SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Elektra – Sophokles

Posted by savaska Nisan 15, 2009

elektra-sofoklesElektra – Sophokles
Türkçesi: Cüneyt Çetinkaya
Bordo-Siyah yay. 2006,117sayfa

Agamemnon, Mykenia ve Argos’ta hüküm sürmektedir ve Klytaimnestra ile evlidir; kardeşi Menelaos ise Sparta kralıdır ve güzelliğiyle ünlü Helene ile evlenmiştir. Paris, Helena’yı Troya’ya kaçırınca AgamemnonAkhalıların ordusunu kendi kumandası altında toplar. Gelgelelim rüzgar bir türlü esmek bilmez ve gemiler limanda hapis kalırlar. Agamemnon da kızı Iphigenia’yı tanrıça Artemis’e kurban edip rüzgarın esmesini sağlar.  Kızının, kocası tarafından kurban edilmesine öfkelenen kraliçe Klytaimnestra, genç aşığı Agisthos’un yardımı ile kocası Agamemnon’u baltayla öldürür. Agamemnon’un büyük kızı Elektra, kardeşi Orestes’i kurtarıp saraydaki güvenilir, bilge bir eğitmene teslim eder ve

Bu kitabı paylaş


onların kaçıp babasının dostu Krisa kralı Strophios’a sığınmalarını sağlar. Agamemnon’un ölümünün ardından  Klytaimnestra ve Agisthos evlenir, Mykenai’de hüküm sürmeye başlarlar. Klytaimnestra, yeni kocası kral Agisthos ile birlikte Elektra’ya sarayda hizmetçi muamelesi yapmaya başlar. Bu arada yetişkin bir erkek olacak kadar büyüyen Orestes,Delphoi kahinine danışıp babasının katillerinden nasıl intikam alması gerektiğini öğrenir. Mykenai’ye gelen Oretes, hileyle saraya girip annesini ve kral Agisthos’u öldürür.

Anne  Klytaimnestra, kızı kurban verildi diye kocasına düşman olur, ancak diğer kızı Elektra’ya kötü davranmaktan ve oğlu Orestes’in ölümüne sevinmekten kaçınmaz. Çelişki. Sanki Agisthos’a olan aşkı daha üstün.

Elektra oyun boyunca intikam ateşiyle yanar, kavrulur. Orestes”in ölüm haberi üzerine intikamı kendisi almaya karar verir. Elektra baştan ayağa intikam kesilmiştir. Oyuna Elektra adının verilmesi sanırım bundan kaynaklanıyor.  Babasının katillerini cezalandıran Orestes’tir, ancak Orestes’in sağ kalmasını, yaşamasını sağlayan; umudunu yitirmeyen, intikamla bekleyen Elektra’dır. Ne kadar ona beklemek, yakınmak, üzülmek, ağıt yakmak düşse de…

Khrysothemis, Elektra’nın kızkardeşi, soğukkanlıdır, Elekra gibi intikam alma peşinde değildir.

……………………….

Sophokles (İÖ 497 – 406), Atina’nın bir mil kuzeyinde Kolonos köyünde doğdu. İyi bir musiki, dans ve spor bilgisi olan Sophokles, onaltı yaşlarında Pers zaferini kutlayan bir törenin çocuk korosunda şarkı söyleyerek ve arp çalarak sahneye ilk kez adımın attı. Yirmisekiz yaşında, orta yaşlara gelmiş Aiskhylos’ un karşısına yarışmacı olarak çıktı ve kazandı. Altmış yıldan fazla süren yazarlık hayatı boyunca onsekiz kere Dionisia töreninde, birçok kez Lenaia Şenliğinde birincilik elde etti ve söylendiğine göre hiçbir yarışmada sonuncu olmadı.

Atina devletinin siyasal yaşamında önemli roller oynadı; iki kez devletin en yüksek makamı olan generalliğe atandı. Bunlardan biri İÖ 440’ta Perikles döneminde, ötekisi daha ileriki yıllarda Nikias dönemindeydi.
Grek tragedya yazarlarının içinde, gerçeği değil, ideali, yani olanı değil olması gerekeni gösteren bir ozan olarak özellik kazan Sophokles, tragedyaya üçüncü oyuncuyu soktu. Koroyu oniki kişiden on beş kişiye çıkardı. Ama onun tragedyaya getirdiği en ilgi çekici yenilik, üçlemelerde (trilogya’larda) ve dörtlemelerde (tetralogya’larda) oyunların konuları asındaki bağı kaldırmasıydı. Sophokles boyaları dekor panolarını geliştirerek ve tragedyaya Frigyalıların musikisini getirerek sahne alanında da yenilikler yapmıştır.

Yüzonun üzerinde oyun yazan Sophokles’in elimize ancak yedi tragedyası geçmiştir. Elimizdeki oyunların yazılış sırası, Sophokles’in oyunlarında tarih belirten olayların az olmasından kaynaklı olarak net olarak bilinememektedir. Oidipus Kolonos’ta 401 yılında, Filoktetes 409’ da oynanmıştır. Aias ile Antigone belki de onun en eski oyunlarıdır. Antigone’de üç karakter daha ustaca kullanıldığı için Aias’ın daha önce yazıldığı üzerinde duruluyor. Kral Oidipus’un Elektra’dan önce yazılmış olduğu oyunun yapısından belli oluyor. Trakhis Kadınları çağdaş seyirciye en uzak gelebilecek oyunudur. Sophokles’in seksenyedi yaşındayken oynanan oyunu Filoktetes onun en ustaca kurulmuş eseridir. Bu yüzden, oyun yazarlığının doruğu bu eserdir.

Tragedya, Sophokles ile olgun sanat biçimini aldı. Sophokles geleneksel hikayeleri oldukları gibi uygular, bunların değerleri ya da ne kadar gerçekçi oldukları üzerinde durmadan, oyunlarına konu yapardı. Onun derinden derine etkisi altında kaldığı şey zamanındaki bireyci eğilimdi. Onun insan karakteri, düşüncesi ve ilişkilerinde bu bireyci yöneliş vardı. Kişieri Aiskhylos’ta olduğu gibi bir üst gücün buyruğunda değildi. Onun kişileri kendi sonlarını kendileri hazırlarlardı. Sophokles’in karakterlerinde izlenen davranışlar, o karakterin kendi karmaşık kişiliklerinden ileri geldiği kadar çevrenin etkisiyle de biçimlenirdi. Bu yönden oyun kişilerini birer karater yapısı içinde veren ilk yazar Sophokles’ti.

Dilini yalın ve çekici bir yolda kullanan yazar, konuşmalarını çekici yaptı. Üstelik, kişilerin konuşmaları kendi özelliklerine uygundu. Onun tragedyasında çekirdeği oyun kişilerinin kendine özgü konuşmaları, hareketleriydi. Bu yüzde koro ikinci plandaydı. Ayrıca tragedyalarında dinsel törenin koral düzeni ile sınırlanmadığı için dinsel sorunlarla Aiskhylos’tan daha az uğraşırdı. Bunu yerine akıllıca dolantılarla ve karmaşık bir olay dizisiyle kurardı oyununu. Doruk nokta büyük bir sürprizle gelirdi. Oysa olay dizisi dümdüz gelişen Aiskhylos’ta doruk nokta geldiğinde seyirci bilirdi ne olacağını.

Sophokles’te karakter boyutu kazanmış olan oyun kişileri öyle olağan kişiler değildi, ne de kaderleri olağandı. O insanları oldukları gibi değil, olmaları gerektiği gibi göstererek idealize etti. Gerçekçi değildi Sophokles. Ama insanları iyi anladığı için inandırıcı anıtlar yarattı.
Kaynak; Ozdemir Nutku Dunya Tiyatrosu Tarihi 1 (http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=2131)

…………….

Sophokles, Hayatı ve Eserleri


Sophokles, Atina’nın kuzeyindeki Kolonos demosunda doğmuştur.(İ.Ö.496). Sophilos adlı bir silah yapımcısının oğludur. Gençliğinde müzikle ilgilenmiş, Salamis zafer kutlamalarındaki koroyu yönetmiştir. Tiyatroda oyuncu olarak da yer aldığı biliniyor. Bir söylenceye göre Aiskhylos’dan tragedya dersleri almış. İlk başarısını 468’de, Aiskhylos’un da katıldığı Kent Dionysia şenliklerinde aldı. Sophokles, Atina’nın siyasi yaşamına pek fazla karışmamıştır. Buna rağmen Antigone oyunundaki büyük başarısı nedeniyle Askeri Kollekyum üyesi olmuş ve çeşitli ülke elçiliklerinde bulunmuştur. Müzik ve edebiyatı geliştirmeyi amaçlayan Musa’lar Thiasos’unu kurmuştur.

Sophokles, yaklaşık İ.Ö.406 yılında ölmüştür. Ölümünden sonra Atinalılar ona, kahramanlara özgü bir anıt olan Heroon inşa etmişlerdir.

Aristoteles’in, Poetika’sında tragedyaya en güzel örnek olarak gösterdiği Sophokles, Attika tragedyasını olgunluğa ulaştırmıştır. Onunla birlikte, Aiskhylos’ta görülen “üçlemeye yayılan konu” nun gücü ve etkisi, artık tek oyuna sıkıştırılmış; oyuncu sayısı üçe çıkarılarak, konu ve diyalog zenginliği sağlanmıştır.


Sophokles’in tahminen 120 oyun yazdığı bilinmekte, fakat, bunlardan günümüze kalanlarının sayısı 7’dir. Bu oyunların da yazılış tarihleri tam olarak bilinmiyor.


Sophokles’in sahip olduğumuz oyunlarının en eskisi büyük bir ihtimalle AİAS’dır.(M.Ö.450/447) Eserin konusu, Troya savaşında Akha komutanlarından Aias’ın yaşadığı bir olaydır. Akhilleus’un ölümünden sonra, onun silahlarının Agamemnon tarafından Odysseus’a verilmesine öfkelenen Aias, bir gece çılgınlık nöbeti geçirerek, koyun sürüsüne saldırır. İntikam almak istediği kişiler sandığı koyunları birer birer boğazlar.


Sophokles’in AİAS’dan hemen sonra yazdığı sanılan oyunu ANTİGONE konusunu Thebai mitinden alır. İki kardeşi Eteokles ve Polüneikes, iktidar mücadelesinde birbirlerini öldürürler. Taht böylece tek varis Kreon’a kalır. Kreon başa geçer geçmez, ‘vatan haini’ ilan ettiği Polüneikesin cesedinin gömülmeyeceğine yönelik bir emir verir, buna kalkışanlar öldürülecektir. Antigone kutsal yasaları yanına alarak, dayısının bu emrine karşı çıkar ve kardeşi Polüneikes’i gömer. Bu sırada suçüstü yakalanır. Kreon, Aiskhylos’un Prometheus’unda gördüğümüz ‘kendi başına yasa’ olan Zeus gibi, devletin yalnız kendisinden oluştuğunu düşünür. Karşısındaki yeğeni dahi olsa, taviz vermek istemez. Sahneye gelen oğlu ve aynı zamanda Antigone’nin nişanlısı Haimon, babasını fikirlerinden vazgeçirmeye çalışır, onun sağduyulu olmasını ister. Ancak Kreon’un kör inadı bir türlü yumuşamak bilmez. Teiressias’ın geleceğe dair felaket dolu kehanetleri sonucu, Kreon aldığı kararlardan geri adım atmaya başlar. Antigone, kapatıldığı mağarada kendini asmış, Haimon da yanıbaşında intihar etmiştir. Oğlunun cesediyle sahneye giren Kreon, eşi Eüridike’nin de, oğlunun ölüm haberi üzerine kendini öldürdüğünü, öğrenir. Böylece oyun Kreon’un büyük yıkımıyla sonuçlanır.

Sophokles’in 440 yılında yazdığı sanılan oyunu TRAKHİS’Lİ KADINLAR, oyunlarının arasında en zayıf olanıdır. Eser, kocası Herakles’i İole’den kıskanan Deianeira’nın, yaptığı büyü sonunda Herakles’i öldürmesini konu alır.


Sophokles’in -kronalojik sıraya göre- bundan sonra gelen oyunu KRAL OİDİPUS‘dur. Thebai üçlemesi diye niteleyebileceğimiz oyunların ilkini oluşturmaktadır. Thebai halkı bir veba salgınının içindedir. Delphoi kehanetine göre, Laios’un katili bulunursa salgın ülkeyi terkedecektir. Ülkeyi Syphinks canavarından kurtararak kral olmuş Oidipus, katilin bulunması için araştırmaya dalar.Ancak sonunda, mitolojideki Symurg Kuşları gibi, aradığı kişinin kendisinden başka birinin olmadığını anlar. Gerçek babası Laios’u bilmeden o öldürmüş ve annesi İokaste ile evlenmiştir. Oidipus gerçeği öğrenince gözlerini oyar, İokaste de kendini asar.


Kral Oidipus oyununu ELEKTRA (M.Ö. 409) takip eder. Elektra’nın konusu, Aiskhylos’un Sunu Taşıyanlar oyunuyla aynıdır. Elekra babasının ölümünün üzerinden epey zaman geçmesine rağmen hala yas tutmaktadır.

Bu arada sürgünden dönen Orestes, saraya haber göndererek kendisinin öldüğünü bildirir. Bütün bunlar planın bir parçasıdır. Haberi duyan Klytaimnestra rahat bir nefes alır. Elektra ise son umudunu da yitirmiş bir hale düşer. Saraya gelen Orestes, önce kız kardeşi Elektra’yla karşılaşır. Birbirlerini tanırlar. Daha sonra Orestes, planını uygulayarak hem Klytaimnestra’yı hem de Aigisthos’u öldürür. Sophokles’in bu eserinde, Aiskhylos’unkinden farklı olarak, diyaloglar artmış, koro şarkıları ise azalmıştır. Sophokles, karakterlerini daha ayrıntılı işlemiştir. Aiskhylos’ta ikinci planda olan Elektra burada birinci plana çıkar. Ayrıca Orestes, Aiskhylos’un eserinde, annesini öldürme konusunda bir tereddüt yaşamıştı. Burada ise Orestes’i daha kararlı buluruz.


PHILOKTETES oyunu (M.Ö.409) Philoktetes’in başından geçen olayları içerir. Troya savaşına giderken, Philoktetes’in ayağını bir yılan ısırmış ve ayağında iltihaplı ve kötü kokan bir yara oluşmuştur. Bu yüzden, Akha başkanları onu Lemnos Adası’na terkederler. Kahraman, burada, Herakles’in kendine armağan ettiği yay ve oklarla avlanıp, yaşamını acılar içerisinde sürdürür. Buarada kahin, Akhalılara, Philoktetes’in Herakles’den aldığı silahlar olmadan savaşın kazanılamayacağını söyleyince, Odysseus ve Neoptolemos, Philoktetes’den silahları almak için Lemnos’a giderler. Sonunda Philoktetes de onlarla birlikte Troya’ya döner.

OİDİPUS KOLONOS’TA oyunu Sophokles’in ölümünden sonra torunu tarafından yarışmaya sokulmuş ve ödül almıştır. Eserin konusu Thebai üçlemesinin ikinci oyunu olarak, Oidipus’un gerçeği öğrendikten sonra kendini sürgün edişini, kızı Antigone ile birlikte Atina’ya gidişini ve burada kutsal bir ölümle Hades’e yolculuğunu içermektedir.

Dil ve Üslup


Sophokles’in oyunlarında kullandığı kelimeler, günlük dilde kullanılan kelimelerdir. Fakat Sophokles bu doğal dile şiirsel bir nitelik kazandırmıştır. Kişilerin konuşmaları kendi özelliklerine uygun düşecek şekildedir. Lirik kısımlar mecazlar bakımından zengindir ancak bunlar Aiskhylos’daki kadar yoğun değildir.


Sophokles’te Konular


Sophokles’in tragedyaları, söylence evreninin terkedilerek, yerine dünyasal bir evrenin yerleştirildiği, birey temelli tragedyalardır. Paranın topluma girmesi ve tanrının yerini alan paralı tüccarların egemenliği altına giren bireyin alın yazısı, Sophokles’in başlıca temalarında biridir. Oyunlarında, toplumun baskısı altındaki birey incelenir.

Sophokles bir Sofist miydi?


Sofistlerden bahsederken onların bilgi konusunda relativist olduklarından sözetmiştik. Sofistlerin bu relativizmi, ilk büyük sofist Pratogaras’la başladı. Onun, geçerliliği tam ve üzerinde tartışılmaz bir bilginin olamayacağını söylemesinde Herakleitoscu bir söylem yatmaktadır. Panta rai (herşey akar) diyen Herakleitos, evrende değişmeden durma diye birşey olmayacağını temellendirmeye çalışmıştı. Şimdi, Pratogaras, Herakleitos’un öğretisine dayanarak; bütün olabilirliği kendisinde toplamış olan anamaddenin, sürekli bir akış içinde olduğunu ve bu yüzden hiçbirşeyin belli olamayacağını söyleyerek, Herakleitos’un kosmolojik düşüncelerini yeryüzüne indirmiş ve ondan saltık bir varlık olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Ona göre; bir ‘şey’ sürekli başka bir şeye dönüşmektedir. Duyumlar da duyumlayan kişinin o anki durumuna bağlıdır. Onun için, algı bize objeyi, algı anındaki durumuna bağlı olarak gösterir. Böylece Pratagoras için gerçek bilgi, duyu algısı ve bundan doğan sanı (doxa)lardır. Pratogaras bundan şöyle bir sonuç çıkarılmasını ister: Her sanı doğrudur, hiçkimse yanlış birşey düşünemez. Ve bunu ünlü deyişiyle ölümsüzleştirmiştir: “İnsan herşeyin ölçüsüdür; varolanlarının varlıklarının da, varolmayanların varolmadıklarının da.”

Böylece sofizm, “doğru” olacak, herkesin doğru sayabileceği bir yargıya ulaşmanın imkansızlığını savunur hale geldi. Bunun en büyük örneğini, Sofizmin kurucuları arasında yer alan Gorgias vermiştir. Gorgias, felsefenin bir ana sorunu olan “asıl gerçeği” hiçbir zaman bilemeyeceğimizi, ileri sürdüğü yoğun savlarıyla ispatlamaya çalıştı.


Sofist okulun, yeni oluşan düzene yetenekli, yararlı vatandaşlar yetiştirmek gibi bir amaçla doğduklarını daha önce söylemiştik. Peki, herşey böylesine relatif olduğuna göre, bilgili olmanın, yararlı olmanın değişmez bir ölçütü olabilir miydi? Pratagoras şöyle yanıtlıyor bizi: Bir sanı başka bir sanıdan daha doğru olmayabilir, ama daha iyi, yani daha yararlı olabilir. Daha iyi, daha yararlı sanıları olan kimse bilgilidir. Dolayısıyla insanı, başkalarına göre daha iyi sanıları olan bir hale getirmek eğitimin amacıdır.


Böylece, Sofistler, kendilerinden önceki felsefenin temel sorunu olan doğayı bırakıp, sujeye, insana yönelmişlerdir. İnsan konusundaki ilk çalışmalar öncelikle dilde olmuştur. Prodikos eşanlamlı sözler, Hippias gramer, Gorgias stil üzerinde durmuştur. Dilbilgisindeki bu çalışmalar, zamanla mantık üzerine yoğunlaşmaya başladı. Birşey nasıl tanıtlanır, nasıl çürütülür, bir soruda birbirinin karşıtı iki önerme nasıl oluşur..? Bütün bunlar “sofist retorik” i yavaş yavaş belirgin hale getiriyordu.


Bilginin relatif oluşu, sofistleri “doğal olan” (physei) ile “insan yapıtı” (thesei) arasındaki ayrıma götürdü. Buna göre insan, ürettiği herşeye – yasalara, tanrılara, adalet anlayışına ve tüm toplumsal değerlere- doxa’larını karıştırıyordu. Dolayısıyla insanın ortaya koyduğu “şeyler” güvenilir olamazdı. Bu yüzden yetkinliğine güvenilecek tek şey, doğaydı. Doğanın kanunları böylece herşeyden üstün kılındı. Sofist Antiphon, doğal hukuk ile pozitif hukuk arasındaki karşıtlığa işaret ederek, sadece sanılara dayanan konulmuş (pozitif) hukukun güçsüz olduğunu savundu. Buradan, insanların birbirleriyle doğadan eşit oldukları sonucuna vardı: “Yalnız Yunanlılar kendi aralarında değil, Yunanlılar ile Barbarlar da eşittir”. Yine bir başka sofist Thrasymakhos, “ne denli parlak sözlerle anlatılırsa anlatılsın” diyor, “adalet, güçlüye, egemen olana yarayan, güçsüze zararlı olan bir şeydir.”


Bütün bunlardan sonra Sophokles’e dönecek olursak Antigone tragedyasında, physei ile thesei’nın açık biçimde Kreon ve Antigone karakterlerinde simgeleştirilmiş olduğunu görürüz. Oyunda, devletin yasalarını kendi koyduğu kurallara indirgeyen Kreon, Polineikes’in gömülmemesi yönünde bir emir verir. Buna karşın Antigone, Tanrısal yasalar dediği doğal hukuku savunarak ölüyü gömmek ister.Tanrısal yasalar -ölümsüzlerin yasaları- doğa kanunlarının ebedi ve ezeli olduğuna bir göndermedir. Antigone’ye göre bu yasalar bir ölümlünün yasalarına göre çok daha üstündürler:


“Kağıda geçmemiştir onlar, dünden bugüne değişen emirler değil(…) Asıl bu yasaları çiğneyemem. Bir ölümlüye boyun eğeyim derken tanrıların karğışına uğramak istemem” [455-459]


Kreon, karşısına kutsal yasalarla çıkan Antigone karşısında bocalar; şehre saldıran bir yurt hainini gömmekle kardeşi Eteokles’i gücendirdiğini söyler. Oysa ki, Kreon bir vatan haini ile yurtseveri hiçbir zaman bir tutmamıştır. Antigone’nin ise buna cevabı hazırdır:


“Ölüm eşit kılar onları, törelerinde ayrım gözetmez”


Bu sözler Sofist Antiphon’u anımsatıyor gibidir. Bir başka ipucu da Haimon ile Kreon arasındaki diyalogtur. Burada Haimon, babasını yumuşatmaya, kararından vazgeçirmeye çalışırken tam bir sofist retoriği ile konuşur. Dışarıdaki halk Antigone’nin tarafındadır. Bu yüzden sağduyulu olmaya çağırır babasını. Mutlak doğrular da değildir Haimon’un savunduğu, fakat Kreon’un sanılarına görece olarak daha iyi bir doğrudur. Tıpkı sofistlerin ‘yararcı sanı mukayesi’ gibi, Haimon da, görüşlerinin Kreon’unkilere nazaran daha iyi ve daha yararlı olduğunu düşünür. Bu yüzden seçilmesi gereken doxa budur.

Peki bütün bunların üzerine Sophokles’in bir sofist olduğu iddia edilebilir mi? Tabi ki hayır. Çünkü Sophokles soylu bir gelenekten, aristokrat bir aileden geliyordu. Eurüpides’in daha o zamanlar karşı geldiği, kölelere ve kadınlara karşı alışılmış davranışları kabul ediyordu. Bu toplumsal önyargılar Sophokles’i, Aiskylos’dan daha fazla kısıtlamıştı. Sınıfının ayrıcalıklarına karşı çıkmaksızın onaylayan biri olarak, bunları korumak üzere konmuş ahlaki değerleri de kabul etmek zorundaydı. Fakat sınıfının, entellektüel nitelikleri daha az olan öteki üyelerinden ayrıldığı nokta da, bu değerlerin içerdiği çelişkilerin derinden farkında oluşuydu. Oyunlarında çelişik karakterler sunmada bu yüzden ustaydı. Aiskylos’un Sunu Taşıyanlar’ında görmediğimiz Khrysothemis’in Elektra oyununda çıkışı buna işaret eder. Aynı olgu İsmene karakterinde de görülür. Bu çelişkileri ortaya sermek Sophokles için bir arınmaydı yalnızca. Antigone oyunuyla da, Physei ile thesei arasındaki çelişkinin farkında olduğunu söylemiş, böylece de zamanının gündemini zorlayan sofist düşünceyle bir hesaplaşma zemini oluşturmuştur. kaynak: http://sultankilinc.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000000441370

ELEKTRA:

Günlük psikiyatri tatbikatında, hele 1895-1930 yılları arasındaki çetin mücadelesi ile büyük hekim Freud’un kapılarını açtığı Psikodinamik Psikiyatri’nin ağırlığını koyduğu 1940 senelerinden sonra, Oedipius kompleksi ile beraber Elektra kompleksi kavramları psikiyatrların aklını en çok meşgul eden konulardan biridir.

Kişinin, erkekse ilk sevgilisi annesi, kızsa ilk sevgilisi babasıdır. Yaşamın üç ile altı yaş diliminde yaşanan bu devreler, hayatın en mühim ve insanın bütün ilerideki yaşam serüvenine damgasını vuran, onun ileride mutlu veya mutsuz, huzurlu veya huzursuz, başarılı ve atılgan ya da hayatın geri planında kalmış bir pısırık olmasının temellerinin atıldığı devrelerdir.

Kişinin bütün hayatındaki mutluluk ve de bu mutluluğunun sonucu olarak sevgi ve yaratıcılık ögelerini tam olarak yerine getirebilmesi, hayatını üç ile altı yaş arasındaki dönemini rahat, anlayışlı, huzurlu ve sağlıklı bir aile ortamında geçirip geçirmemesine bağlıdır. Bu devreden sonra, kişi için, sevgili objesi, anne-babanın ve tüm ailenin dışında heteroseksual bir yön alır.

Elektra ismi elektron-kehribar kelimesinden gelir; elektrik kelimesinin de kökeni elektron’a dayanır; elektron parıldar; Elektra da “parıldayan dişi” anlamındadır.

Agamemnon ile Klytaimnastra’nın kızı olan Elektra, insanüstü bazı kanunları korumayı, bazı ilke ve amaçların gerçekleşmeleri için tek başına eyleme geçmeyi göze alan kahraman bir kızdır.

Agamemnon, Troya savaşı çıktığında, rüzgarın dinip gemilerin hareketsiz kaldığı bir gün, rüzgarın esmesini sağlayabilmek amacıyla, kahinlerin dediklerine uyarak karısını bir tanrıça aldatmak zorunda kalır. Klytaimnestra da bu haberi duyunca kızgınlığından, Atreus oğullarının en büyük düşmanı olan Aigisthos ile ilişki kurar ve kocasını aldatır.

Hatta, aldatmakla da kalmayıp, Agamemnon seferden evine döndüğü vakit, Klytaimnestra aşığı ile bir olup kocasını öldürür. Bunun üzerine Elektra babasının öcünü alması için kardeşi Orestes’i şartlandırır ve bir gün Elektra kardeşini yüreklendirerek annesini öldürtür.

Böylece, Elektra, babsına karşı duymkta olduğu sevgisi, hatta, cinsel bir arzu hudutlarına kadar varan yakınlığı nedeni ile babasına sadık kalmayan annesinin katili olur.

kaynak: http://www.psikiyatrikulubu.gazi.edu.tr/p01-8.htm

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: