SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett

Posted by savaska Şubat 25, 2009

godotyu-beklerkenGodot’yu Beklerken – Samuel Beckett                Kabalcı  yay. 2006, tiyatro, 124 sayfa   Çev.:Uğur Ün – Tarık Günersel

Vladimir:”İnsan hayatta küçük şeyleri ihmal etmemeli.”(s.119)

Pozzo:”Dün kimseyle tanıştığımı hatırlamıyorum.Ama yarın da bugün biriyle tanıştığımı hatırlamayacağım. yani aydınlanma konusunda bana güvenmeyin.”(s.116)

(Bir kır yolu. Bir ağaç. Akşam) Estragon ve Vladamir, “Godot’yu beklerken”.  Godot kimdir, öyle biri var mıdır, neden bekliyorlar onu.  Birçok soru. İki perdeden oluşan tiyatroda II. perde, I. perdenin tekrarı gibidir. Ne anlatıyor bu eser?  Anlatılacak bir olay yok.  V. ve E. beklerken Pozzo ve uşağı Lucky gelirler. Pozzo yemeğini yer, Lucky’i aşağılar. Lucky robotlaşmıştır, yönergelerle hareket eder:”Dur, düşün, dön…”  Lucky düşünme sahnesi(s.55-57); birbiriyle ilgisi olmayan cümleler, noktalamasız, aklın-bilincin kusması sanki.  İnsanın eylemsizliği ve eylemlerinin nedensizliği, sıradanlığı, saçmalığı; günlerin birbirinin tekrarı olmasının anlamsızlığı üzerine bir traji-komedi. Gülüyoruz birçok şeye, ama içimizde bir şeyler kırılıyor.   Büyük bir olay anlatılmıyor bu eserde.  I. sahnenin sonunda bir ÇOCUK gelir. Godot’nun bugün gelemeyeceğini, yarın geleceğini söyler. (Yarın)bugün  aynı yerde buluşur kahramanlarımız. Dekor aynı, ama dün ağaçta yaprak yoktu, bugün birkaç yaprak var. Dünü tam olarak hatırlamaz E. ve V.  Pozzo ve  ikinci sahnenin sonunda yeniden gelen ÇOCUK da. “Eve gidelim” derler, E. ve V. Ancak “kımıldamazlar”.  Dün unutulmuştur. Unuttuklarının bilincinde olmadıklarından, unutmanın bir önemi yoktur. “neden bilmediğimi bilmiyorum.” der, Estragon.  Yaşananın bir kurmaca olduğu hissettirilir eserde. Vladimir:”hava kararırken gidiyoruz hep.” Estragon:”Ama bir türlü kararmıyor.”  Vladimir:”Dünkü gibi birden bire kararacak herhalde.”(s.92)

Godot’yu Beklerken Samuel Beckett (Satın Al)

Pozzo:”….Bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi,  güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir. “(s.117)

Vladimir:”Uyuyor muydum ben başkaları acı çekerken?  Şu anda uyuyor muyum? yarın uyanınca veya uyandığımı sandığımda, bugün hakkında neler söyleyeceğim? ….Ama alışkanlıklar duyarsızlaştırıyor insanı…. bana da bir başkası bakarak, uyuyor diyor. kendisinin de uyuduğunun farkına varmadan uyuyor, hiçbir şey bilmiyor.”(s.119)  

 Hiçbir şey ancak bu kadar güzel anlatılır….

……………

  

Godot’yu Beklerken (Fransızca: En attendant Godot, İngilizce: Waiting for Godot), 1949 yılında Fransızca olarak yazılan ve ilk kez 1953‘te Paris‘de sahnelenen, Samuel Beckett‘ın ünlü eseridir. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı.

Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti. Oyunun varoluş sancıları çeken kahramanları Vladimir ve Estragon, yolları kesiştiğinde birbirleriyle iletişim kurmaya çalışırlar. Her gün yinelenen bu ritüelde bellek işlevinin yerine getiremeyince de gerçekliğin kesinliğinden uzaklaşmaya başlarlar.

Eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğunu bilinmeyen bir kimseyi veya “şeyi” beklemelerini konu alan absürd tiyatronun en önemli eserlerinden birisidir.

Oyun Türkiye’de 1963 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından oynanmıştır. Godot’yu Beklerken AST’ın oynadığı ilk oyundur.   (http://tr.wikipedia.org/wiki/Godot’yu_Beklerken_(oyun)

……………….

Godot’u beklerken üzerine (pdf-tılayınz)

………….

Saçmalık tiyatrosunun en önemli yapıtlarından olan Godot’yu Beklerken’ in sahneye konuluşunun 50. yılı.Samuel Beckett bu iki perdelik oyununu, cennetin kapısı önünde umutla bekleşen iki kişinin görüldüğü Lord Dunsany’nin The Getterling Gate oyununun parodisi olarak kaleme alır. Bekett tanrının,hakikatin,anlamın saçmalığından ve yaşamda bunları bekliyor olmanın boşunalığından bahseder.Edimleri ve düşünceleriyle vakit geçirdikleri ya da ‘varoldukları izlenimi’ veren oyun kahramanları amaçsızlık ve anlamsızlığı sergilerler yapıtta.-Heidegger’in oyunu izledikten sonra :” Bu adam Heidegger okumuş olmalı” dediği söylenir.-
‘Kimilerine göre tüm zamanların en iyisi olan bu oyun 21. yüzyılda da kafamızda soru işaretleri bırakmaya devam ediyor.’
“Vlamidir : Gidelim.

Estragon : Gidemeyiz

Vladimir : Neden?

Estragon : Godot’yu bekliyoruz .”

Godot’nun 50 yılı

Samuel Beckett 1906’da Dublin yakınlarında doğdu, 1989’da Paris’te gömüldü.

Hayatın çaresizce beklemekten ibaret olduğu; kişisel iradenin hiçbir anlamının kalmadığı bir dünya

(YILDIRIM TÜRKER-radikal)
İlk sahnelenişinin üstünden tam 50 yıl geçmiş. Gelmiş geçmiş en suratsız yazarlardan Beckett, eserinin adının çağdaş insanın en sıkıcı klişelerinden biri haline geleceğini elbette hesaba katmamıştı. Samuel Beckett, gerçekten de ödünsüz bir ustaydı. Henüz 21 yaşındayken Joyce’un sekreteriydi. Joyce ve Proust üstüne yazdıkları, ilk gençliğinin haritasını çıkarmak için yeterli. Kendi sesini bulması uzun sürmedi.
“Molloy”dan bir yıl sonra, 1953’te yazdığı “Godot’yu Beklerken” araya giren savaşın izlerini taşıyordu, kaçınılmaz olarak. Beckett, artık kesinlikle sessizliği çalışıyordu. Steiner’in saptamasıyla, “Beckett, kelimeleri sanki bir kasadan, tükenme sınırındaki bir stoktan alıp gün
ışığına çıkarılmaları gerekiyormuş gibi kullanır. Aynı kelime iş görürse, onu iyice aşınıp anonim hale gelene dek defalarca kullanır. Nefes, boşa kullanılmayası bir mirastır; tek heceliler sair günler için yeter de artar. Nokta için tanrıya şükür; biz müsrif boşboğazları sıfırı tüketmekten
korudukları için. Bütünlüklü bir hakikati, gerçeği ya da duyguyu -beşinci, onuncu, milyonuncu kez dile getirilmiş hakikat, gerçek ya da duygu zaten kör sağır ve duygusuz olan herhangi bir insana aktarmaktan geçtim kendi sağır benliğine aktarabileceğin fikri, kibirli bir budalalıktan başka bir şey değildir.”
Beckett, anlatmaz. “Kendi suskunluğumun sesini arıyorum” derken, inşasına çalıştığı o dev eserin ipucunu da vermektedir. Suskunlukla, söylenmeyen şeylerin uğultusuyla kurulan tuhaf, tekinsiz bir his. Kelimelerin birer birer sorgulandığı, soyulup arandığı, tekrar tekrar sorgulanarak anlamsız bırakıldığı bir iletişim iklimi.
Beckett de Kafka gibi, Borges gibi huzursuz bir ruhtur. Kimi eserlerini önce Fransızca yazıp sonradan İngilizce’ye tercüme eder. Kimilerini de önce İngilizce yazar. Bu iki büyük dil arasında inanılmaz geçişimlerin kapısını aralar. Bütün eserleri, İngilizce ve Fransızcalarıyla birlikte dünya edebiyatının en gerilimli labirentlerinden birini oluşturur.
* * *
“Godot’yu Beklerken”i özetlemek, açıkça, yazarına ihanettir. Ne var ki dünyanın üstünde en çok at koşturmuş olduğu bu metni okumamış olanlara şöyle bir özetlemeye kalkışmak, benim derdimi açabilmem için elzem.
İki adam; Vladimir (Didi) ve Estragon (Gogo), cılız, çıplak bir ağacın altında, ıssız bir patikada Godot’yu beklemektedir. Godot’nun onlara randevu vermiş olduğunu düşünmemizde bir sakınca yoktur. Tartışırlar, küsüp barışırlar, intiharı düşünür, uyumaya çalışır, havuç yer, tavuk kemiği kemirirler. Sonra bir efendi (Pozzo), boynundaki ipini çektiği kölesiyle (Lucky) gelir. Pozzo, bir ara kör olur. Bir çocuk gelir ve Godot’nun ‘bugün’ gelemeyeceğini haber verir. Nitekim Godot, gelmez. Didi’yle Gogo beklemeye devam eder.
Oyunu, İrlandalı eleştirmen Vivian Mercier gibi, (iki sahne olduğu için) “Üst üste iki kere hiçbir şey olmaz” diye özetlemek de mümkün.
Oyunun, bu elli yıl boyunca profesyonel-amatör milyonlarca eleştirmene çözümleme gayreti içinde ter döktürten yanı, elbette göstergelerinin zenginliği. Beckett’i, büyük ihtimal öfkeden kudurtacak bir gayretkeşlikle sembol avcılığına çıkan onca okuryazara sunduğu imge zenginliğinden söz ediyorum. Başlarındaki şapka, giysileri, ayakkabılarıyla Marx Kardeşler’i hatırlatan Didi ve Gogo, Amerikan bürleskinden fırlamış gibi. Lucky ve Pozzo, yarı vodvil, yarı kukla karakterler. Lucky’nin, efendisinin emriyle ‘düşündüğü’ monologu, Joyce’un okunaksız kitapların şahı olan
“Finnegans Wake”ini hatırlatıyor.
Oyunda bütün bir fars tarihi ve sirk dünyasına göndermeler bulmak mümkün.
Oyunda tek ‘olan’, kuru ağacın ikinci sahnede birkaç yaprak açması ve Pozzo’nun kör olması. Eh, sembol severleri mutluluktan çatlatacak iki nokta daha.
Gerçekten de hakkında bunca söz üretilmiş bir edebiyat eseri daha olduğundan kuşkuluyum. Godot’nun Tanrı olduğu; bu ismin de God (Tanrı) ve Charlie Chaplin’i Fransızların (dolayısıyla bizim) adlandırmasıyla Şarlo (Charlie Chaplin) kelimelerinin birleştirilerek türetildiğini iddia edenler mi istersiniz. Ağacın çarmıh, bütün oyunun Hıristiyanlık anlatısı olduğuna inananlar mı. Didi’yle Gogo’nun sıradan insanla vicdanını simgelediğini, Didi daha aydınlıkken (?) Gogo’nun kendini asmaya daha yatkın olmasıyla açıklayanlara ne demeli. Şahsen okulda, Lucky’nin entelektüeli simgelediği, dolayısıyla oyunun entelektüelin mazohizmini açıkladığı üstüne ders gördüğümü hatırlarım.
Galiba, adını hatırlayamadığım bir aktörün yorumu, en ilginciydi: ‘Oyun, çocuklar için çok kolay. Yetişkinler içinse çok zor.’ Aktörün anlattığına göre torunu, oyunu mükemmel özetlemiş. “İki adam, bir adamı bekliyor. Adam gelmiyor.”
* * *
“Godot”nun popüler dile böylesine yaygın bir kullanımla girmiş olmasını açıklayacak tek şey, oyunun adının sloganlaştırılmaya uygunluğu olsa gerek.
Sembollerden tiksinen Beckett’i kör kör parmağım gözüne semboller ışığında okuma gayreti belki de insanın bulmaca çözme, karşılığında da mükemmel anlamlar ikramiyesi kazanma merakından kaynaklanıyor.
Öte yandan, korkunç bir savaşla bütün anlamından soyunmuş, kendisiyle arasına, yüzleşmeye asla tahammül edemeyeceği bir vahşet girmiş olan insanın bu eserle karşılaştığı anı da hayal edebilmek mümkün. Elli yıl öncesini. Toplama kamplarının, toplu mezarların kokusuyla serseme dönmüş insanlığın bir yenilgi bildirisi olarak, kendisini tüketmiş dünyanın
ıssızlık resmi olarak da okunabileceği
ni inkar mı edelim. “Godot”yu bütün büyük sanatsal yaratılar gibi, karşısında herkesin kendi okumasını üretebileceği sonsuz bir eser olarak düşünmekte yarar var belki de.
Ama işte dilimizden bir türlü düşüremiyoruz.
‘Godot’yu beklemek’, ‘Amerika’yı yeniden keşfetmek’ gibi, ‘Bütün yollar Roma’ya çıkar’ gibi bir klişe.
Hayatın çaresizce beklemekten ibaret olduğu; kişisel iradenin hiçbir anlamının kalmadığı bir dünyada, hiçbir şeyi değiştiremeden, sadece duran bir vakti geçirmeye çalışarak yaşamanın adına dönüşen “Godot’yu Beklemek”, bütün klişeler gibi mide bulandırıcı bir isabetle yüzümüze doğru parmağını sallıyor. Godot gelmiyor. Çünkü Godot, zaten gelmeyecek olanın adı. Oyunun sonunda Vladimir sorar, “Gidelim mi?” Estragon cevaplar: “Gidelim” (Kıpırdamazlar).
Üstlerine kapanan perdenin fısıltısı belki de ‘Godot gelmiyor, biz nereye gidiyoruz?’dur.

“Godot’yu beklerken’in Amerikan yorumunu yönetecek olan Alan Schneider, Beckett’e Godot ile kimi ya da neyi anlatmak istedigini sorduğunda “Bilseydim oyunda söylerdim” yanıtını almıştır.” http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=35209

…………………

SAMUEL BECKETT(hayatı-sanat-eserleri)

…………….
www.kitapyurdu.com'dan satın al

Reklamlar

3 Yanıt to “Godot’yu Beklerken – Samuel Beckett”

  1. selma said

    kesinlikle harika bir yapıt karmakarışık anlaşılmaz gibi olsada godot hertarafa çekilebililr

    • Ahmet çelik said

      Bu eseri izlemek istiyorum. ülkenin neresinde olursa olsun gitmem gerek bana yardımcı olurmusunuz? yakın zamanlarda bu oyun sergilenecekmi?

  2. […] “GODOT’YU BEKLERKEN” metninin bir parodisi ya da bir başka ifadeyle yeniden yazımı. Beklenen Godot, nihayet gelir bu […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: