SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Cesur Yeni Dünya – A. Huxley

Posted by savaska Ağustos 31, 2008

“Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.” A. Huxley

Cesur Yeni Dünya’nın neresindeyiz?

F.S. 632

İnsanlar artık doğmuyor.Anne ve ebeveyn müstehcen kelimeler. 

Şişelerde büyüyor insan. Alınan yumurtalılar. Daha önce tek insan yetiştiren yumurtalık, bi seferde 96 insan yetiştirir. Bokanovskileştirme. Dölleme odaları.

LONDRA KULUÇKA VE ŞARTLANDIRILMA MERKEZİ.

Dünya Devleti’nin sloganı: CEMAAT, ÖZDEŞLİK, İSTİKRAR.

“..toplumun iyi ve mutlu üyeleri olacaklarsa ne kadar az bilirlerse o kadar iyi olurdu.”(s.24)

“Toplumun omurgasını düşünürler değil, oymacılar ve pul koleksiyoncuları oluştururlar.”(s.24)

“Tektip gruplarda standart erkek ve kadınlar.”(s.28)(Eğitim sistemimizi düşünmeli!!!!)

“Kitaplara ve çiçeklere, eskiden psikologların ‘içgüdüsel’ dediği bir nefret besleyerek büyüyecekler. Refleksleri değişmez bir biçimde şartlandırılır. Hayatları boyunca kitaplardan ve botanikten uzakta, güvende olacaklar.”(s.45)

“Amaç, her fırsatta kırlara koşma isteği yaratmak ve böylece ulaşım tüketimine zorlamaktı.”(s.46)(Modern dünyanın tüketim çılgınlığı, tüketmeye şartlandırılma…)

Hipnopedya(Uykuda öğrenme yöntemi)

“-Ford bilir daha neler vardı.”(s.61) (Eskiden Allah bilir’di…)

Vahşilikten arındırılmış, her yerde güzellik, her yerde mutluluk (güya).  Tek eşlilik, hatta bir kişiyle uzun beraberlik yerine özgürce sınırsızca birleşme, seks. “Herkes herkese aittir.”(s.71)

SOMA: Devletçe verilen yasal uyuşturucu. “Hristiyanlık ve alkolün bütün avantajlarına sahipti…”(s.84)

İnsanlar üretilirken yapacaklar, yaşayacakları hayata şartlandırılıyorlar, eğitiliyorlar. Farklı düşünmek kimsenin aklına gelmiyor. Farklı düşünüyorsa kişi, üretim hatasıdır mutlak. (Helmholtz, Bernard : “İki adamın ortak yönü birey olduklarının farkında olmalarıydı.”(s.101)

“Öldükten sonra bile toplumsal fayda sağlayabileceğimizi düşünmek güzel.(s.107)

Herkes oldukları olmaktan memnun; çünkü başka şey olmanın ne, nasıl olduğunu bilmiyorlar….

“Artık herkes mutlu”: Soma, toplu seks, dayanışma ayini…

“Birey hissederse, topluluk sendeler.”(s.132) (Ramazan çadırlarının sayısı çoğalıyor, şartlandırılan kalabalıklar arsızca sevaplarını harcıyorlar. Verilenle yetinme şartlandırması; aç bırak, doyur, minnettar olsun… Sosyal ve ekonomik rahatlığa kavuşan birey iktidar için tehlikedir. Buna da şükür, !!!!!!! Aptallaştırılmış ve şartlandırılmış ve SOMA(?) ile zihni doldurulmuş birey sayısal bir yığından başka bir şey değil.)

CYD’da da farklılıklar “tuhaf”lıkla etiketleniyor.

Cyd’da her şey mükemmelken Ayrıbölge’de vahşi bir yaşam sürmektedir. Ne kadar iğrenç olsa da çocuklar hala doğurulmaktadır vb.

“Kolayca yeni bir birey üretebiliriz –hem de istediğimiz kadar. Uyumsuzluk, bir tek bireyin hayatından çok daha fazlasını tehdit etmektedir; doğrudan, Toplum’un kendisi için bir tehlike oluşturur.”(s.197)

“insan mutluluk konusunu düşünmek zorunda olmasa, yaşam ne kadar eğlenceli olurdu.”(s.233)

Aynılaşmış bireyler, duyarsız, ne duyacaklarına şartlandırılmış(ölüme bile)

Uygarlık eleştirisi.

“İnsanlar mutlu; istediklerini alıyorlar ve ulaşamayacakları şeyleri de asla istemiyorlar.”(s.284)

“Şartlandırması, koşması beklenen çizgiyi zaten çizmiştir. Şişeden alındıktan sonra da  şişede kalmaya devam eder.”(s.288)

“Optimum toplum….buzdağı örneğine göre kurulur –dokuzda sekizi su seviyesinin altında, dokuzda biri üstünde.” (s.289)

“Tanrıların yasalarını, toplumları idare eden kişiler dikte ederler.”(s.304)

CYD’den Ayrıbölge’ye giden kişi uyum sağlayamaz, Ayrıbölge’den CYD’ye gelen insan da. (Vahşi John)

“Vahşi” kim?

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley, İthaki yay. İst.2007, 5. baskı Çev.: Ümit Tosun

 

 

KAHRAMANLAR:
Bernard-Marx
 : Alfa-Artı psikoloğu. Marx Londra KuluçKa ve Şartlandırma merkesinde mutsuzdur.Yalnızlık için duyduğu özlem, zorunlu cinsel özgürlüğün bitmek bilmeyen hazlarından duyduğu hoşnutsuzluk, kaçma duygusunu güçlendirir. Bu yüzden eski,ilkel yaşama biçiminin hala sürdürüldüğü az sayıdaki vahşi ayrı bölgelerinden birine yapacağı ziyaret derdine çare olmasa da dönerken beraberinde Londra’ya getirdiği ‘Vahşi’, teknik uygarlık’ı farklı bir gözle değerlendirir, onlara neleri kaybettirdiklerini hatırlatır.

John the Savage(Vahşi): Linda ve Thomas’ın oğlu. Savage’ın annesi Yeni Dünyalı olmasına rağmen bir gezide kazara orada unutulmuş ve yine kazara hamile kalıp, Savage’ı doğurmuş. Savage okuyabildiği tek kitap olan Shakespeare derlemesiyle yaşamını biçimlendiriyor, dünyaya ozanca bir algılamayla bakıyor ve sirk maymunu yapılması niyetiyle getirildiği Yeni Dünya’daki saçmalıklara soneler ve oyunlarla karşı durmaya çalışıyor. Ama Eski Dünya’da “ yabancı” olduğu için dışlanan, Yeni Dünya’da ise yaşam alanı bulamayan Vahşinin dünyası bu ağırlığı taşıyamıyor. Önce bir adada inzivaya çekiliyor, sonra da Vahşi, vazgeçiyor… Çünkü Cesur Yeni Dünya’da olmaması gereken şey duygudur.

Epsilon: Okuyup yazamayacak kadar aptaldırlar…O şekilde yetiştirilirler.

Epsilon-Eksi: Ayak işlerini yapmak üzere tasarlanmış olan yarı moronlar

Henry Foster: Hatchery’nin yöneticisi ve Lenina’nın partneri

Lenina Crowne: Beta-Artı Embriyo çalışanı, John’un sevdiği kız

Mustapha Mond: Doğu Avrupa Dünya Kontrollörü, Kader Yönetici asistanı

Fanny Crowne: Beta Embriyo çalışanı, Lenina’nın arkadaşı

Benito Hoover: Lenina’nın Alfa-artı arkadaşı, Bernard’dan hiç hoşlanmayan kişi

Helmholtz Watson: Alfa-artı insanı. Duygusal Mühendislik Kolejin de doçent, friend and confidant of Bernard Marx ve John the Savage in güvenip,sırrını paylaştıkları insan.

Linda:John’un annesi, daha öncesinde Londra’da beta-eksi Embriyo işçisiydi

     (Ford’tan Sonra) 632 yılında Dünya Devleti… Merkezi Londra’da bulunan

      Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde yüzlerce döllendirici, dölleme

      odalarında aletlerinin üzerine eğilmiş harıl harıl çalışmaktadır. Merkezin

      müdürü, insanlığın biyolojik mühendislikte kat ettiği inanılmaz mesafeyi,

      eğitimlerinin bir parçası olarak tüyü bitmemiş bir bölük tıp öğrencisine

      tek tek odalara girip çıktıkça gururla anlatmakla meşguldür. Merkezin

      odalarına girilip çıkıldıkça, yalıtılmış kapıların ardında göze çarpan

      raflar dolusu deney tüpünde döllenmek üzere bekletilen yumurtalar…

      Bakonowski işlemi ve Alfa, Gama, Delta ve Epsilonlar…

            Dokuz Yıllık Savaş’la büyük Ekonomik Bunalım’ın ardından kurulmuş,

      küresel bir kast sistemi olan Dünya Devleti’nin önde gelen ilahı Ford’un

      hükümleri, 632 yıl sonra bile dimdik ayaktadır ve bunlar (Vahşi

      Ayrıbölgeler hariç) tüm dünyanın uymak zorunda olduğu kurallardır. On

      bölgeden oluşan Dünya Devleti’nin her bir bölgesi ise Yerel Denetçiler

      tarafından yönetilmektedir.

           Dünya Devleti’nin biyoloji laboratuvarlarında, şişeden çıkmadan önce ve

      çıktıktan sonra, önceden belirlenmiş rollerini yerine getirmek üzere,

      belli bir süre ipnopedya (uykuda öğretim) yoluyla koşullandırılan yeni

      nesil sayesinde “cemaat, özdeşlik ve istikrar” tıkırında, herkes mutlu

      mesut, maddi tatminini sonuna kadar yaşayarak hayatın tadını

      çıkarmaktadır. Eşeysel üreme yasak olduğu için gönüllü ve sağlıklı

      bireylerden ameliyatla alınan yumurtalıklar, laboratuvar ortamında canlı

      ve aktif tutulmakta, daha sonra ihtiyaca göre döllendirilerek kuluçkaya

      yatırılmaktadır. <

          Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya romanının giriş bölümünde

      betimlenen Dünya Devleti’nin, standartlaştırılmış iki milyar yurttaşı

      sadece on bin soyadını paylaşmaktadır ve bunlar da dünyaya doğarak

      gelmemişlerdir. Önceden belirlenmiş rollere ve ihtiyaca göre “kuluçka”dan

      çıkarılmış, edilgen itaatin, maddi tüketimin ve cinsel hazzın erdemleri

      üzerine şartlandırılmış olan bu bireyler, devletin ücretsiz olarak

      dağıttığı somalar ve yine devlet kontrolündeki bazı

      sakinleştirici haplarla sefahat aleminin dibine vurmaktadırElbette iş

      zamanı “iş”, aşk zamanı da “aşk”tır. Bu yüzden Dünya Devleti’nde hayatın

      her aşaması toplumsal yarar gözetilerek düzenlenmiş, hatta cesetlerden

      bile kullanışlı fosfor kaynakları olarak yararlanılmaktadır. Yaşlanma

      neredeyse yoktur; ölüm ise sıradan bir olgudur. Tüm insani değerlerden

      ve duygulardan arınmış olan bu toplumun tek bir amacı vardır, devlet için

      yararlı bireyler olmak.On yönetim bölgesine ayrılmış olan Dünya

      Devleti’nin, Londra merkezli Batı Avrupa bölgesinin denetçisi Mustafa

      Mond, hemen altındaki bir Alfa-Artı entelektüel kastıyla fabrika benzeri

      bir firmanın başını çekmektedir. Bu entelektüel grubun daha da altındaysa,

      yine yeteneklerine göre hiyerarşik olarak düzenlenmiş kastlar, hepsinin en

      altında da ayak işleri için döllenmiş Epsilon-Eksi Yarı

      Moronlar…Entelektüel grup içinde, Mustafa Mond’un iki gözdesi olan

      Bernard Marx ve Helmholtz Watson ise toplumun hâkim değerlerine ters düşen

      bazı eğilimler içindedir. Yalnız kalmaktan hoşlanan ve rastgele

      cinsellikten sakınan, sapkın hazlardan tiksinen bu iki entelektüelin

      yazgısı, tabii ki kaçınılmaz olarak, Alfa-Artı uyumsuzları için bir

      sığınak görevi gören adalardan birine sürülmektir.Ancak olaylar bu

      aşamaya gelmeden önce Bernard Marx, bir gün New Mekxico’daki Ayrıbölge’yi

      ziyareti sırasında, John isimli bir vahşiye rastlar ve onu Londra’ya

      getirir.Öte yandan, Dünya Devleti’nin sınırları dışında yaşamalarına

      izin verilenler, salgın hastalıklar ve açlıkla boğuşmakta, erken

      yaşlanmakta ve çoğunlukla zamansız ölmektedir. Fordgil cehennemden

      elektrikli tellerle ayrılmış elverişsiz iklim koşulları altında, doğal

      kaynakların yetersiz olması nedeniyle uygarlaştırılmaya değmeyecek

      alanlarda, vahşi bir yaşam sürmekte; hâlâ evlenip, sevişip, normal

      yollardan üremekte olan bu insanlar, aslında uygar dünyanın da yüz

      karasıdır… Elbette ki Fordgil erdemlerle kuşatılmış, somalarla

      beyni uyuşturulmuş Dünya Devleti’nin vatandaşlarına göre.Uygar dünyaya

      ilk adımını atan John, gördükleri karşısında ilk önce büyük bir coşkuya

      kapılır, Londra çevresinden de büyük bir ilgi görür… Ancak sonrası tam

     

         1932 yılında yayımlanan Cesur Yeni Dünya, yazıldığı dönemin

      koşulları itibariyle, Huxley’in diğer romanları yanında ayrı bir öneme

      sahiptir. Birinci Dünya Savaşı sonrası, İkinci Dünya Savaşı’nın

      arifesinde, başta Amerika olmak üzere, bütün dünyada kapitalizm büyük bir

      buhran dönemi yaşarken, buhrandan çıkış yolu olarak entelektüeller harıl

      harıl çözüm önerileri üretmekte, bazıları ise yeteri kadar tüketim

      olmadığı için kapitalizmin sağlıklı bir şekilde gelişemediğini iddia

      etmektedir. Bunun yanında, başta Almanya olmak üzere, birçok Avrupa

      ülkesinde denetim toplumuna duyulan ihtiyaç açık açık dillendirilmekte,

      faşist partiler güçlenmekte, insanlar arasında sıkı düzen ilişkilerinin

      yaygınlaştırılması gerektiği ve bireyin devlet için varlığı düşüncesi

      giderek taraftar bulmaktadır.

            Avrupa, yanı başındaki Sovyetler Birliği’nin tedirginliği içinde, her

      yönüyle gelişmekte olan Amerika’ya güvenmekte; ama bu çok güvenilen ve

      gitgide bütün dünyayı hâkimiyet altına alma potansiyeli taşıyan aynı

      Amerika’ya karşı da içten içe bir kuşku beslemektedir. Bu kuşkunun

      elbetteki haksız bir kuşku olmadığı, bugünden bakıldığında daha net olarak

      görülmektedir.

          Cesur Yeni Dünya’da Huxley, her ne kadar yüzlerce yıl

      sonrasının dünyasını betimliyor gibi görünse de, aslında bugünün de

      dünyasını betimlemiştir. Genellikle disütopik bir roman olarak

      kategorilendirilen bu romanında Huxley’nin dikkat çektiği “Dünya Devleti”

      tıpatıp Amerika’yı işaret ederken, insanoğlunun içinde taşıdığı bencillik

      ve özgürlüğe karşı denetim tutkusu potansiyeli itibariyle (küresel

      ısınmanın eşiğindeki dünyada, insanoğlunu nasıl bir kader beklediği

      belirsizliğine rağmen) gelecek yüzyıllarda başka Amerikaların da boy

      vermesi elbette kaçınılmazdır.

          Uzun zamandır Zamyatin’in Biz’i, Koestler’in Gün Ortasında

      Karanlık’ı ve Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü ile

      birlikte yirminci yüzyılın başlıca kara ütopyası olan anılan Cesur

      Yeni Dünya, kusursuz bir başyapıt olarak insanoğlunun temel

      çelişkilerini gözler önüne sererken, Huxley’nin retorikçi dili, ortaya

      koyduğu durumlar karşısında okur için seçimi zorlaştırmaktadır. Cesur

      Yeni Dünya romanında Huxley’de sezilen kararsızlık, salt kâbusumsu

      bir gelecekten duyulan kuşku değil aynı zamanda geleceğe dair

      tasarımlananların da içinin tam olarak doldurulamamış olmasındandır.

      Diğer yandan, Cesur Yeni Dünya’da toplumun hâkim normlarını

      reddeden bir insanın yine aynı toplumun üyeleri tarafından adeta seyirlik

      bir maymun gibi alay konusu edilmesi, günümüzle de bağlantılandırılabilir

      bir durumdur. İnsanın insan üzerine tahakkümünün kirli izleriyle örülü

      medeniyetin şiddet dolu geçmişini reddedip, geleceğin şiddetten arınmış,

      birbiriyle barışık bir toplumla kurulabileceğine dair inanç, aslında bugün

      de birçoklarınca alay konusudur. Bu yüzden “barış” kelimesini telaffuz

      edenlerin sayısında günden güne büyük bir azalma var. Bu yüzden herkes

      –”sağ yanağına bir tokat atana, sol yanağını da dön” telkinindeki saçmalık

      bir yana- “göze göz, dişe diş” ilkesine daha bir sıkı sarılmaktadır. </P>

      Buradan Huxley’nin de pasifist bir entelektüel olduğu sonucunu çıkarmak

      bir yana dursun, yaşamının son yıllarında inanç olarak evrildiği/ya da

      seçimini netleştirdiği Zen Budizmi, aslında onun yaşadığı çağda tanık

      olduğu milyonlarca ölümün de üzerine kurulu bir savunma

mekanizmasıdır. (Melek Öztürk – http://mavimelek.com/cesur_yeni_dunya.htm)

…..

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley’in bir romanı, magnum opus’udur. Brave New World romanın özgün adıdır.

Romanın kurgusu Londra’da 26. yüzyılda geçmektedir ve distopik bir atmosfer mevcuttur. Romanda üreme tekonolojisi, öjenik ve hipnopedi (uykuda öğretim) sayesinde toplum değiştirilmiştir. Aslında tanımlanan dünya bir ütopya olarak da gözükebilir, fakat ironik bir ütopya. Zira insanlık sağlıklı, teknolojik açıdan gelişmiş, savaşlar ve yoksulluk yok edilmiştir; tüm ırkların eşit olduğu ve herkesin mutlak olarak mutlu olduğu bir dünya vardır. Fakat, ironik biçimde, tüm bu gelişmeler birey için çok önemli olan birçok değerin yok edilmesi, kaldırılması ile başarılmıştır; aile, kültürel çeşitlilik, sanat, edebiyat, din ve felsefe artık yoktur. Ayrıca salt zevki önüne gelenle seks yapmada ve uyuşturucu kullanımında bulan toplum hazcı (hedonistik) bir topluma dönüşmüştür.

Romanın ismi, Shakespeare’in Fırtına isimli eserinden, perde V, sahne I’deki Miranda’nın konuşmasından alınmıştır:

O wonder!
How many goodly creatures are there here!
How beauteous mankind is!
O brave new world,
That has such people in’t!
 

Türkçe çevirisi:

Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya
 
Çeviri : Can Yücel
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: