SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Drina’da Son Gün – Faik Baysal

Posted by savaska Kasım 23, 2008

dirnada-son-gun Drina’da Son Gün – Faik Baysal
Can yay. 2007 381 sayfa

“Yani bir çocuk doğar doğmaz onun kafasıyla kalbini bir yığın saçmalıklar ve yalanlarla doldurmaya başlıyoruz. Kalbini değil de yumruklarını kullanması için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun en büyük sorumluları da sapık din adamlarıyla, politikacılardır. İnsanları bunların ellerinden kurtarmak gerek.
Din ve politika birleştirici olmalı, ayırıcı ve bölücü değil. Bence bütün tarih kitaplarını yakmalı, yeni kuşaklara atalarının tyaptığı rezillikleri okutnanalı. Yüreklerini yalnız sevgiyle doldurmalı. Bizlere bunları okuttular da ne oldu
Hiç, hepimiz güzelim dünyanın yerine birer mezbaha bekçisi olduk.”(s.103)

Eser, Faik Baysal‘ın belgesel niteliğindeki bir savaş romanıdır. Romanın en önemli özelliği, ilk kez bir Türk yazarının yurt dışında ge­çen yaşanmış olayları, evrensel bir düzeyde anlatmasıdır. 1972′de yayınlanan Drina’da Son Gün, Yugoslavya’da geçmekte ve eski bir Türk ailesinin iç savaş sırasında Türkiye’ye göçmesini anlatmaktadır. II. Dünya Savaşında zulüm çeken Türklerin ha­yatını çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Drinada Son Gün Kahramanları (Kişileri):

Rıza Selmanoviç: Drina’da yaşayan köklü bir Türk ai­lesine mensuptur. Çocukları ve ailesi ile mutlu bir hayat ya­şayan Selmanoviç, çevresi tarafından itibar gören, saygılı, ol­gun ve vatansever bir kişidir.
Mehdi Azamoviç: Hukuk mezunu olduğu hâlde top­rağı çok sevdiği için Selmanoviç ailesinin çiftliğinde çalışan biridir. Olgun, milletini çok seven, vefalı ve cesur bir insandır.
Mordaç: Eşinin Almanlar tarafından öldürülmesinden sonra koyu bir Alman düşmanı olmuştur. Aynı zamanda Türk­lerden de nefret eder ve ahlaksız bir örgüt içinde ahlaksız ey­lemlerde bulunur.
Neniç ve Mihailoviç: Halk tarafından kahraman sanı­lan iki eşkıyadır. Savaştan yararlanarak her türlü zulmü ve ahlaksızlığı yapan iki Sırp lideridir.
Alfons Karr: Zalim Alman komutanıdır. Ahlaksız, vic­dansız biridir.
Mirza: Belgrad Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitir­miş, saygıdeğer, kültürlü, çocukları için yaşayan bir kadındır. Almanların kötü emellerine karşılık vermediği için öldürülür.

Elmesa, Müberra : Rıza Selmanoviç’in kızları
Dündar Selmanoviç: Rıza Selmanoviç’in oğlu. Çok güzel bir kız olan Muemmera’dan uzaklaştırılır,
Londra’ya öğrenim için yollanır. Şehrin bombalanması sırasında ölür.
Şevvela Ana: Rıza Selmanoviçîn karısı

Mihailoviç: Sırpların Türk düşmanı Çetnik örgütünü kuran lideri:

Olay Örgüsü:

Yaz akşamları daima kırmızı akan Çeotina Suyu boyun­ca bir otobüs Taşlıca, Priboy, Vişigrad yolcularını aldıktan sonra batıya doğru yol almaktadır. Çok eski ve sürekli bozu­lan Fiat marka otobüste yolcular iç içedir. Birden korkunç bir şey olur. Hitler’in askerleri otobüse doğru yaklaşmaktadır.

Yolcular tedirgin olur. Korkudan ne yapacaklarını bilemezler. Çünkü Alman askerleri o günlerde Yogoslavya’da suçsuz pek çok kişinin hayatına son vermiştir. Askerler gelir ve sakallı bir adama doğru silahlarını doğrulturlar. Adamın hâli onları şüphelendirmiştir. Adamın her yerini ararlar, es­kimiş botlarını dahi çıkarttırırlar. Hiçbir şey bulamayınca öf­kelenirler ve işkence yapmak için adamı yanlarına alırlar. Bir kısım Alman askeri de otobüsün üstündeki tavukların tamamının kafasını koparıp onları ezer. Bu manzara yolcu­ların midesini bulandırır. Tavukların yerinde kendilerinin ola­bileceğini düşünürler. Götürülen adamın adı Popoviç’tir. Sırp, Hırvat, Türk, her milletten insanın olduğu otobüste Alman askerlerine, yaptıkları zulümden dolayı lanetler yağdırılır. Fa­kat kısa süre sonra Hırvat, Türk ve Sırplar arasındaki düş­manlık, kavgalarla ortaya çıkar. Bir Türk olan Mehdi Azamoviç Balkanlara çıktığı söylenilen ve kahraman sanılan Neniç ve Mihailoviç’e lanet eder. Onların Türkleri oradan kovmak­tan başka bir şey istemediklerini söyler. Çocuğu hasta olan bir Sırp kadın, Neniç’in kahraman olduğunu haykırınca Türk­ler neredeyse onu öldürecek hâle gelir. Sonra anne olduğu İçin affederler.
Otobüsteki pipolu adam daha sonra Mehdi ile görüşmek istediğini söyler. Mehdi, Selmonoviçlerin evinde kaldığını söy­leyince birden bütün otobüs susar. Bu eski, köklü bir aile olan Selmonoviçlerin herkes üzerinde etkin bir rolü vardır. Türk­lerin sonsuz cesaret ve ümit kaynağıdırlar. Neniç ve Mihailoviç, Almanlardan çok bu aileden korkmaktadır.
Otobüs sakin bir şekilde yoluna devam ederken Çetnik­ler arabayı pusuya düşürür. Sırp kadın bağırmaya başlar: “Kahrolsun Türkler, Kahrolsun Almanlar!” Kadın âdeta Türk­lerden öç almaktadır. Kapıları kırarak giren Çetnik haydutları herkese bağırarak paralarını almaya başlar. Haydutlar çocu­ğu ağladığı için en çok Sırp kadına işkence yaparlar. Herke­sin bütün değerli eşyalarını aldıktan sonra çekip giderler.
Otobüsün ilk durağında Mehdi Azamoviç iner. Evine gider. Savaştan nefret etmektedir. Yol boyunca yaşadığı tehlikeler onun moralini iyice bozmuştur.
Azamoviç, evinde dinlenmek üzere yattığında birinin kendisine doğru yaklaştığını duyar. Çok korkar. Ölümü yanı başında hisseder. Gelen on iki yıllık arkadaşı Sırp Mordaç’tır. Mordaç, beş ay önce aniden kaybolmuştur. Bir Türk çiftliğin­de çalıştığı için öldürüldüğüne İnanılmaya başlanmıştır. Fakat şimdi çökmüş bir hâlde de olsa sapasağlam karşısındadır. Ar­kadaşı yanlarından ölümle tehdit edildiği için ayrılmıştır. Şim­di herkesin kahraman sandığı katil, hırsız Neniç’in yanında Almanlara karşı savaşmaktadır. Azamoviç, arkadaşına ne ka­dar Neniç’in bir kahraman olmadığını anlatsa da Mordaç ona inanmaz. Neniç’in Almanların işini bitirdikten sonra Türkleri de bu topraklardan atacağını söyler. Bir süre sonra çiftliği de basacaklardır. Tek şartları çiftliğin sahibi Rıza Selmanoviç’in kızı Elmasa’yı vermeleridir. Çetenin önde gelenlerinden Goril, kıza göz koymuştur. Ayrıca Almanlar atılana kadar çeteyi beslemelerini istemektedirler. Azamoviç, Mordaç’in bu kadar nankör olabildiğine inanamaz. Selmanoviç yıllarca Mordaç’ı her kötülükten korumuştur. O yüzden, Azamoviç çok sinirle­nir onun tekliflerine. Böyle ahlaksız bir örgütün Yugoslav­ya’nın bağımsızlığı için çalıştığına inanmaz. Mordaç gider git­mez Alman askerleri kapıya dayanır. Azamoviç, hayatının tehlikeye girmesine rağmen Mordaç’ı ele vermez. Azamoviç tutuklanır, sorgulanır, Mordaç’ın karısından sonra kurşuna dizilerek cezalandırılır(!)
Rıza Selmanoviç gece rahat bir uyku uyuyamamıştır. Türklerin hâlini düşünmektedir. Bir de Almanların sürekli bombaladığı Londra’da olan oğlundan uzun zamandır mek­tup alamamaktadır. Sabah bir gazeteyi okurken yakından tanıdıkları Mirza adındaki bir kadının Almanlar tarafından kurşuna dizildiği haberini okurlar. Herkes şok olur. Namuslu bir kadın olarak bildikleri Mirza, Neniç’in metresi olduğu için öldürülmüştür. Rıza Selmanoviç artık doğru ile yanlışı ayırt edememektedir. Aynı gün kötü haberlerin devamı gelir. Aile dostları Osmaniç’e, Neniç’in adamları tarafından işkence yapılmıştır, Osmaniç can çekiş­mektedir. Kısa süre sonra da ölür. Rıza Selmanoviç’in içinde­ki nefret iyice büyümektedir.
Birkaç hadiseden sonra Selmanoviç, eli silah tutan Türk­leri toplayarak Balkanlarda savaşmaya karar verir. Yardımcısı Nezir’le çiftliğe giderler ve Mehdi Azamoviç’i bulamazlar. Te­kerlek izlerinden Almanların Mehdi’yi götürdüklerini anlarlar.

Mehdi Azamoviç, Alman askerlerinin elindedir. Askerle­rin elindeki tek esir Mehdi değildir. Mirza da ellerindedir. Al­man komutan, kadına karşı kötü niyetlidir. Mirza kötü emel­lere alet olmamak için direnmektedir. Alfons Karr adındaki komutan, Mirza’ya emellerini açıkça söyler. Kabul edilmeyin­ce onun Neniç’in metresi olduğunu itiraf etmesini söyler. Mir­za suçsuz olduğu hâlde mecbur kalır ve kurşuna dizilmek üze­re hücreye gönderilir. Alfons Karr, bununla da yetinmeyerek öldürüldükten sonra çocuklarının getirilip annelerinin cesedini görmelerini emreder. Mehdi, bu olanlar karşısında buz ke­silmiştir. İnsanlığa, zavallı kadına yardım edemediği için la­netler yağdırır. Mirza , az sonra kurşuna dizilir ve çocuklarının, anneleri öldürülürken seyretmeleri sağlanır. Tam bir vahşettir. Azamoviç de aynı akıbete uğrar.
Türkler,Türk Divisia adlı bir örgüt kurmaya karar verirler. Örgütün başı Rıza Selmanoviç’tir. Selmanoviç Belgrad’a gi­der. Belgrad yıkılmış, herkes işsiz kalmıştır. Savaş, her yeri mahvetmiştir. Burada şehrin en zenginlerinden Türk iş adamı İstanbuloviç’ten yardım istemeye gider. İstanbuloviç ve diğer iş adamları her türlü yardımı yapacaklarını vaat ederler. İşler iyi gitmesine rağmen Selmanoviç havaya uçan insan parçalarını ve Belgrad’ın bombalarını unutamaz. Selmonovİç’İ da­ha sonra uğradığı Nevesni’de daha kötü sahneler beklemek­tedir. Yüzlerce insan ölmüştür. Cesetlerden başka bir şey gö­rülmemektedir.
Bu arada Dündar Selmanoviç, ailesinin yanına dönme­ye karar verdiği gün öldürülür. Türk Divisia örgütü de Bal­kanlarda Türklere yapılan kıyıma boyun eğmeyerek, halkı korumaya çalışmaktadır. Başta Selmanoviç olmak üzere örgütün baştaki üyeleri her zorluğa göğüs germektedir,
Selmanoviç ve arkadaşlarını etkileyecek bir olay meyda­na gelir. Mordaç örgütün önde gelenlerinden Çavuş’u öldü­rürken, daha sonra da Selmanoviç’in kızı Elmasa’yı kaçırır­ken yakalanmıştır. Mordaç, Neniç’in Alman uşağı olduğunu anlamış, artık Gorli için çalışmaktadır. Selmanoviç ve arka­daşlarının elinden kurtulur; fakat bu sırada onun çok sevdiği katil Gorli de layık olduğu şekilde öldürülmüştür.
Bahar geldiğinde Drina’da havalar çok serttir. Türkler gittikçe zor duruma düşmektedir. Her gün onlarca Türk öldü­rülmektedir. Savaş, pek çok ülkeye sıçramış, Hitler’in galip çı­kamayacağı belli olmaya başlamıştır. Mihailoviç ve grubu ön­lerine gelen her Türk’e olmadık işkenceleri yapmaktadır. Osmaniç’in karısı, kızı, Şevvale Ana, Elmasa yurtlarından, evle­rinden ağlayarak kaçmaya başlamışlardır. Peder Yuvan, ka­dın ve çocuklardan oluşan bu Türklere yardım eder. Onların kaçması için her şeyi yapar. Fakat yolda Mihailoviç’in adam­ları arabaya baskın yaparak pederi öldürürler. Bir Hristiyan papazı kendi dininden olmayanları kurtarmak için ölmüştür. Bu arada Türk askerlerinin yardımı ile kurtulurlar ve papazı ağlayarak gömerler. Başta Şevvale Ana olmak üzere hepsi ağlayarak Fiat marka otobüse binerler Türkiye’ye gitmek üze­re; fakat vatanlarına tekrar dönmek üzere. Romanın başındaki fiat…..

yorum: 100 Temel eser içinde yer alan, bunu hakeden romanlardan biri….

<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>


/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}

<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>


/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}
YAŞAMI:

Şair, öykücü ve roman yazan Faik Baysal, 1 Aralık 1921’de Adapazarı’nda doğdu, 9 Aralık 2002’de
İstanbul’da yaşama gözlerini yumdu. (Doğum tarihi kimi yerlerde 1922, kimilerinde de 1918’dir.
Ama kendisiyle yapılan bir söyleşide 1921 ‘i verir.) Tam adı Mustafa Faik Baysal. Babası Faik Bey,
annesi Ferdane Hanım’dır. Romanya’dan göçen  bir ailenin çocuğu olarak, çocukluğu
Adapazarı’nda büyükbabasının yanında geçti.1928-1929 yıllarında Kadıköy Saint Joseph (Sen
Jozef) Lisesi’nde yatılı okudu. İÜ Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü
bitirdi(1942). Askerliğinden sonra, Pertevniyal lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1944-
1949). Özel dersler verdi, gazetecilik, çevirmenlik gibi işlerle uğraştı. Bir süre Ankara Radyosu’nda (iki
yıl) spikerlik yaptı. Meydan-Larousse, Büyük Lügat ve Ansiklopedi’de çalıştı. Mesut Uçakan,
“Kavanozdaki Adam” senaryosunu filme çektiTRTde gösterildi (1988 ).|

<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:791.6pt 907.55pt; margin:72.0pt 72.0pt 18.0pt 78.45pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} @page Section2 {size:791.6pt 907.55pt; margin:72.0pt 72.0pt 18.0pt 78.45pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-columns:2 not-even 307.05pt 11.5pt 322.55pt; mso-paper-source:0;} div.Section2 {page:Section2;} @page Section3 {size:612.0pt 792.0pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section3 {page:Section3;} –>


/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}

Faik Baysal, edebiyata şiirle adım aTTI. ilk şiiri 1936’da Gündüz dergisinde yayımlandı, daha sonra da şiir, öykü ve yazıları Servetifünun-Uyanış, Büyük Doğu, Yaratış, Varlık ve Hisar dergilerinde çıktı. Fransızca ve İngilizceden çok sayıda kitap çevirdi.

Romanlarından ReziI Dünya, yaşamöyküsünden büyük izler taşıyan bir romanı oldu. Bunda büyükbabasıyla geçirdiği çocukluk döneminden başlayarak, 2. Dünya Savaşı’nın sıkıntılarını, savaş zenginlerini anlattı. Adını Sakarya ili dolaylarındaki bir köyden alan Sarduvan ise, acımasız koy gerçek lerini, güvensiz ortamın beraberinde getirdiği umutsuzluğu, çaresizliği konu edindi.

Faik Baysal, çok değişik konularda romanları olan bir yazar.

Rezil Dünya, hem otobiyografik özellikleriyle hem de karamsarlığıyla öne çıkar. Tahir Alangu Rezil Dünya için “Bir bakıma Sarduvan’ın kent çevresinde geçen bir yansımasıdır” der. Sarduvan’sa, 1944 yılında bazı bölümleri yayıncı sakıncalı bulduğu için eksik yayımlandı. Aradan yarım yüzyıl geçtikten sonra yazarı gözden geçirerek, tamamını yadımladı ve hemen gereken ilgiyi gördü, Orhan Kemal Roman Armağanı verildi.

Sarduvan, Faik Baysal’ın edebiyat dünyasında tanınmasına da yol açan bir roman oldu. Bunu şöyle anlatır: “Sarduvan” romanımı Çankırı’da Kurşunlu’da iken yazdım. Ve bunu bastırmak büyük bir problem oldu. Bütün yayınevleri aşk maceraları istiyordu. Ben ise Sarduvan’la Adapazarı yakınlarındaki bir köyün Cumhuriyet döneminden çok önceki yaşayışını, toprağını ve alışageldiğimiz yoksul, ümitsiz serseri insanlarıyla gelmiştim. Anlatımım da başkaydı, dilim de… Kitaba önsöz yazan Celalettin Ezine ve İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden rahmetli Selmin Evrim de olmasaydı, Semih Lütfi Kitabevi bu kitabı basmayacaktı. Sarduvan yüzünden çok saldırılara uğradım. Ama yılmadım. Ne yaptığımı biliyordum. En güzeli yıllarca aldığım Fransız kültürünün etkisi altında kalmamıştım.

Ateşi Yakanlar, bir Kurtuluş Savaşı romanıdır. 10 Mayıs 1919 ile 20 ekim 1920 tarihleri arasındaki dönemi, Kuvayi Milliye hareketini anlatır. Elleri Sesinin Rengindeydi, Faik baysal’ın yeni yazdığı ve hiçbir yerde yayınlanmamış öykülerinden oluşan en son kitabıdır ve insanı tüm boyutlarıyla, çoğunlukla da kadınları dile getirir. Faik Baysal, Kırmızı Sardunya’da gündelik yaşamlarını sürdüren sıradan kişilerden çok, belirgin ve canlı tipler üstünde durur. Drina’da Son Gün ise. 2. Dünya Savaşı yıllarında Yugoslavya’da kalan


Türkler’in çektiklen gerçek acıların acıklı öyküsüdür.


Edebiyatımızdaki Yeri

Ahmet Miskioğlu’na göre Faik Baysal, “Kırklı yıl­larda, önceki dönemlerden ayrımlı, yerleşik şiir anlayışını yıkan çok değişik şiirler yayımlıyordu. Ben, onun şiirlerini okurken değişikliğe şaşar ve ondan hiç kimsenin söz açmamasına daha çok şaşardım. Sonra kendi kendime yorumladım. Faik Baysal yalnız bir adamdır, arkadaşı, gönüldaşı pek yoktur, bu yüzden buluşlarını da kimse görmek istemiyor diyordum. Öbürleri ise sık sık birbirlerini pohpohlayarak dikkat çekebiliyorlardı.(…)Faik Baysal da hakkı yenmiş yazarlardan biridir. Bir gün, gerçek, bilimsel tutumlu ve sezgisi güçlü yazarlar yetişecek, bütün yanlışlar düzeltilecek. Buna inanıyorum. Haksız ünlülerle hakkı yenmiş ünsüzler arasındaki ölçülü denge bulunacaktır. Sürekli olarak yenilik ardında koşma, yalın bir anlatım ve topluma değer verme eğilimi içinde şiir­ler yayımlayan Faik Baysal, başarılı romanlar, öyküler de yazdı; çok sayıda çeviri yapıtı yayımladı. Kuşku yoktur ki çevresini, kuşağını, çağını etkilemiş ve kendisi de onlardan etkilenmiştir. (Türk Dili, Ocak-Şubat 2003)

Faik Baysal, değeri yavaş yavaş ortaya çıkan bir yazar konumunda. Bu değer, gerek 1930’lu yıllar­da yazdığı şiirlerle, gerekse 1940’lı yulardan başla­yarak yazdığı romanlarla ve 1970’li yularda yoğun­laşarak süren çevirileriyle artacaktır.

Eserleri:

<!– /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:””; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:none; mso-layout-grid-align:none; text-autospace:none; font-size:10.0pt; font-family:”Times New Roman”; mso-fareast-font-family:”Times New Roman”;} @page Section1 {size:791.6pt 907.55pt; margin:72.0pt 72.0pt 18.0pt 78.45pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>


/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}

Roman: Sarduvan (1944,1994 Orhan Kemal Roman Armağanı),

Rezil Dünya (1955),

Drina’da Son Gün(1972),

Ateşi Yakanlar (1992),

Voli(1993)


Öykü: Perşembe Adası (1955),

Sancı Meydanı(1968-1969, Sait Faik Armağanı),

Babasının Oğlu(1977),

Nuni (1985),

Militan (1986),

Tota(1991),

Güller Kanıyordu (1992),

Sarduvan(1993’te sansürsüz olarak basımı, (Orhan Kemal Armağanı),

Ilgaz Teyze Öldü (1993),
Kırmızı Sardunya (Perşembe Adası ve Sancı
Meydanı birlikte, 1997),

Elleri Sesimin Rengindeydi (1998),

Terlikler (1998)


Şiir:
İlk Defa (1957),

Uyyy (1986),

Beyaz Şiirler(1996),

Avın Ucunda (1994)


Başlıca çevirileri: Bahar Kokusu (H.H. Kirst,1972),

Siyah Lale (A. Dumas, 1975),

Kırmızı Pazartesi (G.G. Marquez, 1982)

Faik Baysal – ünlü sjliler

Faik BAYSAL
Adapazarı, 01.12.1922 – 09.12.2002

1922 yılında İstanbul’da doğdu. İlk, orta ve liseyi Saint Joseph Lisesi’nde okudu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki yüksek öğreniminden sonra (1942), gazetelerde, şirketlerde, ansiklopedilerde çevirmenlik ve çeşitli liselerde Fransızca ve İngilizce öğretmenliği yaptı. Gazetelerde, dergilerde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca yedek subay olarak orduda görev aldı. Başından sonuna kadar Meydan Larouse’un çalışmalarına katıldı; ilk romanı Sarduvan’ı 1944 yılında yayınladı. Arkasından çok sayıda şiir, öykü ve roman yazdı. Sarduvan’la Orhan Kemal Roman Armağanı’nı Sancı Meydanı’yla ‘Sait Faik Hikaye Armağanı’nı kazandı. Faik Baysal’ın Fransızcadan birçok çevirisi vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

İlk şiiri Gündüz dergisinde çıkan (1936), 1943’ten bu yana, en çok Varlık dergisinde şiir, hikâyelerine, gazetelerde tefrika romanlarına rastlanan Baysal, konularını büyükbabasının yanında çocukluğunu geçirdiği Adapazarı ve çevresi köy ve kasabalarında, İstanbul’un kenar mahallerinden aldı, sefalet ve serseriliklere kaymış insanların hayat dramlarını inceledi. Faik Baysal, 9 Aralık 2002’de vefat etti.

Baysal’ın sanatı

Baysal, öyle gözler önünde olmayan, köşesinde kozasını ören; ömrünü edebiyatla iç içe yaşamaya, hatta bununla soluk almaya adayan, çevirileriyle yeryüzü kültürlerine açılmayı bir yaşama biçimine dönüştüren aydınlanmacı bir yazın insanıydı.

Şiirle adım attı yazın dünyasına. Ama asıl öykü ve romanlarıyla “1940 Kuşağı” içinde yer aldı, adını duyurdu. Bir bakıma 1944’te yayımladığı ilk romanı Sarduvan, yazarımızın edebiyat alanındaki yönelimini de ortaya koyan bir yapıt oldu.

Romanın yeni basımındaki sunuş yazısında, Baysal; “Roman büyük gürültü kopardı ve sonunda edebiyat kazandı,” derken; gerçekten de o koparılan gürültünün üzerinde, en az bu roman kadar, durmak gerektiğini düşündürüyordu bizlere.

Baysal, 19 yaşında bir genç edebiyatçı olarak, içinden çıktığı toplumun sorunlarına ilgi duyan, yaşanılan düzensizlik ve yoksulluklardan rahatsız olan biridir. Amacı o tanıklığını romanıyla yansıtmaktır. Öyle de yapar. Yazar, gelip yaşadığı kentle yüzleşirken; taşrada (Adapazarı) yakından tanıdığı bir yörenin insan-yaşam gerçekliğine döner yüzünü. Duyduğu rahatsızlık toplumdaki değişimle gelen çarpıklık, yozlaşmadan kaynaklanır. Yazarı harekete geçiren de toplumun vicdanı olma duygusudur diyebiliriz. Bunu kendisi şöyle dile getirir: “Ben Sarduvan’ı daha çok bu rezilliği sarsmak, okuyucuya uyarıda bulunmak, biraz abartılı da olsa insanımızın gerçek dramını gözlerin önüne sermek, edebiyatımızı saçmasapan kitaplarıyla halkı afyon yutmuş gibi uyutan tefrikacılarımızın gerçek yüzlerini ortaya koymak için yazdım.”

Romancımız, döneminin yazın ortamına da tepki duymaktadır aslında. Bu ilk roman, Baysal’ın bundan sonraki edebiyat yolu için bir kilometre taşı olur.

1957’de yayımladığı ikinci romanı Rezil Dünya, o çıkışının ne denli yerinde olduğunu pekiştiren bir örnektir. Henüz köy-kent kavramlarının edebiyatımızda tartışılmadığı bir ortamda, toplumcu bir bakışla yalın gerçekçilik savının roman ve öyküde nasıl biçim alabileceğini gösterebilen bir kuşağın yazarıdır, Baysal.

Bir yanı “Garip Şiiri”nin getirdiği açılımla dışa/sokağa/toplum yaşamına, ötedeki ‘küçük insan’a nasıl bakılması gerektiğini; diğer yanı da toplumcu gerçekçi bakışla insan-toplum gerçekliğinin nasıl yansıtılması gerektiğini gösterir. İşte bu iki bileşimdir Faik Baysal kuşağının edebiyatını var eden. Gelenekselle modern arasındaki çizginin önünü açan, düzyazıda yeni bir dil kurup biçim geliştirerek, farklı bakış açılarının edebiyatı nasıl zenginleştirebileceğini gösterirler.

Baysal, işte bu oluşumun en ‘sahih’, en ‘yalın’ yerinde durur. İnandırıcı, içten, insanı ve toplumu seven, yerellikten çok yöre/kasaba-kent gerçekliğini önceleyen; giderek de öykü ve romanlarında bunun daha derişik yanlarını irdelemeyi amaçlayan bir tavır geliştirdiğini söyleyebiliriz. Elleri Sesinin Rengindeydi (1998) kitabındaki öyküleri bunun güzel örneğini sergiler.

Bu bakımdan, Sarduvan’a eklemleyebileceğimiz Rezil Dünya (1957), Drina’da Son Gün (1972) ve Voli (1993) romanları değişimin dönemsel tanıklıklarını içermesi bakımından hem Faik Baysal’ın anlatı dünyasında, hem de romancılığımızda önemli bir yere sahiptir.

Son romanı Madam Bambu’dur.

Kaynakça:
http://www.yenisayfa.com.tr


FAİK BAYSAL ŞİİRİNDE KADIN KARAKTERLER

FAİK BAYSAL ve SARDUVAN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: