SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Ankara – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Posted by savaska Kasım 13, 2008

25711_2

Ankara – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

İletişim yay. İst. 2007, 24. baskı

252 sayfa

 

Roman üç bölümden oluşmuştur:

Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar )

 

Roman kahramanları:

Selma Hanım: Romanın ilk bölümünde Nazif’le, ikinci bölümünde Hakkı bey’le, üçüncü bölümünde Neşet Sabit’le evlidir.  Her bölümde farklı bir Ankara, Ankara gibi farklı bir Selma hanım. Ankara, mücadeleyi, değişimi, devrimi nasıl özünde taşıyorsa Selma Hanım’ın da özünde mücadele, cumhuriyet kadını olma vb. vardır. İyi bir öğrenim görmüş, haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever, vatan sevgisi uğruna oradan oraya koşan; hep bir şeyler arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoşgörülü, halden anlar, Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar.olgun bir kişidir.  Neşet sabit’le karşılaştıktan sonra, yaşadığı hayatın acılarını onunla paylaşır. Bu hayatın zavallı yüreğinde büyük ıstıraplar yarattığını, bu çıkmaz yoldan biran önce kendini söküp atmakla, kökten tedavi olmak gerektiğini anlar. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Nazif Bey: İyi bir eğitim görmüş, banka şefidir. Sessiz sedasız, vatanından çok canını seven bir kişidir.(Top sesleri duyulmaya başladığında Sema hanım, hastanede çalışmaktadır, gerekirse O’nu bırakıp gidebileceğini söylemekten çekinmez.) Selma Hanım’dan ayrıldıktan sonra Anadolu’da memurluk yapar, mutsuzdur.
Binbaşı Hakkı Bey: Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir. Bu tavrı Selma hanım’ı etkiler. Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur. Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir. Eğlenceden eğlenceye koşar. Alafranga bir tiptir. Batıyı yanlış anlamıştır. Batılılaşmayı şeklen algılar. Selma hanım’ın yanında diğer kadınlarla ilgilenmekten çekinmez. Snobe tip. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey, milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan, son derece alafrangalaşan Yenişehir garplılığı, batılı hayat tarzının kötü yanlarını almıştır.
Neşet Sabit Bey: Romanın ikinci bölümünde ortaya çıkar. İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır. Milli mücadelenin her alanında görev almış, devrimin yanı başında canla başla çalışan ; sorumluluğunu bilir; azimli, hoşgörülü halden anlayan bir kişidir. Selma Hanım’a tutulur. O’nun, eğlence mekanlarına yakışmadığını söyler, eğlenirken ızdırap çektiğini söyler. Semle Hanım’la dertdeş olurlar. Sonra yaşam yoldaşı…  İlk tiyatro eseri büyük başarı kazanır. Anadolu’ya gider, halkın yaşayışını yakından görür.  Eserlerinde Yeni Türkiye’yi, vurguncuları vb. anlatır. Sanki Yakup kadri kendisini anlatır….
Murat Bey: Mebus. Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan bir insandır. Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş, har vurup harman savuran bir kişidir. Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.
Ömer Efendi ve Ailesi: Kültür düzeyleri düşük insanlardır. Kendilerinin ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar. Kendileri yaparsa olağan karşılarlar. Tutucudurlar. İş hayatında başarılıdırlar. Ömer Efendi karılarını sürekli döver, üç karısı vardır.
Yıldız Hanım:Tiyatro sanatçısıdır. Selma, ondan Neşet’i çok kıskanır, ama korktuğu başına gelmez, başkasıyla evlenir.
Şeyh Emin: Dindar, tutucudur. Romanın ikinci bölümünde bir ara, eğlencede, içerken, Selma Hanım’a kadeh kaldırırken görünür!!

 

 

Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Türk milleti ilim, imar, iktisat, güzel sanatlar sahasında büyük bir gelişme içerisindedir artık Ankara’nın çehresi değişmiştir. Yeni stadyumlar, yeşil çimenli sahalar, büyük fabrikalar, büyük binalar , alaca halk yığınları ve coşkuyla kutlanan büyük bir bayram… Selma Hanım basına ayrılmış iskemlelerin birinde dinlenmektedir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Tiyatro, şiir, edebiyat, karikatür, musiki, hep bize yeni hayatı söyler. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında el ele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit bu on yıl boyunca mutlu bir evlilik yaşarlar. Fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.

ÖZNELCE: Romanı bir solukta okudum. Kolay okunan bir biçeme sahip yazar. Şiirsel bir anlatımı var denebilir, yazına fecr-i atide başlamasının bir etkisi midir bu, belki. Yapıtlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin çeşitli dönemlerini  anlatan yazar, okuru sıkmadan yeni Türkiyenin devrimlerini coşkıyla anlatıyor. İçinde bulunduğumuz gerileme döneminde düşünmeden edemiyor insan, biz Ankara’nın neresindeyiz!! “Yaptılarını yıkıyorlar Mustafa Kemal” diyor, Attila İlhan, “elsiz, ayaksız bir yeşil yılan”…

 

 YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU(1889- 1974)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, (d. 27 Mart 1889, Kahire-Mısır – ö. 3 Aralık 1974, Ankara). Türk romancı, şair, diplomat. Bir dönem senatörlük de yapmıştır.

Manisa’nın tanınmış ailelerinden Karaosmanzadelere mensuptur.

İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa’da başladı. 1903’te İzmir İdadisi’ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır’a döndü, öğrenimini İskenderiye’deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908’de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirmedi. 1909’da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı.

1916’da tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı’nı destekledi. 1921’de Ankara’ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 1923’te Mardin, 1931’de Manisa milletvekili oldu.

Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. 1932’de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934’te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935’te Prag, 1939’da Lahey, 1942’de Bern, 1949’da Tahran ve 1951’de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960’tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal yaşamının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler’in “sanat şahsî ve muhteremdir” görüşünü paylaştığı ve “sanat için sanat” yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak, I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi, II. Meşrutiyet’in, Sodom ve Gomore, Mütareke döneminin, Yaban, Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara, Cumhuriyet’in ilk on yılının, Bir Sürgün, II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920’lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955’ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban’dır.

Nur Baba, Karaosmanoğlu’nun ilk romanıdır. 1922’de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu’nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca’daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba’yı Euripides’in Bakkhalar’ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Roman, tekkenin şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu bir aşkın öyküsünü anlatır. İçki, müzik ve sevişmeyle sabahlara değin süren ayinler, Bektaşi töreleri ve tekke yaşamı kitapta büyük yer tutar. Bu ayinlerle Bakkhalar’in ayinleri arasında benzerlik bulan Karaosmanoğlu, romanın kadın kahramanı Nigar’da cinsel aşktan mistik bir aşka geçişi göstermek istemiştir. Ancak okur için romanın ilginç yönü Bektaşilik’e ilişkin bilgiler olmuş ve bu yönü, yapıtın çok satılmasını sağladığı gibi Karaosmanoğlu’nun ününü de yaygınlaştırmıştır. Ancak Karaosmanoğlu Bektaşilik’in sırlarını açıklamak ve üstelik Bektaşilik’i küçük düşürmekle suçlandığı için romanın ilk ve ikinci baskılarına yazdığı “izah”larla bu suçlamalara karşı kendini savunmak gereğini duymuştur.

Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak‘ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve “milli ideal” denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye’si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis’in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye’sinde ne geçmişin Osmanlı’sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata tapan bireyci aydınların yeri vardır. Romanın baş kişileri gerçi belli tiplere örnek olarak sunulmuşlardır, ama Karaosmanoğlu bunları çok yönlü bireyler olarak yaşatmayı amaçlar.

1942’de CHP Roman Armağanı’nda ikinciliği kazanmış olan Yaban, Karaosmanoğlu’nun en başarılı romanı sayılır. Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür. Ancak bazı eleştirmenler de Karaosmanoğlu’nu, köylüye tepeden bakmak ve onu hor görmekle suçlamışlardır. Kiralık Konak ile Sodom ve Gomore’de Osmanlı düşüncesini sürdürenlerle Batı hayranı alafranga sınıfın toplumdaki çürüyen organlar olarak nitelenmeleri gibi, Yaban’da da gerici Anadolu köylüsü yoz bir sınıf olarak sunulur. Yeni ulusu yaratmak görevi de vatanı kurtaracak olan aydınlara düşmektedir. Yaban hem Anadolu’yu ve köylüyü konu edinen ilk önemli roman olmasıyla hem de çirkin bir gerçekliği şiirsel bir üslupla dile getirmedeki başarısıyla Türk roman tarihinde saygın bir yere sahiptir.

Karaosmanoğlu toplumsal sorunlara belli bir siyasal açıdan eğilmiş bir romancı olmakla birlikte, bu sorunlara yaklaşımını elden geldiğince sanatsal bir düzeyde tutmaya çalışmıştır. Ona karşı yapılan eleştiriler daha çok romanlarının içeriğine ve bazen de diline yönelik olmuştur. Ruhsal çözümlemede, karakter yaratmada ve ele aldığı dönemin toplumsal gerçekliğini yansıtmadaki başarısı övgüyle karşılanmıştır.

“Türk romanında belki ilk defa tipleri toplumsal koşullara ve tarihsel sürece bağlamaya çalışırken, bu tiplere canlı ve gerçek bir kişilik kazandırma uğruna bilinçli bir çaba gösterdi.”

YAPITLARI:

  • Bir Serencam (1913)
  • Kiralık Konak (1921)
  • Nur Baba (1922)
  • Rahmet (1923)
  • Hüküm Gecesi (1927)
  • Sodom ve Gomore (1928)
  • Yaban (1932)
  • Ankara (1934)
  • Ahmet Haşim (1934)
  • Bir Sürgün (1937)
  • Atatürk (1946)
  • Millî Savaş Hikâyeleri (1947)
  • Panorama 1 (1950)
  • Panorama 2 (1954)
  • Zoraki Diplomat (1954)(anı türünde)
  • Hep O Şarkı (1956)
  • Anamın Kitabı (1957)
  • Vatan Yolunda (1958)
  • Politikada 45 Yıl (1968)
  • Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)
  • Erenlerin Bağından (1922)(mensur şiir)
  • Okun Ucundan (1940)(mensur şiir)
  • Reklamlar

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    %d blogcu bunu beğendi: