SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Rüzgar Dolu Konaklar – Bejan Matur

Posted by savaska Nisan 12, 2009

ruzgar-dolu-konaklar-bejan-maturRüzgar Dolu Konaklar – Bejan Matur
şiir, Metis yay, 1999, 114 sayfa

“Rüzgara sürdüm gözlerimi acıyla”

“Pencereden göründüğümüz kadarmış hayat”

“Dünya buhardandı bizse acıdan”

“Ne sorumuz vardı soracak hayata /                         Ne de cevabımız bakışlarımızdan başka”

“Bir ömre kaç ölüm sığdırılır.”

“Sırtımızdan jiletle akıtılan kan” ; sanırım  Anadolu’da, daha çok da doğuda bir gelenek. Ay tutulması sırasında çocukların teneke çalmalrı da.(Teneke Trampetler). Yaşamla iç içe bir şiir, Rüzgar Dolu Konaklar ve Bejan Matur’un şiiri. Doğal ve imgesel bir söyleyiş. “Acılarından güç alan/ bir yolcuydum artık hayatta”.  Rüzgar, dağ, anne, meşe

Bu kitabı paylaş


 sık kullanılan kelimelerden. Hikayeler anlatıyor şair bize; Rüzgar Dolu Konaklar’ın, Yaşlıkız Tanrıça’nın, Melekler’in; Ay Gecesi Masallar anlatıyor bir de, ağıtlar… Bir varmış bir yokmuş, bir şair varmış, doğudan doğan, masallar diyarından, modern şiirin dağına tırmanan eteğindekilerle.

Bejan Matur, (d. 14 Eylül 1968 Pazarcık), şair, yazar ve düşünür.
14 Eylül 1968 tarihinde Maraş’ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı Köyü’nde doğdu. Ortaokul ve lise eğitimini Gaziantep’te tamamladı. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

İlk kitabı Rüzgâr Dolu Konaklar ile 1997 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü ve Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülünü kazandı. Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı. Şiirlerinden yapılmış bir seçki 2004 yılında “The Temple of a Patient God” adıyla İngiltere’de Arc yayınevi tarafından, Almanca-Fransızca diğer bir seçki ise Winddurchwehte Herrenhauser adıyla 2006’da Lüksemburg’ta PHI yayınevi tarafından yayımlandı.

Hâlen, Zaman Gazetesi’nde dil, Alevilik, Kürt Sorunu gibi çeşitli konular üzerine yorum yazıları yazmaktadır. 2008 yılında kurulan Diyarbakır Kültür Sanat Vakfı’nın kurucu başkanıdır.

Şiir Kitapları:

  • Rüzgâr Dolu Konaklar (1996)
  • Tanrı Görmesin Harflerimi(1999)
  • Ayın Büyüttüğü Oğullar (2002)
  • Onun Çölünde (2002)
  • İbrahim’in Beni Terketmesi (2008)
  • kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Bejan_Matur

    ŞİİRLERİ:

    Allahın Çocukluğu
    DİĞER ŞİİRLER

    Rüzgar dolu konaklar
    		
    Doğduğumuzda
    Bizim için yaptırdığı sandıklara
    Gümüş aynalar
    Lacivert taşlar
    Ve Halep ten kaçak gelen kumaşlar
    Dolduran annemiz
    Bir zaman sonra
    Bizi koyup o sandıklara
    Yol
    Rüzgar
    Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
    Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
    Çocukluğumuzu ekleyecek
    Avunmamızı isteyecekti
    O çocuklukla.
    Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
    Karıştığı uzun ırmağa
    Bırakıldığımızda
    Annemiz bu kadarını istemezdi
    Bu yüzden
    O uyurken
    Uzaklaştık
    Diyorduk sulara.
    Gidişin kendisinden artakalan
    Her şey, herkes burada.
    Ben buradayım
    Kardeşlerim yitikliğiyle burada
    Annem elbiseleriyle
    Erkek kardeşim savaş korkusuyla
    Babam burada hiç uyanmış olmasa da
    Dünya eksilmiş etrafımda
    Bir düş sanki olanlar
    Uzayan ve uzadıkça acıtan
    
    I
    
    Annemiz
    Siyah kadife elbisesini olkadığında
    Saçlarını düşürerek bakışlarına
    Babamızı hatırlardı:
    
    Beyaz bir dağda olduğunu söylüyordu onun
    Beyaz ve her bahar küçülen bir dağda
    
    II
    
    Hepimizden büyük olan
    Ve uzaktaki savaştan korkan
    Erkek kardeşimiz
    Dönmeyince bir daha
    Biz de korktuk savaştan.
    Ama savaş değildi onu bırakmayan.
    Gelmirken yanımıza
    Atıyla uyumuş
    Babamızın karşısındaki karlı dağda
    
    Annemizin yüzü azaldıkça
    Omuzları küçüldükçe annemizin
    Şaşındık hangi dağa bakacağımıza
    
    III
    
    Evimizin uzun sofasında
    Kadife elbisesi uzayıp
    Gümüş başlığı ağırlaştıkça
    Bolardıkça gümüş kemeri
    Annemiz benziyordu baktığı dağlara.
    Baharda inceliyordu kabuğu
    Ama ulaşamıyorduk ona.
    Ölüyordu
    Bu defa gerçekten eriyordu
    Bir daha görünmedi sofada
    
    IV
    
    Her kış kaybolan
    Ve baharda ortaya çıkan
    Bir ağaç oldu annemiz
    
    Dövmeleri olan bir meşeydi o
    İniltisi geliyordu kulağımıza
    
    V
    
    Annemiz
    Her gece siyah kadifesiyle
    Dolaşıyordu dağların arasında
    Kökleri olmayan bir meşeydi o
    Suskun, arasıra ağlayan
    
    Ayrılmadan daha
    Toplaşır gölgesine annemizin
    Fısıldaşırdık aramızda
    Tanrım n olur bağışla
    Evimizi bağışla tanrım n olur
    Dokunma sofamıza
    Orada gülebiyoruz ancak
    Orada adamakıllı susuyoruz
    Orada ağzımız bizim oluyor
    Dokunmasak da
    
    Görüyoruz annemizi uzaktan
    
    VI
    
    Soğuklar başladığında
    Atlılar gelmişti bizi almaya
    Yaşlı ve tahaf atlılardı
    Korkutmuşlardı bizi
    Kar yağmıştı bakışlarına.
    Ve hiç konuşmadan bizimle
    Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne
    Konaklara götüreceklerdi bizi
    Rüzgarla uğuldayan konaklara
    
    VII
    
    Annemiz
    Babamızın ve kardeşimizin ortasında
    Usulca uyurken
    Uzaklaştık yaşlı atlılarla.
    Boynumuz ağrıdı geriye bakmaktan
    Gözlerimiz uzadı her kıvrımda.
    Ama boşuna
    Boşuna bizim ağlayışımız
    Hastalığımız boşuna
    Yönü yitirmişti atlılar
    
    Dönemedik bir daha
    
    VIII
    
    Dağlardan yuvarlanan taşlar gibiydik.
    Dörk kızkardeş
    Gölgesiyle derinleşen vir vadide
    Artık bizim olmayan
    Yatağımızı aradık
    Aradık yatağımızı günlerce.
    Kaç dağ gittiysek
    O kadar uzaktık birbirimizden
    O kadar yalnız dendimizle
    
    IX
    
    Ne son ne başlangıç
    Ne içeri ne dışarı
    Oradaydık
    O taştan dünyanın ortasında.
    Yollarımız uzadıkça
    Annemizin dövmeleri kararmakta
    
    X
    
    Ayrılacaktık herbirimiz
    Bir yolağzında.
    Ama önce kim
    Kim korkacaktı
    Yoldan
    Geceden
    ve yaşlı atlıdan.
    Sıramız yoktu
    Bu yüzden ürperiyorduk her ayrımda.
    
    Ben kalmıştım sona
    Önümde uzanan dar yolla
    Acılarından güç alan
    Bir yolcuydum artık hayatta
    
    XI
    
    Geldiğimde rüzgar dolu iki konağa
    Günlerce uyudum
    Kilimler ve bakırlar arasında.
    Rüzgarı sevebilirdim
    Kapılar ve pencereler olmasa
    
    XII
    
    On yılım geçti rüzgarla
    Üşüdüm her konakta
    Konuşmanın ne anlamı var diyorum
    İnsanın yankısı olmazsa
    
    Suskun konaklar gibiydim
    Kapıları gittikçe çoğalan
    
    XIII
    
    Gümüşler ve atlar azaldıkça
    Taşınıyordum oradan oraya
    Yıldızların sesini tanıyordum
    Güneye yaklaştıkça
    
    XIV
    
    Geceleri
    Yalnız ve budala ay
    Bana benziyordu
    Bir tuhaflık vardı gülüşümde
    Büyüyordum.
    Aşkı düşünüyordum arasıra
    Efendisini gövdenin.
    Hangi gece uykusuz kalsam
    Toprak kokuyordum
    
    Ve çıktığım her yolculukta
    Yorgunluğuma aldırmadan
    Düşler kuruyordum.
    Yolların korkutmadığı bir zamanda
    Yoksulluğuyla alay eden
    Yeşil gözlü bir adam çıktı karşıma
    Gözleri koyulaştı adamın
    Yaşlandıkça
    
    XV
    
    Çocuklarım oldu o yeşil gözlü adamdan
    Biri askerdeyken, diğeri kızıl saçlı olan
    İki oğlan.
    Ve gelinim,
    Her gece kızıl saçlı oğlumla uyuyan.
    Üşürdü hep
    -yenge ayakların ne sıcak-
    Derdi ona sokolarak.
    Onüç yaşında iki çocuk
    Uyurlardı her gece fısıldaşarak.
    O gecelerden birinde
    Yağmur girmişti uykusuna.
    Saçlarını bana bırak
    Saçlarını bana bırak
    Diyen yağmur,
    Büyülemişti oğlumu uykuda.
    Saçlarını rüzgarla yıkadığı
    Tepeye çıktığımda
    Görünen ova
    Sular altındaydı
    Bulutlar yapışmıştı toprağa.
    Bir kıpırtı bekliyordum
    Bir ses
    Oğlumu gizleyen sulardan.
    Arkamda toplanan köylüler
    Uçları yanan sopalarla
    Karanlığı hatırlattılar bana.
    Duramazdım
    İndim buharlaşan toprağa.
    Çamurlar arttıkça
    Gücüm yetmiyordu karanlığa.
    Üşümesinden korkuyordum yine
    Saçlarının kirlenmesinden.
    Bir ses
    -Ölmüş- dediğinde
    Üşümüyordu artık oğlum
    Sessizdi yağmurdan.
    Yüzüm çamurlu ve keder içinde
    Taşıdım gövdesini,
    Saçlarını taşıdım ellerimde.
    Yüzükoyun bindirildiği at
    Tepeyi çıkarken
    Işık sızdırıyordu gizlice.
    
    XVI
    Yeşil gözlü adamın
    Bıraktığı yatakta
    Yaşlanıyorum tavana baktıkça.
    Artık
    Anneminki kadar uzun eteklerim.
    Saçlarım uzun
    Oğlumun kızıl saçlarından.
    
    Kısa sürdü her şey
    Yolculuklar
    Ölüm
    Ve konaklar
    Hiçbir şey kalmadı etrafımda
    İsten kararmış sütünlardan başka
    
    Gücümü toplamalıyım son defa
    Saçlarım kına kokmalı
    Elma çiçekleri olmalı suyumda.
    Ve tanrı beni duyuyorsa
    Daracık bir mezar istiyorum ondan
    Konakların büyüklüğünü
    Uğultusunu unutturan

    Bejan Matur: “Şiir insan ruhunun kalesi” (SÖYLEŞİ)

    Şiirlerinizden yetiştiğiniz coğrafyaya gidelim. Konak, yol, dağ, savaş, kuşaklar… Nasıl bir ortamda büyüdünüz?

    Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in göç ve iskan politikalarından epeyce nasibini almış bir şehir Maraş. İnsanda Anadolu’nun doğusu orada başlıyormuş duygusunu yaratan bir tür eşik. Bir geçiş yeri. İskan yasalarıyla yan yana yerleştirilmiş pek çok azınlığın birbirlerine yabancı olduklarını hep hatırlattıkları bir yer. Bu hatırlatmada her biri diğerinin yabancılığını duyururken, kendi de hep yabancı kalacağını bilmenin acısıyla iğreti durur. Ve bu iğreti durumu daha da ilginç kılan oradaki sosyolojik terslik. Orada toprak sahibi ve varlıklı olanlar Alevi-Kürt aşiretleri. O topraklarda çalışmaya gelenler ise Osmanlı’nın yüzyıl başında dağ köylerine yerleştirdiği Balkan Türkleri. Ben orada, toprakları olan bir ailede doğdum. Geleneksel olanla modern hayatın iç içe olduğu bir ortamda. Şiir sonuçta gerçeğin değil, imgelerin dilini kullanır. Ve şair denilen kimse bir tarih duygusuna sahip olan kimseden başkası değildir. Bir şair içinde büyüdüğü dünyaya bakarken yüzyılların ötesine bakabildiği ölçüde evrenselleşir. Kısacası, şairler ve yazarlar kendi coğrafyalarını taklit etmez, o coğrafyayı yeniden yaratırlar.

    Şiirlerinizde yol, göç, uzaklar ve yitiriş, en çok dikkat çeken imgelemeler. Yerleşik hiçbir şey yok gibi. Sahip olmak mı üretir, yoksun ve yerleşik olmamak mı?

    İnsana hayal kurduran, ona tutku yaşatan sahip olmadıklarıdır. Macera biriktirmek istiyorsanız yola çıkmanız gerekir. Bundan sadece fiziki yolculuğu değil, iç yolculuğu da kastediyorum. İnsan köyünden hiç ayrılmadan da tüm evreni algılayabilir. Bu anlamda felsefi düzeyde kullanıyorum göçü de, yerleşik olmamayı da. İnsanın dünyadaki gel-geç varlığına bir yorum getirebildiği ölçüde fikirler ilgimi çekiyor. Statüko bu anlamda insanın arayışını gölgeler. Ruhu kısırlaştırır. Trajedya kahramanını ilginç ve zengin kılan arada oluğudur.

    Tarihi, soy ve geçmişi irdeleyen şiirlerinizde duygu ikinci planda kalıyor. Diliniz ise sade ama saklı kavramlar ve imgeler dikkat çekiyor. Sizinki nasıl bir şiir etkinliği?

    İnsanlığın başlangıcından itibaren, şiir dünyayı yorumlamanın, algılamanın en temel yollarından biri olageldi. İnsanlığa ait ilk kutsal metinler de dahil olmak üzere, kitaplı dinlerin dili bir tür şiirdi. Bu anlamda şiir kökleri arkaik dünyanın yorumlanışına dek varan bir sanat etkinliğidir. Belki de bu nedenle şiirin modern dünyada pek yeri yok. Modern hayatın dili şiirin üzerini örtecek kodlardan kurulu. Modern hayatın şiire hakkını teslim etmeyişinin nedeni, şiirin insan ruhunun kalesi oluşudur. Çünkü bize insan oluşumuzu hatırlatan tek gerçek etkinlik, sanat etkinliğimizdir. Ve şiir tüm sanatların ana kaidesidir. İçinde şiir taşımayan herhangi bir sanattan söz edemezsiniz. Şiiri yoksa o sanat sıradan ve eksiktir. İyi şiirin ne olduğuna dair pek çok şey söylenebilir. Benim de, teorik düzeyde cümlesini kurabileceğim bir şiir tarifi olabilir ama burada sözünü etmeyi istediğim daha yalın ve primitif bir ölçüt; güçlü bir şiirin üzerinde bir okumada çözülemeyecek bir düğüm bulunur. Bu düğüm bir okumada çözülmediği gibi her okumda okura farklı bir duygu yaşatır.

    Kimileri şiiri duygu etkinliği, kimileri de dil etkinliği olarak yorumluyor. Size göre nedir?

    T. S. Eliot, “şiir duyguların ifade aracı değil, duygulardan kaçma aracıdır,” der. Tabii bu söz taşınamayacak derecede güçlü duyguları olanlar için geçerli olabilir. Bana göre, zekadan bağımsız bir duygulanımdan söz edilemez. İnsan duygusu eskiyip, köklendikçe onda düşünceye dönüşür. Bu anlamda şiir başlangıçta dinamiği duygu olan bir güçle şairine gelir. Ayrım şairin yönteminde ortaya çıkıyor. Kimi şairler büyük narsistler olduklarından kalemlerinden otomatik olarak çıkan her şeyi biricik ve olmuş ve büyük sayarak, üzerinde oynamadan yayımlar, okuruyla paylaşır. Benim de aralarında olduğum bir kısım şair ise; dışavurumcu bir yöntemle ortaya çıkardığı ilk metni, okuruyla paylaşmadan önce bir işçilikten geçirir. Adına zanaat denen bu süreç o şair ne kadar mükemmeliyet tutkunuysa o derece eziyetli seyreder. Sizin de sözünü ettiğiniz dil etkinliğidir bu aslında. Bir tür elmas işçiliği. Sözcüklerin yontulup parlatılması, fazlalıkların atılması. Şairin zekası, matematik bilgisi yaptığı işin rafinelik derecesini belirler. Ve hatta ben biraz daha ileri giderek mimari ve müziğin kurallarının şiir için de kullanılabileceğini iddia ediyorum. Özellikle bir kitabın kuruluşunda bu disiplinlere dair bir fikriniz bir ritim duygunuz yoksa o kitabı kolay okutamazsınız.

    1980 öncesi politik dönemde edebiyat gibi şiir de politize olmuş ve politikanın yedeğine düşmüştü. Sizce şiir bugün nasılı İçerik itibariyle neyi işliyor?

    Gerçek sanat, insanı ve onun yeryüzündeki oluş serüvenini konu alır. Ve bunu yaparken, gündelik, politik kategorilere yüz vermez. Politik gerçeklerin zamanla değişeceğini bildiğinden yüzeydeki sorunlara ve acıya değil, daha derindeki, insana içkin olan acılara değinir. Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de şiirini sadece gündelik politik ve sosyal kategoriler üzerinden kuran, kolaycı ve popülist şairler var. Ayrıca 80 öncesinde hayat daha politikti. İnsanların tek ve ortak bir ütopyaları vardı.

    Gerçek şiirin boşalan yerini, popüler duyarlılıkla beslenen, kitlesel duyguları onaylayan, şiir dışı metinler doldurdu. Şiir adına yapılan kimi kasetlerin yaygın olarak dinlenmesi de bunun kanıtı. Gerçek şiir direnebilecek miı Öncelikle, popüler sanatla iyi sanatı ayıralım. Ayrı oldukları için de karşılaştırmayalım. Böyle bakarsak, gerçek şiirin bir şeye karşı direnmesi diye bir sorun da kalkmış olur ortadan. Zaten bir şiir popüler alandaki kirlenmeden yara alır hale geliyorsa hiçbir zaman iyi olmamıştır. Gerçek şiire popüler alanın kiri bulaşamaz. Belki kalabalık ve gürültü nefes aldırmaz bir süre ama zamana kalacak ve kazanacak olan yine iyi şiirdir.

    Şiirin gerçeğiyle şairinin gerçeği çoğu zaman ve birçok örnekte çelişkili olmuştur. Şiirlerinizde yitirilmişe ağıt yakarken gerçek hayatta nasılsınız? Zamanın hangi boyutunu yaşıyorsunuz?

    “Gerçeğin zamanı yaşadığımız andır. Giderek de bunu daha çok kavrayan şiir olacaktır. Düzyazı işi daha çok zamana bırakır,” der John Berger. Şiir geçmişi ve geleceği buluşturan bir anın sonsuzluğu duygusunu yaşatan bir etkinliktir. Bu anlamda sanırım “şimdi” ilgimi çekiyor. Yaşadığı ana kendini bırakamayan insan yaratıcı olamaz.

    Aşkı, sevgiyi ve güzelliği hep erkek şairler işledi. Siz bu tanımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Her alanı olduğu gibi edebiyat alanını da erkekler doldurduğu için aşkı da sevgiyi de erkekler yazdı. Edebiyat, kadınlar tarafından çok boş bırakılmış bir alan. Böyle olunca da aşağılamaya müsait bir alan halini aldı. Erkek gözünden bir kadınlık yorumu, bazı prototipler çıktı. Ve bunlar genellikle fettan, baştan çıkarıcı, sevmeyi bilmeyen bir kadın tiplemesine eşlik eden betimlemelerdi. Oysa bir tek kadınlık durumu olmadığı gibi, kadına ait bir tek karakterden ve sevme biçiminden de söz edilemez. Sonuçta yazı yazan kimse kendini anlatır. Kendi içindeki kadını ve erkeği konuşturur.

    Kürtlüğe dışarıdan baktığınızı söyleyenler var…
    Ait olduğunuz bir şeyi algılayabilmek ve doğru görebilmek için dışına çıkmak gerekmez mi zaten?

    Başka bir söyleşimde de ifade ettim. Bizler seçmediğimiz, içine doğduğumuz kimlikleri bir süre sonra kader gibi yaşamaya başlıyoruz. Halbuki ait olduğunuz kimliğin size dayattıklarının tek hakikat olmadığını fark etmekle o kimliğe de haksızlık etmemiş olursunuz. O kimliğe ait zenginliğin bizi oluşturduğu doğru ama onu tek gerçek olarak algıladığınızda, insanın yeryüzündeki macerasına kulaklarınızı kapatmış olursunuz. Faşizme kadar giden dar düşüncenin kaynağı da budur.

    Bir söyleşinizde “Ölü dil”den söz ediyorsunuz. Ölü dil Kürtçe mi? Kürtçe yazmıyorsunuz ancak dört kuşaklı bir aile ortamında yetişen biri olarak bu dilin bilinçaltınızdaki yeri nedir?

    Hangi dilde düşünüyorsanız o dil sizin yaşayan dilinizdir. Rüyalarınızı da yaşayan dilinizde görürsünüz. Ben Kürtçede düşünemediğim gibi, rüya da göremiyorum. Bu anlamda Kürtçe benim için neredeyse hafızaya terkedilmiş bir dil. Ve bu anlamda bende yaşamayan bir dil. Bilinçaltını çocukluk yaşantıları belirliyorsa eğer, Kürtçe bilinçaltının oluşumunda oldukça önemli bir yere sahip. Fakat bu varlık Kürtçenin anlamından çok, seslerinden oluşuyor. Kürtçenin seslerinin zihnimde yarattığı etki, şiirimin ritminin kuruluşunda mutlaka etkili olmuştur.

    İlk kitabınızda yitirilişe yakılan ağıt, ikincisinde buna bilinçli bir karşı koyuş görülüyor. Son iki kitabınızda neyi işliyorsunuz?

    Ayın Büyüttüğü Oğullar, kendi coğrafyamla kurduğum ilişkiden ve yolculuklarımdan kalan imgelerden doğdu. İki bölümden oluşuyor, Soyağacı ve Akdeniz. İlk iki kitabımda başkalarının hayatına bakmış, onları anlamaya çalışmış biriyken bu son iki kitapta anlattığım uzak acılar benim başıma gelmiş gibi bir dil kullandığımı fark ettim. Onun Çölünde bir aşk kitabı. Üç ayrı aşk işleniyor. Aşkın kronolojisine göre düzenlenmiş kısa aşk şiirlerden oluşan bir bölümün yanında iki uzun aşk şiirinden oluşuyor.

    Söyleşi: Mehmet Sebatlı, Ayrıntı Edebiyat, Aralık 2002

    KAYNAK: http://www.yazimhane.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=852&start=0&postdays=0&postorder=asc&highlight=

    Reklamlar

    Bir Yanıt to “Rüzgar Dolu Konaklar – Bejan Matur”

    1. ebru said

      okumaktayım..beğendim..geç kaldığım bir şair..

    Bir Cevap Yazın

    Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

    WordPress.com Logosu

    WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Twitter resmi

    Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Facebook fotoğrafı

    Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Google+ fotoğrafı

    Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

    Connecting to %s

     
    %d blogcu bunu beğendi: