aydınlanma Değil Merhamet!.</li>
<li>2. Dünya Nöbeti (2005)</li>
<li>3. Eyy Uhnem Eyy Uhnem (2008)</li>
</ul>
<h3>İnceleme &#8211; Deneme</h3>
<ul>
<li>Aydın Despotizmi (1986)</li>
<li>Eylül 1998</li>
<li>Hayır Diyebilmeli İnsan (2005)</li>
<li>Şimdi Değilse Ne Zaman.</li>
<li>Hollywood&#8217;u Kapattığım Gün (2009)</li>
</ul>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/795/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/795/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/795/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=795&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/795/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/iskenceci-alev-alatli.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">işkenceci- alev alatlı</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Çok Bilen Çok Yanılır &#8211; Recaizade Mahmut Ekrem</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 11:04:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=789</guid>
		<description><![CDATA[Çok Bilen Çok Yanılır &#8211; Recaizade Mahmut Ekrem
Bordo Siyah yay. İst.2005, 115 sayfa
Yazar bu oyunun konusunu, yapısı ve anlatımı Binbir gece Masalları&#8217;na benzeyen  Binbir Gündüz Hikayeleri&#8217;nin çevirisinde bulunan &#8220;Musullu Fazlullah Hikayesi&#8220;nden almıştır.
Eserin konusunu, Kadı Azmi Efendi&#8217;nin, kaymakamı çekememesi ve kaymakamın kızını işsiz güçsüz bir seyyahla(İhsan, aslında Vali&#8217;nin oğludur) evlenmesi için yaptığı düzenbazlık ve kendi kazdığı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=789&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-790" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem/"><img class="alignleft size-medium wp-image-790" title="Çok Bilen Çok Yanılır Recaizade mahmut Ekrem" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem.jpg?w=154&#038;h=300" alt="Çok Bilen Çok Yanılır Recaizade mahmut Ekrem" width="154" height="300" /></a>Çok Bilen Çok Yanılır &#8211; Recaizade Mahmut Ekrem<br />
Bordo Siyah yay. İst.2005, 115 sayfa</p>
<p>Yazar bu oyunun konusunu, yapısı ve anlatımı Binbir gece Masalları&#8217;na benzeyen  Binbir Gündüz Hikayeleri&#8217;nin çevirisinde bulunan &#8220;<em>Musullu Fazlullah Hikayesi</em>&#8220;nden almıştır.</p>
<p>Eserin konusunu, Kadı Azmi Efendi&#8217;nin, kaymakamı çekememesi ve kaymakamın kızını işsiz güçsüz bir seyyahla(İhsan, aslında Vali&#8217;nin oğludur) evlenmesi için yaptığı düzenbazlık ve kendi kazdığı kuyuya kendisinin düşmesi üzerine kuruludur. Kaymakam&#8217;ın kızı, Azmi Efendi&#8217;ye kendi yüzünü gösterir, ancak onun sümüklü-sidikli bir kızla evlendirir, üstelik karısından da boşanmasına neden olur.  Azmi Efendi, &#8220;kötülük eden kötülük bulur&#8221; sözünün örneğidir.  &#8220;ettiğimi buldum, gaafil avlandım! Çok bilirken çok yanıldım. Kazdığım kuyuya kendim düştüm.&#8221;(Azmi Efendi, s.114)<span id="more-789"></span></p>
<p>Servet-i Fünun&#8217;un üstadı, acıların babası Recaizade&#8217;den bir komedi.</p>
<p>ÖRNEK PARÇA:</p>
<p>(Perde açılınca tiyatro Azmi Efendi’ nin hanesinde bir gelin odasının durumunu gösterir. Minderin üzerinde köşede sümüklü Ayşe yüzünde duvak oturur. Yenge kadın ayakta durur. Ortada bir masa üzerinde iki mum yanar. Oda oldukça karanlık yerde bir seccade serilmiş.)<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Ayol !.. Artık gelmez mi?.. Hani babam!..<br />
YENGE KADIN<br />
Biraz daha?.. Hatırım için.. bak şimdi kim gelecek!?. Hele azıcık sabır et!..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
(Duvağını açarak)<br />
Ay!.. İçim sıkıldı!..<br />
YENGE KADIN<br />
(Koşup duvağı kaparak)<br />
A kızım!.. Ayıptır!.. Kapalı dursun!.. Bak bütün kızlar kapıya birikmişler.. Sonra sana gülerler..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Haniya!.. Bebeğim nerede?.. ben eve gitmeyecek miyim!..<br />
YENGE KADIN<br />
(kendi kendilerine )<br />
Lâ havle!.. Hakim efendi de koca memlekette kız bulamadı da! Gitti bunu aldı.. Sabahtan beri çektiğimi ben bilirim.<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Artık kalkacağım!.. Otura otura ayaklarım ağrıdı..<br />
YENGE KADIN<br />
Sabret benim hanım kızım!..Sabret<br />
(gizlice)<br />
Kızım demeğe de adam utanır&#8230; Kırk beş elli yaşında var. Ben daha kırkıma yeni bastım!..     <br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Ayol!.. Mumların hepsi birden neye yanıyor?.. Bir tanesi ışık verir. Günah değil mi?..<br />
(Kalkıp mumların ziyadesini söndürür)<br />
Babam evde bir tane bile yaktırmaz.. biz her gece karanlıkta otururuz.<br />
YENGE KADIN<br />
(Ayşe’yi tutup yerine oturtmak için yanına giderek)<br />
Cıs!..Cıs!.. Sonra donuna edersin, mumla oynama! Ayıptır. Hadi yerine otur bakayım&#8230;<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
(yerine oturup kahkaha ile gülerek)<br />
Yalancı!.. Hiç adam mumla oynarsa donuna mı kaçırır. Dün akşam da o kadar oynadım hiç kaçırmadım. Evvelki gece karanlıkta yattım kaçırmışım!..<br />
YENGE KADIN<br />
(Gayr-ı ihtiyari gülerek)<br />
Sakın bu gecede kaçırayım deme!..<br />
(Bu aralık hariçte bir gürültü olur)<br />
YENGE KADIN<br />
Sus!..Sus!.. Otur orada hiç kımıldama ha!..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
(Yenge Kadın’a koşarak)<br />
Ay!..Ummacı mı geliyor?..Ben korkarım!..<br />
YENGE KADIN<br />
(Berikini yerine oturtarak)<br />
Değil!.. değil!.. Yarabbi sen bilirsin!.. Otur şurada.<br />
(Bu aralık kapı açılır. Azmi Efendi düzgün bir kıyafetle içeri girer.)<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
(Azmi Efendi’ yi görünce oturduğu yerde bağırarak)<br />
Anne!..Anne!..Annemi İsterim&#8230;<br />
YENGE KADIN<br />
Sus!..Ayıptır ayıp!..<br />
(Azim Efendi Sümüklü Ayşe’nin yanına doğru gider. Yenge Kadın Efendi’yi tutup çeker.)<br />
YENGE KADIN<br />
(Azmi Efendi’ ye)<br />
Namazı unutmayınız!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
Hayır!.. Hiç namazı unutur muyum!.. Fakat tazeciğimin bir kere yüzünü göreyim!..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
(Bağırarak)<br />
Anne!..Şimdi bağırırım ha!.. Bu herif kim!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
(Yenge Hanıma dönerek)<br />
Bu ne ?! Acep nazar mı değdi?..<br />
YENGE KADIN<br />
(Gülerek)<br />
Yok efendim!.. Kim bilir? Birden bire sizi görünce korktu besbelli&#8230;<br />
AZMİ EFENDİ<br />
(Ayşe’nin yanına minder üzerine oturarak)<br />
Elmasım!..Yavrum!..Canım!.. Ne oldu sana bakayım?..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Anne!.. Baba!.. hadi git yanımdan!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
(Yengeye)<br />
Ne idi hanımın ismi?..<br />
YENGE KADIN<br />
Kendine sorun!.. Adet öyledir!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
Ha gerçek!<br />
(Ayşe’ ye)<br />
Elmasım!..İsminiz!..<br />
(Sümüklü Ayşe Sükut eder)<br />
AZMİ EFENDİ<br />
Adımız nedir? Elmasım!..<br />
AYŞE<br />
Sümüklü Ayşe !.. Hiç işitmedin mi?..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
Estağrufullah!.. Sizden başkası halt etmiş!..<br />
(Gelin hanımın duvağına el atarak)<br />
Ayşeciğim!. Aç da bir kere gül yüzünü göreyim<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Anne!.. Hadi git ordan!&#8230; Babacığım!.. baba!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
(Yenge hanıma dönerek)<br />
Vah ! vah!.. Nazır değmiş.. Dur okuyum bari!..<br />
(Azmi Efendi kendi kendine birşeyler okuyup gelin hanımın yüzüne üfledikten sonra)<br />
hadi elmasım!.. Aç şunun duvağını!..<br />
SÜMÜKLÜ AYŞE<br />
Hayır!..Açmayacağım işte!..<br />
AZMİ EFENDİ<br />
(Yenge Kadın’ a)<br />
Yenge hanım!.. Gelin de siz açın bari&#8230;<br />
&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>Recaizade Mahmud Ekrem(1847-1914</strong>): Takvimhane Nazırı Recai Efendi&#8217;nin oğlu, Ercüment Ekrem Talu&#8217;nun babasıdır. Babasından Süryanice ve Farsça öğrendi. 1858&#8242;de ilköğretimini tamamladı, özel öğrenim görerek yetişti. Mekteb-i İrfan&#8217;ı bitirdikten sonra (1858) girdiği Harbiye İdadisi&#8217;ndeki öğrenimini sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadı. Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi&#8217;nde memurluğa başladı (1862). Tanzimat ve Nafia dairelerinde başmuavinlik (1874), Şura-yı Devlet (danıştay) üyeliği (1877), Mekteb-i Mülkiye ve Galatasaray Sultanisi&#8217;nde öğretmenlik (1880-88), birkaç ay Evkaf ve Maarif Nazırlığı (1908), Meclis-i Âyân üyeliği (1908-14) yaptı.</p>
<p>Resmi görevle Trablusgarp&#8217;a gönderildi. 1908&#8242;de 2. Meşrutiyet&#8217;ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Namık Kemal&#8217;le tanışmasının ardından <strong>Encümen-i Şuara</strong>&#8216;ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlandı. 1870&#8242;lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870&#8242;te ilk oyunu <em>Afife Anjelik</em>, 1871&#8242;de ilk şiir kitabı <em>Nağme-i Seher</em> yayınlandı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi.</p>
<p>Ölümü nedeniyle okullar tatil edilmiş ve büyük bir cenaze töreni düzenlenmiştir. Mezarı, oğlu Nejad&#8217;ın kabri yanında, Küçüksu&#8217;dadır.</p>
<p>Namık Kemal&#8217;le tanışmasının ardından edebiyat çevresine girmiş ve onun Fransa&#8217;ya gitmesi üzerine, 1867&#8242;de Tasvir-i Efkar gazetesinin yönetimine geçmiştir. Recaizade<span style="text-decoration:underline;">, üç oğlunun, özellikle de çok sevdiği Nejad&#8217;ın ölümünden duyduğu acıyı dile getirdiği şiirleriyle daha çok karamsar duygular işledi.</span> <span style="text-decoration:underline;">Eski edebiyatı savunan <span style="text-decoration:underline;">Muallim Naci</span> ve çevresiyle girdiği edebiyat tartışmalarıyla <span style="text-decoration:underline;">Edebiyat-ı Cedide</span> akımının doğmasına zemin hazırladı</span>. Başta Tevfik Fikret olmak üzere döneminin genç şair ve edebiyatçılarını çevresinde topladı. Tanzimat ve Batı düşüncesinin yeni kuşağa benimsetilmesinde önemli rol oynadı.</p>
<p>Kendisinin yetkin tiyatro oyunu olarak bilinen <strong><em>Çok Bilen Çok Yanılır</em></strong>, ölümünden sonra yayımlandı. Sanatta güzellik ilkesine bağlı kaldı. &#8220;Sanat sanat içindir&#8221; anlayışını savundu. Doğaya dönük, insanı doğa içinde ele alan şiirler yazdı. Aşk ve ölüm temalarını işledi. Eski-yeni edebiyat tartışmalarının merkezinde yer aldı. Tek romanı, Türk edebiyatında realizmin ilk örneklerinden sayılan <strong><em>Araba Sevdası</em></strong> adlı eseridir. Yazar bu eserde ailesinin parasını zevk ve eğlencesine harcayanları eleştirdi. Bu eseri yazdığı dönemde ailesini karşısına almış ve baba mirasından olacağını bile bile eserini yazmaya devam etmiştir.</p>
<p><strong>Manzum</strong>: Nağme-i Seher (1871) Yadigâr-ı Şebâb (1873) Zemzeme (3 cilt, 1883-1885) Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888) Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893) Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910) Nefrin (1914)</p>
<p><strong>Roman</strong> : Araba Sevdası(1896, ilk realist romanlardan)</p>
<p><strong>Öykü</strong>: Saime (1888) Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890) Şemsa (1895)</p>
<p><strong>Oyun:</strong> Afife Anjelik (1870) Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873) Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874) Görev Çağrısı (1914) Çok Bilen Çok Yanılır (1916)</p>
<p>kaynak: <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Recaizade_Mahmud_Ekrem">http://tr.wikipedia.org/wiki/Recaizade_Mahmud_Ekrem</a></p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p align="left"><strong>RECAİZADE MAHMUT EKREM’İN ŞİİR HAKKINDAKİ MAKALELERİ</strong></p>
<p align="justify"><strong>Zemzeme Mukaddimesi: </strong>Yazar, kendi döneminin şairlik anlayışı üzerinde durmaktadır bu <a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/makaleler.htm">makale</a>sinde. Zemzeme adlı eserine yazdığı önsözden ibarettir. Yazar, kendi <a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/siirler.htm">şiirler</a>inde duygu, düşünce ve hayale çok yer verdiğini dile getirmektedir.  Bu şekildeki bir düşünce muhtevaya götürür. Şekil ihmal edilir; böylelikle şiirde öne çıkan anlayış duyuş olmaktadır. Ekrem “Güzel şiir nedir?” diye sorar.  Buna cevap olarak “İnsanı düşündüren, insana hüzün veren şiir güzel şiirdir.” Şeklinde cevap verir. Ekrem güzel şiirle tabiattan alınan zevki bir tutmaktadır. <a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/nefi.htm">Nef’i</a>’den mısralar alan Ekrem, onu beğendiğini ifade etmiş olmaktadır. (<a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/namik_kemal.htm">Namık Kemal</a> Nef’i’yi beğenmezdi. Tanzimatın ikinci nesli <a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/divan_edebiyati.htm">Divan edebiyatı</a>na pek hücum etmez.) Nef’i’nin şiirlerine yer veren <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/recaizade_mahmut_ekrem.htm">Recaizade Mahmut Ekrem</a>’e göre şiir, ruhu etkileyen bir güzelliğe sahip olmalıdır. “Hamid şiirinde düşündürür. Hamid’in şiirinin kapalı olması bazı edebiyatçılar için eksik olarak algılanmaktadır. Oysa kapalılık kusur değil, olsa olsa güzel bir meziyettir.” diyen Ekrem, şiirde üç güzellikten bahseder. Bunlar, “mehasin-i fikriye”, “bedayî-i hayaliye” ve sünûhât-ı kalbiye”dir.  Ekrem’e göre, muhteva ve üslubun yanında kafiye ve veznin de uygun olması gerekir iyi bir şiir için. Bu nedenle ifade edilen duyguya uygun şiir yazmak gerekir. <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/muallim_naci.htm">Muallim Naci</a>’de kelime seçimi iyi olmasına rağmen şiirin içi doldurulmamıştır.</p>
<p align="justify"><strong>Takdîr- Elhan:</strong> Burada da Ekrem, şiir düşüncesini dile getirmektedir. “Her güzel şey şiirdir.” İlk cümlesidir bu yazısının. Ekrem ayrıca, “Her mevzun ve mukaffa lakırdı şiir olmak lazım gelmez. Her şiir mevzun ve mukaffa bulunmak iktiza etmediği gibi…” der. (Bu görüşler serbest şiire götürür. Bu bir ilktir. Zaten <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/serveti_funun_edebiyati.htm">Servet-i Fünûn</a> serbest müstezâdı uygulamıştır. Garip şiiri de her türlü kurala karşı olarak şiir yazmıştır.)</p>
<p align="justify">“Tabiatı taklide çalışanlar şairlik mesleğinde terakki ederler. Her birimiz tabiatın şakirdiyiz. Tabiat gibi güzel sanatlar hocası varken  şundan bundan şiir taallüm etmeye tenezzül etmemeli” (Her birimiz tabiatın şakirdiyiz ifadesi romantizme ait bir görüştür.)</p>
<p align="justify">“Şiir resim gibidir.” ifadesiyle Servet-i Fünûn’un Parnas şiirine gidilir.</p>
<p align="justify">“Güzellik hakikate uygun olmalı, bu hakikat sanatın hakikatıdır.” (N. Kemal mübalağadan nefret eder. Fakat <a href="http://savaska.wordpress.com/wp-admin/tanzimat_edebiyati.htm">Tanzimat’ın ikinci nesli</a> mübalağaya N. Kemal gibi karşı çıkmaz. Fakat ikinci nesil de mübalağanın hakikat olmadığına inanır. Mübalağaya karşı birinci nesil kadar karşı çıkmamışlar; böylelikle <a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/soz_sanatlari_1.htm">edebî sanatlar</a>ın önünü açmışlardır.)</p>
<p align="justify">“Edebiyatta mantık iltizam olunmaz. Çünkü maksâd-ı edebiyat ; fikir, his ve hayalce olan güzellikleri ortaya çıkarmaktır.” (Burada mantıktan daha çok güzelliğe önem verilir. Bu görüş moderndir ve Parnasyen ile Sembolistlerin görüşlerine benzer)</p>
<p align="justify">“Edebiyat insanı saçmalatır.” Bu ifadesiyle Hâmid’i korur.</p>
<p align="justify">“Edebiyatın gayesi, düşünceleri terbiye etmek, düşünceleri temizlemek, ahlâkı yükseltmek olduğu doğrudur. Fakat bir şair dersini ahlak dersi vermek için söylememeli. Yani güzellik ahlaktan daha önemlidir.” (Bu görüş, N. Kemal’in görüşlerinin tam zıddıdır.)</p>
<p align="justify"><strong>Talim-i Edebiyat:</strong> Bu eser okuldaki öğrencileri çok etkiliyor. Yeni edebiyat savunuluyor. Karşısında Muallim Naci var Ekrem’in. Naci ile Ekrem arasındaki rekabet nedeniyle pek çok polemik ortaya çıkıyor. Ekrem hayatı boyunca  akla karşı duyguları savunmuş; bu yüzden de Romantiktir. kaynak:<a href="http://www.edebiyatogretmeni.net/recaizade_mahmut_ekremin_siir_hakkinda_gorusleri.htm">http://www.edebiyatogretmeni.net/recaizade_mahmut_ekremin_siir_hakkinda_gorusleri.htm</a></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/789/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/789/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/789/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/789/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/789/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/789/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/789/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/789/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/789/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/789/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=789&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/cok-bilen-cok-yanilir-recaizade-mahmut-ekrem.jpg?w=154" medium="image">
			<media:title type="html">Çok Bilen Çok Yanılır Recaizade mahmut Ekrem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Ayyar Hamza &#8211; Ali Bey</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/ayyar-hamza-ali-bey/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/ayyar-hamza-ali-bey/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2009 10:41:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=785</guid>
		<description><![CDATA[Ayyar Hamza &#8211; Ali bey
Remzi Kitabevi, İst.1968, 121 sayfa
Ayyar Hamza, Moliere&#8217;in  Scapin&#8217;in Dolapları adlı eserinden Ali Bey tarafından uyarlanmıştır.  Moliere de bu eserini,  Latin komedi şairlerinden Terence&#8217;in Phormion eseridnen uyarlamıştır.
Konusu: İki delikanlı gayet sıkışık bir durumda para ihtiyacı içinde bulunurlar; bunlardan birinin uşağı, delikanlıların para koparılması zor babalarından , bu parayı almayı başarır. Ayyar Hamza&#8217;nın  oynadığı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=785&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-786" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/ayyar-hamza-ali-bey/ayyar-hamza-oyun-ali-bey/"><img class="alignleft size-medium wp-image-786" title="AYYAR-HAMZA-OYUN-ALI-BEY" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/ayyar-hamza-oyun-ali-bey.jpg?w=216&#038;h=300" alt="AYYAR-HAMZA-OYUN-ALI-BEY" width="216" height="300" /></a>Ayyar Hamza &#8211; Ali bey<br />
Remzi Kitabevi, İst.1968, 121 sayfa</p>
<p>Ayyar Hamza, Moliere&#8217;in  <em>Scapin&#8217;in Dolapları</em> adlı eserinden <strong>Ali Bey</strong> tarafından uyarlanmıştır.  <strong>Moliere</strong> de bu eserini,  Latin komedi şairlerinden <strong>Terenc</strong>e&#8217;in <em>Phormion </em>eseridnen uyarlamıştır.</p>
<p>Konusu: İki delikanlı gayet sıkışık bir durumda para ihtiyacı içinde bulunurlar; bunlardan birinin uşağı, delikanlıların para koparılması zor babalarından , bu parayı almayı başarır. Ayyar Hamza&#8217;nın  oynadığı oyunlar, çevirdiği dolaplar komik unsurları oluşturur.  Eserin dili dönemine göre  sadedir. Yazar, noktalama işaretlerini kullanmış, eserinin sonunda noktalama işaretlerinin nerede, niçin kullanıldığını açıklamıştır. <span id="more-785"></span></p>
<h3><em></p>
<div><span>Direktör Ali Bey (1844-1899): </span></div>
<p></em></h3>
<p>İstanbul&#8217;da 1844 senesinde doğdu. Babası Halep ve Şam kethüdalıklarında bulunmuş Yusuf Cemil Efendidir. İlk öğrenimini özel hocalardan ders alarak yaptı. Küçük yaşta Fransızca öğrendi. On dört yaşında Babıali Tercüme Odasına memur girdi ve on sene kadar çalıştı. Sonra Sıhhiye Meclisi Azası, 1873&#8242;te ise Karantina Başkatibi oldu. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşından önce Varna&#8217;ya mutasarrıf tayin edildi. Savaşın Osmanlı aleyhine dönmesi üzerine, İstanbul&#8217;a geldi. Bir süre sonra Düyun-ı Umumiye Müfettişi olarak doğu vilayetleri ve Irak&#8217;ta görev yaptı (1885). Irak&#8217;tan Hindistan&#8217;a giden Ali Bey, kısa süre sonra İstanbul&#8217;a döndü. 1890-1893 tarihleri arasında Trabzon&#8217;da valilik yaptı. Sonra tekrar Düyun-ı Umumiye&#8217;de çalışmaya başladı ve buranın direktörü oldu. Ölünceye kadar aynı görevde kalan Ali Bey, &#8220;Direktör&#8221; lakabıyla meşhur oldu. 3 Şubat 1899&#8242;da İstanbul&#8217;da öldü. Anadoluhisarı&#8217;ndaki Göksu Mezarlığına defnedildi</p>
<p><strong>Edebi Kişiliği</strong>:</p>
<p>1. Ali Bey, Türk tiyatrosunun kurulmasında büyük gayret ve çaba harcamıştır.</p>
<p>2. Başta tiyatro olmak üzere mizah ve seyahat edebiyatı alanlarında eser vermiştir.</p>
<p>3. Tanzimat&#8217;tan sonra çıkarılan ilk mizah mecmuası Diyojen&#8217;de yayınlanan yazıları, Türk mizah edebiyatının o devirdeki en güzel örnekleri olarak kabul edilir.</p>
<p>4. Tiyatroları genelde komedi türündedir. Tiyatro dili bakımından Ahmed Vefik Paşanın izindedir. Ondan farklı olarak, özellikle halk konuşmalarına yaklaşmış, günlük konuşmalardan ve Türk dilini renklendiren pek çok klişe ve deyimlerden de faydalanmıştır</p>
<p><strong>Eserleri:   </strong></p>
<p><strong>Kokana Yatıyor yahut Madam Uykuda</strong> (Tek perdelik komedi 1870)</p>
<p><strong>Tosun Ağa</strong> (Üç perdelik komedi, 1870)</p>
<p><strong>Ayyar Hamza</strong> (1871)</p>
<p><strong>Müsafir-i İstiskal</strong> (Tek perdelik komedi, 1871)</p>
<p><strong>Geveze Berber</strong> (İki perdelik komedi, 1873)</p>
<p><strong>Gavo Minar ve Şürekası</strong> (Üç perdelik komedi (1889)</p>
<p><strong>Evlenmek İster Bir Adam</strong> (Tercüme roman 1897)</p>
<p><strong>Lehcet-ül-Hakayık</strong> (Mizah sözlüğü, 1897)</p>
<p><strong>Seyahat Jurnali</strong> (Hindistan gezisine ait notlar, 1897)</p>
<p><strong>Seyyarele</strong>r (Mizahi hikaye 1897).</p>
<p>kaynak:<a href="http://www.edebiyol.com/direktor_ali_bey.html">http://www.edebiyol.com/direktor_ali_bey.html</a></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/785/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/785/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/785/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/785/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/785/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/785/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/785/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/785/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/785/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/785/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=785&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/26/ayyar-hamza-ali-bey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/ayyar-hamza-oyun-ali-bey.jpg?w=216" medium="image">
			<media:title type="html">AYYAR-HAMZA-OYUN-ALI-BEY</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Reading Zindanı Baladı &#8211; Oscar Wilde</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/reading-zindani-baladi-oscar-wilde/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/reading-zindani-baladi-oscar-wilde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 20:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=782</guid>
		<description><![CDATA[


kitap kapağı temsilidir

 Reading Zindanı Baladı &#8211; Oscar Wilde
Türkçesi: Özdemir Asaf
Altıkırkbeş yay.1996 95s.
10 Temmuz 1896 tarihli Reading Mercury gazetesinden: &#8220;Krallık muhafız süvari bölüğü askerlerinden  otuz yaşında Charles Thomas Wooldridge, Reading Zindanı&#8216;nın özel bölümünde asılmıştır.&#8221;
Suçu, karısı Laura Ellen  Wooldridge&#8217;i öldürmek. &#8230; 23 yaşındaki kadın, Eton posta memurluğunda çalışmaktaydı. Erkek, kadının boğazını kesmiştir.  Fiilde öldürme kastı görülmüştür. Şahitler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=782&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><div class="mceTemp">
<dl class="wp-caption alignleft">
<dt class="wp-caption-dt"><a rel="attachment wp-att-781" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/reading-zindani-baladi-oscar-wilde/readingzindanibaladi-ozdemir-asaf/"><img class="size-full wp-image-781" title="readingzindanıbaladı özdemir asaf" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/readingzindanibaladi-ozdemir-asaf.jpg?w=200&#038;h=298" alt="kitap kapağı temsilidir" width="200" height="298" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">kitap kapağı temsilidir</dd>
</dl>
<p> Reading Zindanı Baladı &#8211; Oscar Wilde<br />
Türkçesi: Özdemir Asaf<br />
Altıkırkbeş yay.1996 95s.</p>
<div class="mceTemp">10 Temmuz 1896 tarihli <em>Reading Mercury</em> gazetesinden: &#8220;Krallık muhafız süvari bölüğü askerlerinden  otuz yaşında Charles Thomas Wooldridge, <strong>Reading Zindanı</strong>&#8216;nın özel bölümünde asılmıştır.&#8221;</div>
<div class="mceTemp">Suçu, karısı Laura Ellen  Wooldridge&#8217;i öldürmek. &#8230; 23 yaşındaki kadın, Eton posta memurluğunda çalışmaktaydı. Erkek, kadının boğazını kesmiştir.  Fiilde öldürme kastı görülmüştür. Şahitler ise, kadının erkeğin kıskançlığını kamçıladığını ve serbest yaşayışı ile ona eziyet çektirmekte olduğunu söylemişlerdir.(Olayın öyküsü.s.19) Oscar Wilde, C.T.W&#8217;yi, Readind Zindanı&#8217;nda görmüştür.  Marki tarafından eşcinsellikle suçlanan Wilde da buradadır. Wilde&#8217;ın arkadaşı, Dougles, Marki&#8217;nin oğludur.</div>
<div class="mceTemp">III<br />
Sert taşla döşelidir İdamlık Avluları,<br />
Yüksek duvarlarından süzülür  sızıntılar,<br />
O, havaya böyle bir yerde çıkarılırdı,<br />
Yoğun bir gök altına,<br />
Dört yanını çevirmiş dolaşan Gardiyanlar<br />
Kendi ölmesin diye adamı kollarlardı.<span id="more-782"></span></div>
<p>Bazan da otururdu kuşkul gözcüleriyle<br />
Gece gündüz demeden acısını izleyen;<br />
Ağlamak için bile kalkarsa gözetleyen,<br />
Secdeye varmak için yere çömelse bile;<br />
Kendisini çalmasın asılacağı ipten,<br />
Diye gözleyenlerle.</p>
<p>Vali kesinlik yanlı,<br />
Kurallara bağlıydı:<br />
Doktora göre Ölüm<br />
Bilimsel bir olaydı:<br />
Ve Din-Adamı her gün iki kere uğrayıp,<br />
Dinsel konularda bir özet bırakmaktaydı.</p>
<p>O her gün iki kere piposunu içiyor,<br />
Bir bardak birasını:<br />
Görüşünü kararlı,<br />
Korkusuzdur, içinde bir yer yoktu korkuya;<br />
Kıvançlı olduğunu sık sık belirtiyordu,<br />
Asılacağı günü yakınlaşıyor diye.</p>
<p>(…)</p>
<p>Avluda süklüm püklüm dökülerek dolaşan<br />
Bir Deli Sürüsüydük!<br />
Umursamıyorduk hiç, biliyorduk ki bizler<br />
Şeytan&#8217;ın Sürüsüydük:<br />
Kabak kafamız, ağır adımlarımızla biz<br />
Maskara Sürüsüydük.</p>
<p>Lime lime parçalar katranlı halatları<br />
Kanlı kör tırnaklarla;<br />
Kapıları ovalar ve yerleri silerdik,<br />
Boyuna temizlerdik demir parmaklıkları:<br />
Peş peşe sabunlardık tüm tahta kısımları,<br />
Gürültüyle çarpardık yerlerde kovaları.</p>
<p>(…)</p>
<p>VI<br />
O Reading zindanında Reading iline yakın<br />
Şimdi bir çukur vardır çok alçakça bir çukur,<br />
Bir mutsuz adam şimdi yatmaktadır orada<br />
Alevin dişleriyle delik deşik olmuştur,<br />
Yatmaktadır yakıcı bir kefene sarılmış<br />
Mezarında ad yoktur.</p>
<p>İsa çağrısına dek, ölülerin orada,<br />
O, sessiz yatacaktır:<br />
Hiçbir gerek yok artık aptalca gözyaşında,<br />
Ve onun için artık sızlanmak boşunadır:<br />
Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam,<br />
Bu yüzden asılmıştır.</p>
<p>Ama herkes de gene sevdiğini öldürür,<br />
Bu böylece biline,<br />
Kimi bunu yüklü bakışlarıyla yapar,<br />
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,<br />
Korkak, bir öpücükle,<br />
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür.</p>
<p>Çeviri: Özdemir ASAF</p>
<div class="mceTemp"><strong><span style="text-decoration:line-through;"><span style="text-decoration:underline;"><span style="color:#ff0000;">ŞİİRİN TOZAN ALKAN ÇEVİRİSİ</span></span></span></strong></div>
<div class="mceTemp"><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Times;font-size:medium;"><span style="color:#800000;">I</span></span></span><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Times;font-size:medium;"><span style="color:#800000;"><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Oscar_Wilde" target="_blank"><strong>OSCAR WILDE&#8217;IN YAŞAMI</strong></a></span></span></span></p>
<p><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Times;font-size:medium;"><span style="color:#800000;"> </span></span></span></p>
<div><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Times;font-size:medium;"><span style="color:#800000;"> </span></span></span></div>
<p><span style="color:#ff0000;"><span style="font-family:Times;font-size:medium;"><br />
<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<p></span></span></p>
<div><a title="Bu kitabı paylaş" href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" alt="Bu kitabı paylaş" width="125" height="16" /></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></p>
</div>
<p>* * *             </p>
<div><strong><span style="color:#000080;">Kulak verin sözlerime iyice,<br />
Herkes öldürebilir sevdiğini<br />
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,<br />
Kimi dalkavukça sözlerle,<br />
Korkaklar öpücük ile öldürür,<br />
Yürekliler kılıç darbeleriyle!</span></strong></div>
<p><strong><span style="color:#000080;">Kimi gençken öldürür sevdiğini<br />
Kimileri yaşlı iken öldürür;<br />
Şehvetli ellerle öldürür kimi<br />
Kimi altından ellerle öldürür;<br />
Merhametli kişi bıçak kullanır<br />
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.</p>
<p>Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,<br />
Kimi satar kimi de satın alır;<br />
Kimi gözyaşı döker öldürürken,<br />
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;<br />
Herkes öldürebilir sevdiğini<br />
Ama herkes öldürdü diye ölmez.</p>
<p>(…)</p>
<p></span></strong>V<br />
Yasaların yargısı doğru mudur<br />
Ya da yanlış mıdır bunu bilemem;<br />
Bildiğim tek şey bu hapishanede<br />
Demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,<br />
Bir yıl kadar uzundur her geçen gün<br />
Yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.</p>
<p>Kabil&#8217;in Habil&#8217;i öldürdüğü<br />
Günden beri hiç dinmedi acılar<br />
Çünkü insanların insanlar için<br />
Koymuş olduğu bütün yasalar<br />
Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi<br />
Taneyi eleyip samanı tutar.</p>
<p>Bildiğim başka bir şey daha var<br />
-Ki bilmeli benim gibi herkes de-<br />
İnsanın kardeşlerine ettiğini<br />
İsa Efendimiz görmesin diye<br />
Utanç tuğlalarıyla, parmaklıklarla<br />
Örüldü yapılan her hapishane.</p>
<p>Parmaklıklar güneşi engelledi,<br />
Kararttılar tatlı ay ışığını,<br />
Cehennemi böyle ört bas ettiler<br />
Yaptıkları bütün iğrenç şeyleri<br />
İnsanoğlundan, tanrının oğlundan<br />
Gizlemeyi ustaca başardılar.</p>
<p>Zehirli otlar gibi kötülükler<br />
Büyür hapishanenin havasında,<br />
Yok olur burada harcanıp gider<br />
İyi olan ne varsa insanda:<br />
Kapıyı tutar soluk bir keder<br />
Umutsuzluk bekçiliğini yapar.</p>
<p>(…)</p>
<p>Çeviri: Tozan ALKAN</p>
</div>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/782/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/782/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/782/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/782/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/782/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/782/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/782/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/782/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/782/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/782/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=782&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/reading-zindani-baladi-oscar-wilde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/readingzindanibaladi-ozdemir-asaf.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">readingzindanıbaladı özdemir asaf</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gölgesizler &#8211; Hasan Ali Toptaş</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/golgesizler-hasan-ali-toptas/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/golgesizler-hasan-ali-toptas/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 10:07:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=775</guid>
		<description><![CDATA[ Gölgesizler &#8211; Hasan Ali Toptaş
İletişim Yay. İst. 2009  232 sayfa
&#8220;Ola ki başka bir yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk, düşlediğimizin farkına bile varmadan.&#8221;
&#8220;Tanrıya ve devlete en uzak köy&#8221;de başlayan kayboluşlar.  Kaybolan Cıngıl Nuri, unutulduktan sonra döner köye. Güvercin,(bir kuş diye düşünürken, Reşit&#8217;in güzel kızı olduğunu öğreniriz) kaybolur, tüm aramalara [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=775&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-776" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/golgesizler-hasan-ali-toptas/golgesizler/"><img class="alignleft size-medium wp-image-776" title="gölgesizler" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/golgesizler.jpg?w=207&#038;h=300" alt="gölgesizler" width="207" height="300" /></a> Gölgesizler &#8211; Hasan Ali Toptaş<br />
İletişim Yay. İst. 2009  232 sayfa</p>
<p>&#8220;Ola ki başka bir yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk, düşlediğimizin farkına bile varmadan.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tanrıya ve devlete en uzak köy&#8221;de başlayan kayboluşlar.  Kaybolan Cıngıl Nuri, unutulduktan sonra döner köye. Güvercin,(bir kuş diye düşünürken, Reşit&#8217;in güzel kızı olduğunu öğreniriz) kaybolur, tüm aramalara rağmen bulunamaz, Muhtar huzursuzdur, Cennet&#8217;in oğlundan şüphelenilir, Cennet&#8217;in oğlu deliler aarsına karışır, bir gün Cennet&#8217;in oğlu tarafından bulunup köye getirilir Güvercin. Cennet&#8217;in oğlu suçlamaları kabul etmez; Güvercin hamiledir, ser verip sır vermez. Reşit, Güvercin&#8217;i dama kapatır, kapısında kapı olur bekler. Cennet&#8217;in oğlu, günlerini geçirdiği yılanlarca boğulup ölür. Güvercin, doğurur ama&#8230;  Mekan, zaman unsurlarının karıştığı, birbirinin<span id="more-775"></span> yerine geçtiği bir öyküler-düşler zinciri. Öykü farklı mekanlarda geçer, yazar da bir berber dükkanında bekleyenlerden biridir, roman sonunda da yazı odasında buluruz kendisini, düş-gerçekle biterken roman.  Yazar, romandaki bütün kahramanların varoluş sancısını bizzat yaşamaktadır; berberdir, müşteridir, muhtardır&#8230;  Her hahramanı birebir yaşar, yaşatır romanda. BUnu da belli etmekten çekinmez, sonuçta roman bir kurgu değil midir, okuyucu bile bile dahil olmamakta mıdır oyuna. Birçok kahramanda, birçok mekanda, birçok zamanda, birçok satır arasında birden yaşar, yazar. Yazar yazmasa olmayacak kahramanlar, varoluşlarını yazara borçlu yaşamlar.</p>
<p>&#8220;Aradan üç yıl geçmişti belki.&#8221;  </p>
<p>&#8220;Sanki birkaç yerde birden yaşıyor.&#8221; demişti kendi kendine.&#8221;</p>
<p>&#8220;Ola ki başka bir yerde yaşıyorduk o an, başka bir zamanda yaşıyor ve oradan burayı düşlüyorduk, düşlediğimizin farkına bile varmadan.&#8221;(s.36)</p>
<p>&#8220;Desene yaşam tekrarlardan oluşuyor&#8221;</p>
<p>&#8220;Koşarsın koşarsın da varamazsın hani; içindeki umut, varamadığın kadar büyür.(s.56)</p>
<p>&#8220;Cennet, düş diye bir başkasının gerçeğini yaşıyord; bir yokun yaşamını&#8230;&#8221;(s.82)</p>
<p>&#8220;&#8230;bir daha var olduklarından şüphe edip ikide bir yok yaratmasınlar.&#8221;(s.84)</p>
<p>&#8220;Ola ki, karmakarışık bir yüzle henüz adını koymadığım bir romanı tasarlıyordum. Uzaklardaydım yani, szöcükler ya da sayfalarca uzaklardaydım.&#8221;(s.95)</p>
<p> </p>
<p>Romanın adı neden Gölgesizler, yoklar ki&#8230;. Zaten yaşam bir yokoluşa kürek çekiş değil mi,  Adem Kasidesi&#8217;ni anımsadım birden. Bir kurgunun içinde debelenmiyor muyuz. Yazının da, yaşamın da kurgulayıcısı bir tanrı değil mi?</p>
<p>&#8220;&#8230; yüzüm yüzlerce yüzün kayıp bir yansısı&#8230;&#8221;(s.231)</p>
<p><span style="text-decoration:underline;"><strong>Gölgesizler</strong>,</span> Hasan Ali Toptaş&#8217;ın kendisine 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü&#8217;nü kazandıran romanı. Bir köyde geçer ve düşle gerçeğin birbirine geçtiği postmodern bir yapıya sahiptir. Cıngıllı Nuri&#8217;nin ruhunun daraldığını söyleyerek çekip gitmesiyle başlayan roman, başka ortadan kaybolmalarla devam eder.</p>
<p>Roman Ümit Ünal tarafından filme çekilmiş ve film Türkiye&#8217;de 2009&#8242;da gösterime girmiştir. Kırklareli&#8217;nde çekilen filmde başrolleri Arsen Gürzap, Selçuk Yöntem ve Hakan Karahan paylaşmaktadır. (<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6lgesizler_(roman">http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6lgesizler_(roman</a>)</p>
<p> </p>
<p>Hasan Ali Toptaş</p>
<p><strong>Hasan Ali Toptaş</strong> (d. 15 Ekim 1958 Çal, Denizli) Türk yazar. Öykü, roman ve şiirleriyle tanınır.</p>
<p>1987&#8242;de ilk öykü kitabı <em>Bir Gülüşün Kimliği</em>, 1990&#8242;da ikinci öykü kitabı <em>Yoklar Fısıltısı</em> yayımlandı. 1990&#8242;lı yıllarda yayımlanan kitaplarıyla pek çok ödül aldı. Veznedarlık, icra memurluğu ve hazine avukatlığında memurluk yaptı. Toptaş, dili kullanmadaki ustalığıyla tanınmakta, postmodern edebiyatın önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hasan Ali Toptaş, Yavuz Ekinci gibi birçok genç öykü yazarı üzerinde çok derin etkiler bırakmıştır.</p>
<p><strong>Roman:</strong> Sonsuzluğa Nokta (1993)   Gölgesizler (1995)   Kayıp Hayaller Kitabı (1996)  Bin Hüzünlü Haz (1998)  Uykuların Doğusu (2005)</p>
<p><strong>Öykü:</strong> Bir Gülüşün Kimliği (1987)  Yoklar Fısıltısı (1990)   Ölü Zaman Gezginleri (1993)</p>
<p><strong>Çocuk romanı:</strong> Ben Bir Gürgen Dalıyım (1997)</p>
<p><strong>Şiirsel Metin:</strong> Yalnızlıklar (1990)</p>
<p><strong>Deneme:</strong> Harfler ve Notalar (2007)</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:large;"><strong><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=4364" target="_blank">&#8216;Hasan Ali Toptaş&#8217; diye bir şiir</a></strong></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=224685" target="_blank"><span style="font-family:Tahoma;font-size:large;"><strong>Toptaş, kendi halince yazıyor</strong></span> (söyleşi)</a></span></p>
<p><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><strong><a href="http://www.golgesizler.com/" target="_blank">Gölgesizler film fragmanı</a></strong></span></p>
<p><strong><span style="font-family:Arial;font-size:x-small;"><a href="http://mavimelek.com/golgesizler.htm" target="_blank">&#8220;Varoluşçu Bir Roman ve Film Olarak <em>Gölgesizler</em>&#8220;</a></span></strong></p>
<p><!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a title="Bu kitabı paylaş" href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" alt="Bu kitabı paylaş" width="125" height="16" /></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/775/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/775/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/775/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/775/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/775/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/775/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/775/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/775/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/775/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/775/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=775&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/17/golgesizler-hasan-ali-toptas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/golgesizler.jpg?w=207" medium="image">
			<media:title type="html">gölgesizler</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Gün Tek Başına &#8211; Vedat Türkali</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/10/09/bir-gun-tek-basina-vedat-turkali/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/10/09/bir-gun-tek-basina-vedat-turkali/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 12:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=758</guid>
		<description><![CDATA[ Bir Gün Tek Başına &#8211; Vedat Türkali
Cem yay. İst. 1988 9. baskı,  608 sayfa
&#8220;Peki kiminle bağıracağım ben? İşçilerin arasına da giremedim. Tek  başınayım şu yolun kıyısında&#8221;(s.437)
&#8220;Yaşadım mı diyorsun o günleri budala?.. Hıyarağası!.. Kaçtın&#8230; Hem de kimle?.. Allah kahretsin. Nasıl kaçtım o günlerin kavgasından? Müdüriyette bir tokatla hem de&#8230;&#8221;(s.536)



Kenan&#8217;ın trajedisi.  Yaşamda sıkışıp kalmış, yaşama nedenini kaybetmiş, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=758&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-759" href="http://savaska.wordpress.com/2009/10/09/bir-gun-tek-basina-vedat-turkali/bir-gun-tek-basina/"><img class="alignleft size-medium wp-image-759" title="Bir Gün Tek Başına" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/bir-gun-tek-basina.jpg?w=206&#038;h=300" alt="Bir Gün Tek Başına" width="206" height="300" /></a> Bir Gün Tek Başına &#8211; <a href="http://www.vedatturkali.net/TR/index.html" target="_blank"><strong>Vedat Türkali</strong></a><br />
Cem yay. İst. 1988 9. baskı,  608 sayfa</p>
<p>&#8220;Peki kiminle bağıracağım ben? İşçilerin arasına da giremedim. Tek  başınayım şu yolun kıyısında&#8221;(s.437)</p>
<p>&#8220;Yaşadım mı diyorsun o günleri budala?.. Hıyarağası!.. Kaçtın&#8230; Hem de kimle?.. Allah kahretsin. Nasıl kaçtım o günlerin kavgasından? Müdüriyette bir tokatla hem de&#8230;&#8221;(s.536)<br />
<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a title="Bu kitabı paylaş" href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" alt="Bu kitabı paylaş" width="125" height="16" /></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --><br />
Kenan&#8217;ın trajedisi.  Yaşamda sıkışıp kalmış, yaşama nedenini kaybetmiş, ailesinden, her şeyden kopuk bir adam. Yitirdiklerine, yeni bir başlangıca açılan bir kapı; Günsel.  Devrimci bir kız, Günsel.  Ne olursa olsun kızını babasız bırakmamaya kararlı, dişiliğini sonuna kadar kullanmaktan çekinmeyen bir kadın; Nermin, Kenan&#8217;ın eşi. Rasim; düzenbaz, çıkarcı, sözde vatansever, katışıksız kapitalist, siyasilerle ilişki içinde, Kenan&#8217;ın aile dostu, koruyucusu?&#8230; Sermet, Baba, Zeynep, Handan, Turgut&#8230;.<br />
Hamile kalan Günsel, eylemlere en ön safta katılmaktan kaçınmaz.<span id="more-758"></span> İnançlıdır. Ancak, Kenan&#8217;ın polis olduğu şüphesi,  yaşama inancını sarsar.</p>
<p>Kenan&#8217;ın çevresi hep polislerle (mi) kuşatılmıştır?. Karakolda birkaç toaktla çözülmüş müdür?.. Aaynı sebeple  bir arkadaşı içeri atılrken, o nasıl kurtulmuştur.</p>
<p>Günsel, kenan için bir kurtuluş, günahını sevaba çevirme  şansıdır. Ama geri teper bu şansı da, hem de&#8230; &#8220;Küçük burjuva duyarlılığı&#8221;nın kurbanı olur, Kenan.  Günsel de, Nermin de terketmiştir onu&#8230; Bileklerini keser, yaşamını sonlandırır&#8230; TEK BAŞINA, BİR GÜN.</p>
<p><a href="http://www.vedatturkali.net/TR/album.html">http://www.vedatturkali.net/TR/album.html</a></p>
<p>VEDAT TÜRKALİ</p>
<p align="left">Asıl adı <strong>Abdülkadir Pirhasan</strong>. 1919 yılında Samsun’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümünü bitirdi. Maltepe ve Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 1951’de siyasal eylemlerde bulunmakla suçlanarak tutuklandı. Askeri mahkeme tarafından dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı.</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Vedat Türkali 1944–1950 ağır baskı döneminde devrimci sanat çevrelerinde ilk kez el altında dolaştırılan gizli şiirleriyle (özellikle “<strong>İstanbul</strong>” şiiri ile) tanındı.</span> Şiir uğraşlarını gizlilik döneminden sonra düştüğü hapishanede mapusluk süresince de sürdürdü.</p>
<p>1958 yılında cezaevinden çıktıktan sonra sinema alanında çalıştı. 40&#8242;ın üzerinde<span style="text-decoration:underline;"> senaryo</span> yazdı ve üç filmin yönetmenliğini yaptı. Senaryolarını Vedat Türkali takma adı ile yazıyordu. Film alanındaki emekleri günümüz Türk Sineması’nda seçkin bir yer tutar. Geniş izleyici yığınlarını da saran bu çalışmalarının genç Türk Sineması’nın oluşum ve gelişiminde etkin bir yeri olduğu bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Yazdığı üç tiyatro oyunu, ulusal gelenek ve değerlere dayanan oyunlar olarak (ikisi türkülerle işlenmiş epik yapıda) özgün öncü nitelikler taşır. <strong>141. Basamak</strong> 1970’de Ankara’da sergilendi. <strong>Bu ölü Kalkacak</strong> 1976 yılında İstanbul Belediye Şehir Tiyatrosu’nda sergilenirken yasaklandı. <strong>Dallar Yeşil Olmalı</strong> 1985’de yayınlandı.</p>
<p>Vedat Türkali, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Barış Derneği yöneticilik ve üyeliklerinde bulundu. Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılandı.</p>
<p>İlk romanı <strong>Bir Gün Tek Başına</strong> 1974 yılında yayınlandı. Bu roman sanatsal ve yazınsal görüşlerinden ödün vermeden sinematografik özelliklerin romana aktarıldığı üstün başarılı bir yapıt olarak heyecanla karşılandı. Türkali, <strong>Bir Gün Tek Başına</strong>&#8216;da <span style="text-decoration:underline;">27 Mayıs Askeri Darbesi öncesindeki Türkiye aydınlarının bunalımlı çıkmazı</span>nı sergiler.</p>
<p>İkinci romanı <strong>Mavi Karanlık</strong> ağır koşullarda aydınlar arası hesaplaşmaya dayanan acı umutsuz bir sevi romanı olarak 1983&#8242;te yayınlandı. Üçüncü romanı <strong>Yeşilçam Dedikleri Türkiye</strong>, Türk romanında bir dönüm noktasıdır denilebilir. Bu yapıtında da Türkali, bir tarih parçasının karmaşasındaki Türkiyenin çelişkilerle yüklü acı tatlı serüvenini bölüşen tanıklarıyla yüzyüze getiriyor okuyanları.  </p>
<p><strong>Bu Gemi Nereye </strong>(1985) adlı düz yazıları, söyleşileri, soruşturmalarından oluşan kitabı, Türk Sineması üzerine araştırma yapacaklar için kaynakça niteliğindedir.</p>
<p>Önsözlerinde Türk Sineması&#8217;nın yapısı ile ilgili önemli açıklamaları içeren iki senaryo kitabı var: 1. <strong>Üç Film Birden-1979 </strong>(Bedrana, Kara Çarşaflı Gelin, Analık Davası) 2. <strong>Eski Filmler- 1984</strong> (Otobüs Yolcuları, Karanlıkta Uyananlar, Güneşli Bataklık, Umutsuz Şafaklar)</p>
<p>1990&#8242;da <strong>Tek Kişilik Ölüm</strong> romanı yayınlanır. Gerçek kişilere ve gerçek olaylara dayalı bir dönem romanıdır. Daha sonra ki on yıl boyunca Türkiye Komünist Partisi’nin tarihi niteliğindeki, İkinci Dünya Savaşı döneminin siyasal yapısının sergilendiği <strong>Güven </strong>adlı iki ciltlik romanını yazar. Bu romanı rahat yazmak için 10 yıl Londra’da kalır.</p>
<p>Bunların dışında düz yazıları, söyleşileri, savunmaları <strong>Tüm Yazıları Konuşmaları</strong> <strong>(2001</strong>)adlı bir kitapta toplanmıştır.</p>
<p><strong>Komünist</strong> <strong>(2001)</strong> adlı bir anı kitabı vardır. Bu kitap çocukluğundan, tutuklanma sürecine kadar ki yaşamından kesitler içerir. </p>
<p>Son romanı <strong>Kayıp Romanlar (2004) </strong>dır<strong>. </strong> Doktor Nahit Kotar yıllar süren siyasal sürgünden, tutkuyla bağlı olduğu İstanbul&#8217;una dönebildiğinde yetmişinin sonlarındadır. Devrimci bir emeklilik yaşam çizgisi çekmiştir kendince. İstanbul&#8217;uyla özlem giderecek, dış ülkelerde sürekli içinde olduğu sanat etkinliklerini ülkesinde izleyecek, artık kapalı olan eski örgütü adına dış ülkelerde sürdürdükleri etkinliklerden üstünde kalmış yüklüce parayı vereceği en uygun örgütü arayıp bu ağır yükten kurtulacaktır. Bir de roman yazmayı düşünmektedir bu arada.</p>
<p>Çelişkilerle çalkalanarak değişen, değişemeyen Türkiye&#8217;de şaşkınca dolaşmaya başladığı daha ilk günlerinde bir genç kız çıkar karşısına. Aralarında yaş uçurumu olan, inandıklarının tam karşısında değerler tablosunu benimsemiş görünen bu genç kızla, Esme&#8217;yle karşılaşması yeni bir dönem başlatmıştır yaşamında. Kızgınlıklar, karşılıklı suçlamalar içinde bağlı oldukları değerleri tartışmaları, birbirlerini gizli, açık, kaçınılmaz biçimde de kendilerini sorgulamaya başlamalarıyla yepyeni bir yola düşerler. Ülkenin özgürlük kavgası, tarihten gelen, çözüm bekleyen Kürt, Ermeni sorunları, tüm bu sorunlarla birlikte dış-iç egemen karanlık güçlerin, mafyaların kanlı gölgesi vardır bu bin bir tehlikeyle dolu yolun üzerinde.</p>
<p>Vedat Türkali, senaryoları, oyunları ve romanları ile ulusal ve uluslararası alanda bir çok ödüller almıştır. Bir Gün Tek Başına adlı romanı ile 1974 Milliyet Roman ödülü ve 1976 Orhan Kemal Roman ödülü; Çekoslovakya’da Carlovy Vary Film Festivali’nde Bedrana filmiyle, 1982 Cidale, Güneşli Bataklık ile 1982 sendika ödüllerinden başka Dallar Yeşil Olmalı oyunu ile de 1970 TRT Sanat ödüllerini almıştır.</p>
<p>1 Mayıs 2004’den &#8211; 1 Mayıs 2005’e kadarki bir yıl, aydınların, sanatçıların, kültür sanat kurumlarının ve insan hakları savunucularının katılımı ile &#8220;Vedat Türkali Yılı&#8221; ilan edilmiştir. Çok çeşitli etkinliklerle geçen bu bir yıl, ilk kez yaşayan bir aydına armağan edilmiştir.KAYNAK: <a href="http://www.vedatturkali.net/TR/index.html">http://www.vedatturkali.net/TR/index.html</a></p>
<p>ESERLERİ:</p>
<li>Bir Gün Tek Başına (roman, <a title="1974" href="/wiki/1974">1974</a>)</li>
<li>Eski Şiirler, Yeni Türküler (şiirler, <a title="1979" href="/wiki/1979">1979</a>)</li>
<li>Üç Film Birden (senaryolar, <a title="1979" href="/wiki/1979">1979</a>)</li>
<li>Mavi Karanlık (roman, <a title="1983" href="/wiki/1983">1983</a>)</li>
<li>Eski Filmler (senaryolar, <a title="1984" href="/wiki/1984">1984</a>)</li>
<li>Bu Gemi Nereye (yazılar, anılar, <a title="1985" href="/wiki/1985">1985</a>)</li>
<li>Dallar Yeşil Olmalı (oyun, <a title="1985" href="/wiki/1985">1985</a>)</li>
<li>Tek Kişilik Ölüm (roman, <a title="1989" href="/wiki/1989">1989</a>)</li>
<li>Özgürlük İçin Kürt Yazıları (<a title="1996" href="/wiki/1996">1996</a>)</li>
<li>Güven (roman, 1999)</li>
<li>Komünist (anı, <a title="2001" href="/wiki/2001">2001</a>)</li>
<li>Yeşilçam Dedikleri Türkiye (roman, <a title="2001" href="/wiki/2001">2001</a>)</li>
<li>Bu Ölü Kalkacak (oyun, <a title="2002" href="/wiki/2002">2002</a>)</li>
<li>Dallar Yeşil Olmalı (oyun, <a title="2002" href="/wiki/2002">2002</a>)</li>
<li>Kayıp Romanlar (roman, <a title="2004" href="/wiki/2004">2004</a>)</li>
<li>Yalancı Tanıklar Kahvesi (2009)</li>
<p>İSTANBUL</p>
<p>Salkım salkım tan yelleri estiğinde<br />
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle<br />
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul<br />
Binbir direkli Haliç’inde akşam<br />
Adalarında bahar<br />
Süleymaniye’nde güneş<br />
Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri<br />
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde<br />
Bakışlarımda akşam karanlığın<br />
Kulaklarımda sesin İstanbul<br />
Ve uzaklardan<br />
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde<br />
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul<br />
Plajlarında karaborsacılar<br />
Yağlı gövdelerini kumlara sermiştir<br />
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında<br />
Balıkpazarı’nda depoya kaçırılan fasulyanın<br />
Meyvesini birlikte devşirirler<br />
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul<br />
Et tereyağı şeker<br />
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde<br />
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların<br />
Hürriyet yok<br />
Ekmek yok<br />
Hak yok<br />
Kolların ardından bağlandı<br />
Kesildi yolbaşların<br />
Haramilerden gayrısına yaşamak yok<br />
Almış dizginleri eline<br />
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası<br />
Onların kemik yalayan dostları<br />
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi<br />
Ve sen esnaf sen köylü sen memur sen entelektüel<br />
Ve sen<br />
Ve sen haktan bahseden Ortaköy’ün Cibali’nin işçisi<br />
Seni öldürürler<br />
Seni sürerler<br />
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir<br />
İpek şiltelerin istakozların<br />
Ve ahmak kadınların selameti için<br />
Hakkında idam hükümleri verilir<br />
Haktan bahseden namuslu insanları<br />
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar<br />
Karanlık mahzenlerinde şehrin<br />
Cellatlara gün doğdu<br />
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır<br />
Bir kalem yazın vardır<br />
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır<br />
Söylenmez<br />
Haramiler kesmiş sokak başlarını<br />
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi<br />
Haramilerin elinde<br />
Ve mahzenlerinde insanlar bekler<br />
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer<br />
Bebelerinin hasreti içlerinde gömülü<br />
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde<br />
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul<br />
Bulutların ardında damla damla sesler<br />
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle<br />
Arkadaşlar çıktı karşıma<br />
Dindi şakaklarımın ağrısı<br />
Bir kadın yoldaş tanırdım<br />
Bir kardeş karısı<br />
Hasta ciğerlerinin taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları<br />
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi<br />
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında<br />
Gebeliğinin dokuzuncu ayında<br />
Aç kurtların varoşlara saldırdığı<br />
Tipili bir gece yarısı<br />
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi<br />
Otuz beş kiloluk sırrımızı<br />
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı<br />
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul<br />
Bekle bizi<br />
Büyük ve sakin Süleymeniye’nle bekle<br />
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla<br />
Mavi denizlerine yaslanmış<br />
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle<br />
Ve bir kuruşa Yenihayat satan<br />
Tophane’nin karanlık sokaklarında<br />
Koyun koyuna yatan<br />
Kirli çocuklarınla bekle bizi<br />
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi<br />
Bekle dinamiti tarihin<br />
Bekle yumruklarımız<br />
Haramilerin saltanatını yıksın<br />
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle<br />
Sen bize layıksın </p>
<p> Eylül 1944 Akşehir<br />
<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a title="Bu kitabı paylaş" href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" alt="Bu kitabı paylaş" width="125" height="16" /></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/758/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/758/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/758/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/758/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/758/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/758/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/758/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/758/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/758/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/758/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=758&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/10/09/bir-gun-tek-basina-vedat-turkali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/10/bir-gun-tek-basina.jpg?w=206" medium="image">
			<media:title type="html">Bir Gün Tek Başına</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Yeni Hayat &#8211; Dante</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/05/31/yeni-hayat-dante/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/05/31/yeni-hayat-dante/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 May 2009 20:06:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Hayat &#8211; Dante Alighieri
Çeviren: Işıl Saatçıoğlu
YKY, İst. 2009 3. baskı 71 sayfa
 Dante, Beatrice ile iki kez karşılaşır. 9 yaşında, ve 18 yaşında&#8230;  Dante&#8217;nin, Beatrice&#8217;e karşı duygularını anlattığı küçük kitap. Şair, bazı şiirlerine göndermeler yaparak, Beatrice&#8217;in özelliklerini sıralar, onu över, ölümü kareşısında duyduğu üzüntüyü dile getirir. Kitapta yer alan şiirlerden sonra şair, şiirleri açıklar, ne [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=677&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-678" href="http://savaska.wordpress.com/2009/05/31/yeni-hayat-dante/yeni-hayat-dante/"><img class="alignleft size-medium wp-image-678" title="Yeni hayat dante" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/05/yeni-hayat-dante.jpg?w=188&#038;h=300" alt="Yeni hayat dante" width="188" height="300" /></a>Yeni Hayat &#8211; Dante Alighieri<br />
Çeviren: Işıl Saatçıoğlu<br />
YKY, İst. 2009 3. baskı 71 sayfa</p>
<p> Dante, Beatrice ile iki kez karşılaşır. 9 yaşında, ve 18 yaşında&#8230;  Dante&#8217;nin, Beatrice&#8217;e karşı duygularını anlattığı küçük kitap. Şair, bazı şiirlerine göndermeler yaparak, Beatrice&#8217;in özelliklerini sıralar, onu över, ölümü kareşısında duyduğu üzüntüyü dile getirir. Kitapta yer alan şiirlerden sonra şair, şiirleri açıklar, ne demek istediğini belirtir. Beatrice&#8217;in ölümünden sonraki bölümlerde önce açıklma sonra şiir yer alır. 42 bölümden oluşur, kitap.  Yeni Hayat,  yazarın ilk kitabıdır. Şiir-düzyazı bölümlerden oluşmuştur. İtalyan Edebiyatının kurucusu sayılan Dante&#8217;nin önemli bir yapıtı olan Yeni Hayat, Orhan Pamuk&#8217;un yeni Hayat romanı ile isim akrabası, ayrıca metinlerarasılık yoluyla sembolik bir bağ da kurulmuş.<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" title="Bu kitabı paylaş" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" width="125" height="16" alt="Bu kitabı paylaş"></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --><span id="more-677"></span></p>
<p><strong>Dante Alighieri</strong> (1 Haziran 1265, Floransa &#8211; 13 Eylül 1321, Ravenna) İtalyan ozan ve politikacı.</p>
<p>En bilinen eseri, Ahirete yapılan bir yolculuğu anlattığı İlahi Komedya`dır (<em>La Divina Commedia</em>). Bu eser Cehennem, Araf ve Cennet isimlerinde üç ciltten oluşmuştur. Dünya edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri kabul edildiği gibi, modern İtalyanca`nın da temelini oluşturur. Modern Avrupa ve İtalya için önemli bir figürdür ve İtalya&#8217;daki metal 2€&#8217;ların tura tarafında, Dante&#8217;nin resmi vardır.</p>
<p>Dante 1265 yılında doğdu, Haziran ayında İkizler burcu olarak doğduğunu söyler. Gerçek adı olan <em>Durante</em>&#8216;yi kısaltarak Dante`yi kullanmıştır. Dante&#8217;nin ailesi köklü ve asil bir aile olmakla beraber, sonradan fakir düşmüş ve aristokratik önemini kaybetmişti. Dante&#8217;nin babası II. Alighiero hakkında çok fazla bilgi yoktur, mesleği bilinmemekle beraber noter, hakim veya faizci olduğuna dair çeşitli görüşler mevcuttur. II. Alighiero hakkındaki belki de tek &#8220;kesin&#8221; bilgi onun Guelfolar partisine mensup olduğudur.</p>
<p>O sıralarda yönetim Ghibellinolar&#8217;daydı ve Ghibellinolar Guelfoları sürgün ederek şehirden uzaklaştırmışlardı. Dante&#8217;nin babası II. Alighiero Guelfolardan olmasına ve Dante doğduğunda Floransa Ghibellinoların yönetiminde bulunmasına rağmen, II.Alighiero ve ailesi Floransa&#8217;da ikamet etmekteydi. Dante babasını sevmezdi, bunun nedeni babasının kötü ünü veya silik kişiliği olabilir. Eserlerinin hiçbir yerinde babasından söz etmemiştir, aksine her fırsatta şövalyelik payesi bulunan dedesi Cacciaguida&#8217;dan bahseder, ailesinin soyunun Roma&#8217;ya dayanması ile övünürdü. Dante annesini daha çok küçük yaşlarda kaybetmiştir. Babası da o on sekiz yaşlarındayken vefat etmiş, bunun üzerine Dante üvey annesi (Monna Lapa) ve üvey kardeşleriyle yaşamak zorunda kalmıştır. Yazarın hayatının bu dönemi ile ilgili çok fazla bilgi bulunmasa da, onun büyük acılar çekmemekle beraber bu dönem boyunca mutlu veya rahat olmadığı düşünülmektedir.</p>
<p>Dante`nin eğitimi fazla bilinmemekte olup, kendi kendini geliştirdiği varsayılmaktadır. Dante&#8217;nin ilk öğrenimini Santa Croce papaz okulunda bitirdiği sanılmaktadır. Her ne kadar Dante yüksek öğrenime devam edemese (veya etmese) de, kendi kendine okumaya ve çalışmaya devam etmiştir. Öğrenmeye büyük bir tutkusu vardı, önemli Latin ve Yunan eserlerini okumakla kalmıyor, dönemin İtalyan şairlerlerinin eserlerini de okuyor, bunlara büyük bir önem veriyordu. Yazmak konusundaki yeteneklerini ilerletirken, astronomi, resim ve felsefe gibi konularda da kendisini geliştiriyordu. Dönemin önemli isimlerinin düzenlediği toplantıları kaçırmıyor, birçok önemli isimle arkadaşlıklar kuruyordu. Bu kişilere örnek olarak devrin ünlü Floransa&#8217;lı şairi Guido Cavalcanti&#8217;yi verebiliriz.</p>
<p>Dante denince ilk akla gelen isim belki de onun sonsuz bir aşk ile bağlandığı Beatrice&#8217;dir (Türkçe okunuşu: Beatris). Dante&#8217;nin çocukluğu ve gençliği hakkında çok az bilgiye sahip olunsa da, şairin dokuz yaşındayken kendisinden bir yaş küçük Beatrice&#8217;ye aşık olduğu kesin olarak bilinmektedir. Komşuları Floransa&#8217;lı şövalyelerden olan Folco di Ricovero de&#8217; Portinari&#8217;nin kızı Beatrice ile komşularının evindeki bir eğlence sırasında tanışmıştı. Tanıştığı ilk andan beri Dante Beatrice&#8217;e büyük bir tutkuyla bağlandı. Beatrice ile ikinci kez karşılaştığında on sekiz yaşındaydı, bu ikinci karşılaşmadan sonra Beatrice&#8217;e olan sevgisi daha da derinleşti. Beatrice&#8217;e olan aşkı yazımını ve şiire olan bakış açısını büyük oranda etkileyecekti; <em>İlahi Komedya</em>&#8216;nın tohumlarını atan belki de Beatrice&#8217;ye olan aşkıydı. Dante aşkından sevgilisine hiçbir zaman söz etmemiştir, nitekim 1288 yılında Beatrice Floransa&#8217;lı şövalyelerden Simone dei Burdi ile evlendi. Fakat Beatrice evliliğinden sadece iki sene sonra, 1290&#8242;da, yirmi dört yaşında öldü. Beatrice&#8217;nin ölümünden sonra Dante çalışmalarına daha sıkı sarılmış, Latin edebiyatı ve felsefeye kendisini adamıştır. Kuşkusuz Beatrice&#8217;nin ölümü Dante için büyük bir şoktu ve yazarın yazım hayatını da fazlasıyla etkiledi. Beatrice&#8217;nin çok genç bir yaşta ölmesi, Dante&#8217;nin onu ölümsüzleştirmesine yol açmış, fikriyatında Beatrice&#8217;ye maddi, ölümlü ve insani bir görünümden ziyade manevi, ölümsüz ve ilahi bir görünüm vermesine neden olmuştur.</p>
<p>Dante daha 12 yaşındayken ailesi tarafından Gemma di Manetto Donati ile sözlenmiştir. Ailesinin de ısrarlarıyla, 1295 yılında Floransa&#8217;lı tanınmış Donati ailesine mensup Gemma ile evlendi. Gemma&#8217;dan Pietro ve Jacapo isimlerinde iki oğlu ve Antonia isminde bir kızı olmuştur. Dante ile Gemma&#8217;nın mutlu bir evlilik geçirdikleri söylenemez. birçok kaynağa göre Dante Gemma ile olan evliliğinde hiçbir zaman mutlu olamadı. Yine de Dante evliliğin kutsallığına inanan birisiydi ve Gemma ile olan ilişikisine dair pek bir kanıt yoktur, kendisi de bundan eserlerinde bahsetmemiştir.<br />
Dante sürgün edildikten sonra karısını bir daha görememiştir.</p>
<p>Devrin Floransa&#8217;sında bellibaşlı iki parti vardı: Ghibellinolar ve Guelfolar. Ghibellinolar imparator tarafından destekleniyor, aristokrasiyi savunuyorlardu; Guelfolar ise papa tarafından destekleniyordu. Sonraları Pistoia Guelfoları &#8220;<em>Beyazlar</em>&#8221; ve &#8220;<em>Siyahlar</em>&#8221; olarak iki ayrıldılar. Bu genel anlamda Guelfoların ikiye bölünmesine yol açtı. Beyazların başında Cerchi ailesi vardı. &#8220;<em>Popolo grasso</em>&#8221; diye adlandırılan zengin burjuva sınıfı tarafından destekleniyorlardı, reformist düşünceleri vardı, papa ve papalık konusunda da daha temkinli bir görüşe sahiptiler. Siyahların başında ise Donati ailesi bulunuyordu. Feodal devirden kalan çeşitli asilzadelerden oluşan bu grup, &#8220;<em>Popolo minuto</em>&#8221; diye adlandırılan küçük zanaatkarlar, işçiler gibi daha düşük bir halk tabakası tarafından destekleniyorlardı. Siyahların düşüncesi daha bağnazdı ve dogmatik anlamda papacıydılar.</p>
<p>Dante daha 24 yaşında, 1289&#8242;da, Floransa&#8217;lı Guelfo şövalyeleri ile birlikte Campaldino savaşında Arezzo Ghibellinolarına karşı savaşmıştır. Eşi Gemma Donati tarafından Siyahların başkanı konumundaki Donati ailesi ile akraba olsa da Beyazların taraftarı olmuştur. Devlet işlerine katılmak isteyen Dante Hekim ve Eczacılar loncasına yazılmıştır. Bunun nedeni dönemin yasalarına göre asilzadelerin kamu işlerine girebilmeleri için öncelikle zanaat loncalarından (Corporazioni di Arti e Mestieri) birine kaydolmalarının şart koşulmasıydı. Dante politik hayatına başladı.</p>
<p>Bu sıralarda Papa VIII. Bonifatius Floransa&#8217;nın iç işlerine karışmaya, Beyazlara karşı sık sık Siyahlara arka çıkmaya başlamıştır. Papanın bu girişimleri Floransa&#8217;nın önde gelenlerini, özellikle de Beyazlar&#8217;ı fazlasıyla rahatsız ediyordu. 1300 yılında Dante iki aylığına Floransa hükümetinin başındaki altı kişilik kurula seçildi. Beyazların Floransa&#8217;daki iktidarına son vermek amacıyla Papa Bonifatius harekete geçmeye karar verdi. Papa Fransa kralı Philippe le Bel&#8217;in kardeşi Charles de Valois&#8217;yı Floransa&#8217;ya gitmeye ikna etti. Floransa bundan rahatsız olup Papayı kararından döndürmek amacıyla içinde Dante&#8217;nin de bulunduğu bir heyeti Roma&#8217;ya gönderdi. Roma&#8217;da heyeti oyalarken, 1301 yılında Charles de Valois süvarileriyle birlikte Floransa&#8217;ya girdi. O sıralarda şehrin iktidarı Beyazların elindeydi ve Siyahların çoğunluğu sürgün edilmişti. Charles de Valois Siyahları da kendi saflarına alarak Beyazları şehirden çıkarmıştır. Beyazların mallarına el konurken bir kısmına idam cezası verildi, çoğunluğu sürgüne gönderildi.</p>
<p>Dante hiçbir zaman Papa VIII. Bonifatius&#8217;u sevmemişti. Beyazlara karşı girişilen hareketten nasibini alarak, 27 Ocak 1302&#8242;de sahtekarlık, gayri meşru kazanç elde etmek gibi asılsız suçlardan ötürü para cezasına çarptırıldı ve iki yıllığına Florasa&#8217;dan sürgün edildi. Ayrıca bir daha devlet işlerinde çalıştırılmayacaktı. Daha sonra hakkında yeni bir karar daha verildi: Floransa&#8217;lı askerler tarafından ele geçirildiği takdir de idam edilecekti.</p>
<p>Dante mahkemenin kararlarını öğrendiğinde Floransa&#8217;da değildi. Hakkındaki sürgün kararı nedeniyle Floransa&#8217;ya da dönemedi. Beyazlar Floransa&#8217;da iktidarı geri ele geçirebilmek için çeşitli girişimlerde bulundular, fakat başarısızlığa uğradılar.</p>
<p>Zamanla arkadaşlarına olan güveni ve inancını kaybetmeye başladı. Büyük bir acı içinde olduğu bu günlerde İlahi Komedya&#8217;yı yazmaya başladı. İlk olarak Verona&#8217;ya gitti, bir ara Padova&#8217;ya geçti. Bazı kaynaklara göre Paris&#8217;e de gitmiş ve burada felsefe ile teoloji okumuştur. Bazı zayıf rivayetlere göre Paris&#8217;ten sonra Oxford&#8217;a da kısa süreliğine geçmiştir. Fakat bu çok zayıf bir rivayettir ve bugünkü tarih otoriteleri tarafından sıklıkla yalanlanmıştır.</p>
<p>Dante 1311 yılında o sıralarda Casentino&#8217;da bulunan ve İtalya&#8217;yı işgale başlamış olan Lüksemburg kralı VII. Henry&#8217;ye mektuplar yazarak, onu Floransa&#8217;ya da savaş açmaya davet etti. Kralın İtalya&#8217;yı işgali birçok İtalyan şehrinde büyük bir nefretle karşılandı, Floransa&#8217;nın da dahil olduğu bu şehirler birlikte karşı koymak için kendi içlerindeki sorunları bir süreliğine askıya alıyorlardı. Bu dönemde Floransa sürgün edilmiş Beyazların bir çoğunu geri çağırdı, fakat Dante bunların arasında değildi. Bunun nedeni büyük ihtimalle kral VII. Henry&#8217;ye yazmış olduğu mektuplardı. 24 Ağustos 1313&#8242;de kral öldü, artık Floransa&#8217;ya tekrar dönebilme umutları yok olmuştu. Dante, kısa bir süreliğine Lucca&#8217;da kaldıktan sonra Verona&#8217;ya döndü. Daha sonra Ravenna prensi Guido Novelloda Potenta&#8217;nın davetiyle Verona&#8217;dan Ravenna&#8217;ya geçti, kısa geziler ve ayrılıklar dışında ömrünü burada geçirdi. 1321 yılında, 56 yaşındayken burada öldü. Ölüm nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber, bazı kaynaklara göre ölüm nedeni sıtmadır.</p>
<p>Eserleri: Dante&#8217;nin eserlerini sınıflandırmanın pek çok yolu vardır. Her ne kadar eserlerin sıralanmasında genelde kronolojiye dikkat edilse de Dante&#8217;de öne çıkan sıralama özelliklerinden birisi de eserlerin yazıldığı dildir. Dante eserlerinin bir kısmını Latince, bir kısmını ise halk dili olan İtalyanca ile kaleme almıştır. birçok eser kaleme almıştır ama şaheseri hiç kuşkusuz İlahi Komedya&#8217;dır (<em>La divina commedia</em>).</p>
<p><span style="text-decoration:underline;">Latince Yazdığı Eserler:</span></p>
<li>De Vulgari eloquentia (Halkdilinde Belagat)</li>
<li>Monarchia (Monarşi)</li>
<li>Epistulae (Mektuplar)</li>
<li>Eclogae (Eklogalar)</li>
<li>Quaestio de aqua et terra (Su ve Toprak Sorunu)</li>
<p> </p>
<li><span style="text-decoration:underline;">İtalyanca yazdığı eserleri</span>
<ul>
<li><em><strong>Vita nuova</strong></em>
<ul>
<li><em>Yeni Hayat</em>, çev. Işıl Saatçıoğlu (İstanbul: YKY, 1995).</li>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Rime</strong></em> (Şiirler)
<ul>
<li><em>Rime / Şiirler</em>, çev. Kemal Atakay, iki dilli basım (İstanbul: YKY, 2001).</li>
</ul>
</li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>Convivio</strong></em> (Şölen)</li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>II Fiore</strong></em> (Çiçek)</li>
</ul>
<ul>
<li><em><strong>La Divina Commedia</strong></em> (İlahi Komedya): <em><strong>Inferno</strong></em> (<em>Cehennem</em>), <em><strong>Purgatorio</strong></em> (<em>Araf</em>) ve <em><strong>Paradiso</strong></em> (<em>Cennet</em>)
<ul>
<li><em>İlahi Komedya</em>, çev. Hamdi Varoğlu (İstanbul: Hilmi Kitabevi, 1938).</li>
<li><em>İlahi Komedya</em>, çev. Feridun Timur (İstanbul: MEB, 1955-1956).</li>
<li><em>İlahi Komedya</em>, çev. Rekin Teksoy (İstanbul: Oğlak, 1998).</li>
<li><em>İlahi Komedya</em>, çev. Seyhan Satar (İstanbul: Oda, 2001).</li>
<li>İlahi Komedya Çev. Rekin Teksoy (Istanbul: Oglak, 2008) 7. Baskı</li>
</ul>
</li>
<li>kaynak: <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Dante_Alighieri">http://tr.wikipedia.org/wiki/Dante_Alighieri</a></li>
</ul>
</li>
<p><span style="font-size:xx-small;">***Romanın başka bir kaynağı Dante&#8217;nin Yeni Hayat adlı kitabı. Dante bu yapıtında bazı şiirlerine göndermeler yaparak, onları yeniden yorumlayarak Beatrice&#8217;e olan aşkı çerçevesinde hem kendi entellektüel gelişimini anlatır hem de ölüm düşüncesini gündeme getirir. Orhan Pamuk&#8217;un Yeni Hayat&#8217;ında da Canan, Dante&#8217;nin Beatrice&#8217;i gibi aşkınlaştırılmıştır.(kaynak: <a href="http://www.ecst.csuchico.edu/~nazan/opamuk/article/oktay.html">http://www.ecst.csuchico.edu/~nazan/opamuk/article/oktay.html</a>)</span></p>
<p><!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" title="Bu kitabı paylaş" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" width="125" height="16" alt="Bu kitabı paylaş"></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/677/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/677/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/677/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/677/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/677/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/677/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/677/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/677/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/677/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/677/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=677&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/05/31/yeni-hayat-dante/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/05/yeni-hayat-dante.jpg?w=188" medium="image">
			<media:title type="html">Yeni hayat dante</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Amat &#8211; İhsan Oktay Anar</title>
		<link>http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/</link>
		<comments>http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 09:54:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>savaska</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/</guid>
		<description><![CDATA[Amat &#8211; İhsan OKtay Anar
İletişim yay. İst. 2006, 235 sayfa
 “Fırkateynler bu gemi  tarafından haftalar önce batırılmıştı. Oysa biz aynı şeyi daha birkaç gün önce  yaptık.  Yahu  aynı  olay  hiç  iki  kez  vaki  olur  mu?  Batan  iki fırkateyn  için bizimkine  benzer  bir  kalyon  daha  gönderilirse  hiç  şaşmam.”  (s.  203)
Amat adlı geminin denize açılması, Venedik gemileriyle savaşı, gemide [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=667&subd=savaska&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a rel="attachment wp-att-666" href="http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/amat/"><img class="alignleft size-medium wp-image-666" title="AMAT" src="http://savaska.files.wordpress.com/2009/05/amat.jpg?w=195&#038;h=300" alt="AMAT" width="195" height="300" /></a>Amat &#8211; İhsan OKtay Anar<br />
İletişim yay. İst. 2006, 235 sayfa</p>
<p> “Fırkateynler bu gemi  tarafından haftalar önce batırılmıştı. Oysa biz aynı şeyi daha birkaç gün önce  yaptık.  Yahu  aynı  olay  hiç  iki  kez  vaki  olur  mu?  Batan  iki fırkateyn  için bizimkine  benzer  bir  kalyon  daha  gönderilirse  hiç  şaşmam.”  (s.  203)</p>
<p>Amat adlı geminin denize açılması, Venedik gemileriyle savaşı, gemide yaşananlar ile ganimet için yanaşılan bir gemiden bulaşan veba nedeniyle sona eren hayatların romanı. Basitçe konu bu. Ama yazar bizi Amat ile denizde dolaştırırken birçok olayla, ölümle-ölümsüzlükle karşılaşıyoruz. Gemizicilik ve denizcilik terimleriyle örülmüş bir metin. Yazar gerçekliği sağlamak için mi böyle bir yola başvuruyor?  Yazar anlattıklarına hep kaynak gösterme eğiliminde. Tezakirü&#8217;l Mücrimin adlı eserde anlatılanlar doğruysa&#8230;. doğrudur yazarın anlatıkları. Daha birçok eserden bahseder yazar. Ancak bu hikayede bir kahvede anlatılan bir efsane de olabilir.Sonuçta anlatılanlara inanıp inanmamak okuyucuya kalmış.<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" title="Bu kitabı paylaş" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" width="125" height="16" alt="Bu kitabı paylaş"></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --> <span id="more-667"></span></p>
<p>247 sayısı : Gemi mürettabatı 247 kişi. Gemi 247 meşe ağacından yapılmış. Vebadan sonra herkes  muska yaptırır, muskanın içinde meşe palamudu.  Navarin&#8217;edir yolculuk. Navarin civarında gömülen 247 kişinin mezarından çıkan meşeler hızla büyür, o meşelerden bir gemi yapılır. <strong>Sona doğru yolculuk aslında başa doğrudur.</strong> </p>
<p>Roman üzerine bir inceleme :<a rel="attachment wp-att-672" href="http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/amatta-yapi-ve-simgeler/"><strong>AMAT&#8217;TA YAPI VE SİMGELER</strong></a></p>
<p> </p>
<p><span style="font-family:Tahoma;font-size:large;"><strong>Amat ne kadar gerçekse, bu roman da o kadar gerçek</strong></span></p>
<p>Yalnızca yazma tutkusu ve bundan ötesinin nereye vardığını hiç de önemsemeyen yazarlık tutumu, arayıp da sık bulamadığımızdır. Onu, nerede görürsek sıkıca tutmalıyız ki, elimizdekinden olmayalım. İhsan Oktay Anar, bu soy yazarlardan. Bugüne dek, kendinden başka kimseye benzemediği için, yazdıklarına benzeyen türlere meraklı ve gençlerin çoğunlukta bulunduğu sadık bir okur çevresi oluşturan roman anlayışı, Puslu Kıtalar Atlası ile etkileyici bir şok yarattıktan sonra Kitab-ül Hiyel ve Efrâsiyâb&#8217;ın Hikâyeleri ile sürmüştü.<br />
Amat bekleniyordu. Ne olduğu bilinmeden. İhsan Oktay Anar ne yazarsa yazsın, gene kendi hiç görünmeden ve hiçbir aracı olmaksızın okurlarına ulaşacak, onları yeni bir hayal dünyasına götürecekti. Bilinen gerçeklerle ilgisi olmayan bu hayallerin tarihe ilişkin karşılıklarını aramak yersizdi. Çünkü o güne dek bütün bildiklerimizden başka bir roman yazıyordu o.<br />
Elbette her gerçek, kendi anlatım biçimini de yaratır; gelin görün ki, şimdi Amat&#8217;ta da görüldüğü gibi, İhsan Oktay Anar&#8217;ınki bu kalıp içinde düşünülemez. Onunki de bir gerçektir gerçek olmasına, kurmacanın yarattığı gerçek, ama Amat, bu düzeyde de İhsan Oktay Anar&#8217;ın önceki romanlarından farklıdır.<br />
Sözgelimi Amat, &#8220;üç direkli, iki güverteli, elli sekiz toplu, 247 deniz savaşçının yaşadığı bir kalyonun karanlık seyrüseferi&#8221;ni anlatan bir roman mıdır? Böyleyse, okurun işi kolaylaşır; öyle olmadığı için Amat&#8217;ı değerlendirmek zorlaşmıştır. Sonunda romancının yaratıcı aklıyla gördüğü bir romansa Amat, ancak aynı akla sahip olan onun cevherini görebilir ki, yazarınkinin tıpkısını bulmanın olanaksızlığı yüzünden gerçeklikten apayrı bir dünya belirir metin içinde.<br />
Bana kalırsa, Puslu Kıtalar Atlası edebiyatın yarattığı fırsatlar ve olası biçimleri üstüne özgün ve sağlam kurulmuş bir tezdi. Bilerek ya da bilmeden böyle anlaşılmış olması onun şansı oldu ve aynısı gibi yazılamayacağı için tekil kaldı. Şu önemli farkla ki, edebiyatın olanaklarının, ufkunun ne denli geniş olabileceğine, romanın bilinenlerden başka hangi biçimlerde yazılabileceğine ilişkin yeni bir saptama ve nirengi noktalarından biri yerine geçti. Ne ki, edebiyat kamuoyunun, eleştirmeni ve okuruyla yazarını yerleştirdiği postmodern kalıptan şimdi Amat&#8217;ı korumak gerekir. Önceki üç romanının yapımbiçimleri arasında postmodern düşünmenin epeyce payı olduğu doğru olsa bile, Amat&#8217;ın postmodern yaratım biçimiyle ilgisi yok. Ona, kendi kafamızın zırhlarını biçmeyelim.<br />
Elbette Amat gibi romanlara öykünmek hem boşunadır, hem de böyle bir esinlenmenin sonucu gülünç olur. İhsan Oktay Anar&#8217;ı, Osmanlı&#8217;nın tarih dehlizlerinden sebeplenen bir kazıcı, yalnızca gün ışığında yaşayanların hiçbir zaman bilemeyeceği dünyaların yazıcısı ve bugüne dek edebiyatımızda hiç kimselerin bilmediği bir dil ve anlatım biçiminin yaratıcısı olarak görüyorum.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;color:#800000;font-size:small;"><strong>Masal-kalyon</strong></span><br />
Önceki romanlarındaki sıra dışı öykülerden sonra bu kez de Amat adlı bir masal-kalyonu açık denizlerin fırtınalarında, uğursuz bir yolculuğa sürüyor İhsan Oktay Anar. Tuhaf mı tuhaf Kaptan Diyavol&#8217;u, ejderhadan olma İkinci Kaptan (Koca Reis&#8217;i) Kırbaç Süleyman&#8217;ı, elli tüfenkçisi, ortalık işleri yaparken savaşmayı da alışkanlığa dönüştürmüş bir sürü haydutu, marangozu, hekimi, köçeği ve bilumum insanıyla birlikte var olup onlarsız amat olamayacağı belli olan bu masal-kalyonun başından geçenler, fanteziler ve karabasanlarla soluk alıp veren bir romanın elbette konusudur.<br />
Suçluların dünyası suçla beslenir, ama yarattıklarının suç olarak okunmasını istemez roman. Bu arada pek çok kitaba göndermeyle Amat&#8217;ın bir eski zaman söylencesi gibi yazıldığı da söylenebilir. Okurun onunla değişik okuma serüvenlerine yelken açması, romanı aradığı gerçekliğine kavuşturur: Yabanıl insanın eski zamanlar içindeki ölüm ve ölümsüzlük bilincini kan ve şiddet içinde nasıl yaşattığına ilişkin anlamını okura yansıtan Amat, okurun ona vereceği anlamlarla günümüzdeki karşılığını bulacaktır. Bir romanı kurmacanın gökselliğinden ayakları üstüne indiren doğasıdır bu. Orada her yazınsal yapıt gerçekle kedinin yumakla oynayışı gibi bir ilişki içindedir.<br />
Öte yandan, Murat Uyurkulak&#8217;ın, &#8220;Benim için şaşırtıcı olan (mucizevi mi demeli?) bir başka mesele, tozlu lügatların sayfalarında kalmış ve İOA&#8217;nın kim bilir bir nice mesaiyle gün yüzüne çıkardığı onca &#8216;tuhaf&#8217; kelimenin manasını bir kez olsun merak etmemem, okurken onlara zerre kadar takılmamamdır,&#8221; sözleri bir okurun hayranlığını anlatabilir, ama aynı lügat hırsıyla parçalanmış sayısız bilinmeyen sözcük ve terim bir başka okur için Amat&#8217;ı anlaşılmaz kılan bir zorlama olarak da anlaşılabilir.<br />
Bana gelince, Amat&#8217;ın önümüze bir şehvet düşkünlüğü olarak geldiğini düşünürüm. Osmanlı&#8217;nın gayri resmi tarihinin içine doğmuş, suyuna dudaklarını değdirip çorbasına kaşık salmış, zerdesini yalamış, onunla kan kardeşi olmuş bir yazarın kaleminden kan sızdırarak yazmaya başladığında ne çok okurun da onu beklediğini görüp gemi azıya çektiğini anlatır İhsan Oktay Anar.<br />
Yaratıcılığın önceden bilinmez bir kertesine gelince, gözü yarattığı dünyadan ötesini görmez bir yazarın o dünyanın buğusuyla perdelediği gözü, gerçeği görmeyi istemez de, masallardan oluşan bir dünya yaratıp onun tek gerçek dünya olduğunu sanır. Orası da bizim bildiğimiz Türkçeyle anlatılamaz; başka bir dildir onu masala dönüştüren.<br />
Buraya kadar, anlıyorum İhsan Oktay Anar&#8217;ı. Onun benim Türkçemle Amat&#8217;ı yazması nasıl olanaksızsa, Amat&#8217;ı yaratacak tek dilin onunki olduğu da onun yanılsaması. İşte şehvetin kör noktası buradadır ve oradan bir adım atınca sonrakini de atmadan edemezsiniz, sonrakini atınca da ötekini: sonunda uçurumdan aşağıya düşen yazar değildir elbette. Amat önümüzde gene parlak bir metin olarak duruyor, ama yanında sürüyüp bıçak sırtına çıkardığı okurdan romanını tek gerçek olarak gören aşağıya düşecek, ondan başka bir Amat dili olduğunu düşünen yukarda tutunmayı başaracak.</p>
<p><span style="font-family:Tahoma;color:#800000;font-size:small;"><strong>&#8216;Amat&#8217;ın dili</strong></span><br />
Onca bilinmeyen söz, sözcük, terim, arkaik duyguların yarattığı dil: onun adı kesinlikle Osmanlıca ya da onun bir biçimi değil, ana dili Osmanlıca olan bir yaratıcının uydurduğu arkaik dillerden bir dildir. Amat&#8217;ın dilini Osmanlıca-Türkçe karşıtlığı içine çekmek ayrıca Türkçeyi aldatmak da sayılır ki, İhsan Oktay Anar&#8217;ın yarattığı dilin bu tartışmayla ilgisi yoktur.<br />
Elbette eftamintokofti değildir bu dil, ama romana bazı sorunlar getirdiği de görünüyor. Onca bilinmez sözcük ve terim, denizciliğe ilişkin derin bilgi ve araştırmaların taşkınlıkla kullanıldığı metin içinde kara delikler açılıyor. Sözgelimi, Amat&#8217;ın &#8220;Alesta!&#8221; haykırışlarıyla palamarı çözüp denize açılmaya başladıktan sonra gelen, bir geminin denize nasıl açıldığına ilişkin bilgilerin boşaltıldığı uzun paragraf (s. 40), tek başına kalmayıp yeri geldiğinde benzerleriyle birlikte düşünülünce, metin için de yük olmaya başlıyor.<br />
Eski zaman söylencelerinden, kutsal kitaplardan insanların bilincine sızan karabasanlar, roman boyunca parça parça anlatılır. Küçük birer öyküsü olan bu yaşantılar Amat&#8217;ı ve onun gemi adamlarını tanıtır. Kamarasını ölümsüzlük üstüne kitaplarla doldurmuş Kaptan Diyavol&#8217;un gerçekdışıymış gibi gelen kişiliği; karısının ölümüyle Kırbaç Süleyman&#8217;ın yüreğine saplanan zehir; birçoklarına göre Kırbaç Süleyman Reis&#8217;in gemide kalmasının nedeninin Kaptan&#8217;ın bir hazine değerindeki kitaplarının oluşu; belki de arada geçen dehşetli deniz savaşları; romanın sonunda Kırbaç Süleyman&#8217;ın dayanamayıp Kaptan&#8217;ın tek yasak kitabını açıp okumaya başlaması yüzünden gördüğü ceza, bu öykülerin ilgi çekenleri arasında sayılabilir.<br />
Arada sert göndermeleri de var Amat&#8217;ın. Azap Kapı&#8217;dan yol verilmeden önce koca şehre bakıp söylenen çorbacı, gemicilerin korkunç hayatları yanında, yalılardaki kibar adamların, köşklerde ve kasırlarda uyuyup rüyalarında cariyeler peşinde koşanların, kanla beslenen, ruhları ve vicdanları kirli şehirlilerin, sonunda getirilen ganimete nasıl olsa el koyacak olanların şehrine karşı, &#8220;Konstantiniye&#8217;ye kan getirin!&#8221; diye ilenir.<br />
Demek Amat gerçekse, kimin gerçeği, diye de sorulabilir. Roman bunun yanıtını veriyor aslında&#8230;</p>
<p><em><strong>SEMİH GÜMÜŞ</strong></em></p>
<p><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=4591">http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=4591</a><br />
<!-- AddThis Button BEGIN --></p>
<div><a href="http://www.addthis.com/bookmark.php?v=250&amp;pub=xa-4abe0a2a08db3ec9" title="Bu kitabı paylaş" target="_blank"><img src="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" width="125" height="16" alt="Bu kitabı paylaş"></a></div>
<p><!-- AddThis Button END --></p>
Posted in Kitap  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/savaska.wordpress.com/667/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/savaska.wordpress.com/667/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/savaska.wordpress.com/667/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/savaska.wordpress.com/667/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/savaska.wordpress.com/667/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/savaska.wordpress.com/667/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/savaska.wordpress.com/667/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/savaska.wordpress.com/667/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/savaska.wordpress.com/667/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/savaska.wordpress.com/667/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=savaska.wordpress.com&blog=3246763&post=667&subd=savaska&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://savaska.wordpress.com/2009/05/28/amat-ihsan-oktay-anar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/22bda2ba7712cc890c0d32a369f4cdf8?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">savaska</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://savaska.files.wordpress.com/2009/05/amat.jpg?w=195" medium="image">
			<media:title type="html">AMAT</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s7.addthis.com/static/btn/v2/lg-share-en.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Bu kitabı paylaş</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>