SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Neyzen Tevfik – Seyit Kemal Karaalioğlu

Posted by savaska Nisan 21, 2009

neyzen-tevfik-seyit-kemal-karaalioglu Neyzen Tevfik – Seyit Kemal Karaalioğlu
İnkılap yay. İst.2004,208 sayfa

Neyzen Tevfik’in yaşamı, görüşleri, yaşam anlayışı, yaşam karşısında duruşu, anıları, şiirleri. Bir deha. Okul kitaplarında yok, ancak yaşamın tam ortasında bir şair-filozof. Türklerin Diyojen’i. Kitabın sonundaki sözlük şiirleri anlamayı kolaylaştırıyor.

Neyzen Tevfik ya da tam adıyla Tevfik Kolaylı (d. 24 Mart 1879, Bodrum – ö. 28 Ocak 1953, İstanbul), neyzen, şair. Babası Hasan Fehmi Bey, Bafra’nın Kolay nahiyesinden ve “Kolaylı” ailesinden olduğu için soyadı “Kolaylı”dır.Taşlama türünün en önemli temsilcilerinden biri. Taşlama kitaplarının yanısıra çeşitli taksimler ve nihavent saz semaisi ile şehnazbuselik saz semailerinin de bestecisidir.

Bu kitabı paylaş

Bir rivayete göre 24 mart, diğer bir rivayete göre 14 Haziran 1879’da Bodrum‘da doğdu. Tevfik‘in yedi yaşlarındayken eşkiyaların çarşıda götürdüğü insan başlarını görmesiyle bağlantılı olarak sara nöbetleri başlamıştır. Ailesinin yaşadığı Urla‘da bir neyzenden nota bilgileri alarak kendini bu alanda geliştirdi. İzmir idadisi‘nde bir süre okuyarak bitirmeden ayrıldı. Mehmet Akif’ten Farsça öğrenerek İzmir Mevlevihanesi‘ne girdi. Bir süre sonra İstanbul‘a yerleşen Tevfik, Galata‘nın yanısıra Kasımpaşa mevlevihanelerinde işine devam etti. 1902 yılında bektaşi dervişi oldu. Bu sıralarda şiire ilgi duyan Tevfik, Mehmet Akif ve Şair Eşref’ten etkilendi. 1908 yılından 1913 yılına kadar Mısır’da bulundu.

Neyzenlikteki ustalığına rağmen yergi ve taşlamalarıyla ünlendi. Toplumdaki haksızlıkları gözüne kestiren Tevfik, siyasetin yanısıra; dini baskı, çıkarcılık gibi konuları işledi.

1946’da, basın yararına düzenlenen bir konserde çalar. Yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüler. Konser öncesi neyini merak edenler, konser sonrası onu dinlemenin bir şans olduğunu dile getirirler.

1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik’in eserlerini, onun gözetimi altında, Azâb-ı Mukaddes adı ile kitaplaştırır.

1951 yılında Onu Affettim* adlı bir filmde önemli bir rolde gözükür. Ağlayan Şarkı adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar’la oynar.

1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesi yapılır.

1930’larda İstanbul Belediye’sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen’in düzenli bir geliri hiç olmaz. Neyzen Tevfik’in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953’te son bulur. Cenaze namazı Beşiktaş’ta Sinan Paşa Camii’nde kılınır. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurur. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurlarlar Neyzen’i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe..

Tevfik, toplumun kurallarının dışında bir yaşam sürdürmüştü.Paraya düşkünlüğü yoktu.Gericiliğe savaş açmıştı.İslamın yozlaştırılmasına ve anti Atatürk deyişlerine sinirlenir ve hazır cevaplılığıyla cevap verirdi. Ayrıca neyzenlik konusunda içinden geldiği gibi çalıp, ardından maddi beklentileri olmamıştı. Kendi söylemine göre bu konuda yüze yakın plağı bulunmaktadır.

Tevfik, içkiye olan ilgisiyle de bilinmektedir. İçki, hayat biçiminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu konuda bir anısı şöyledir: Bir arkadaşı, Tevfik’i meyhaneden çıkarken görmüştü. Eski bir dostu olarak sitem edip ona çıkışmak istedi. – Vallahi Tevfik Efendi, seni meyhaneden çıkarken görmek, beni son derece üzdü. Neyzen Tevfik cevap verir: – Hemen geri döneyim öyleyse! (Alıntı: Alevi Vakıfları Federasyonu 2008 Takvimi, 11 Ağustos tarihli yaprak)

Söz edildiğine göre Tevfik’in Atatürk’e sevgisi o denli çokmuş ki; O’nun vefatından sonra günlerce evden çıkmamış.

Eserleri: Hiç, Azab-ı Mukaddes, Nihavent Saz Semaisi, Şehnazbuselik Saz Semaisi, Taksimler, Taş plak              kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Neyzen_Tevfik

NEYZEN TEVFİK.ORG

neyzen

neyzen2


DİYOJEN’den NEYZEN TEVFİK’e

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir…
Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
“Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem” der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
“Ben çekilirim!”
*
Diyojen’e bir gün sormuşlar:
“Üstad, bir insanın akıllı olduğunu nasıl anlarsın?”
bilgin cevap verir:
“Konuşmasına bakarım.”
“Ya hiç konuşmuyorsa?”
Cevap çok gecikmez:
“O kadar akıllısına hiç rastlamadım.”
*
Neyzen Tevfik bir gün tandığı bir subayı ziyarete, kışlaya gider. Subayın ricası üzerine askerlere ney çalar. Sonunda dayanamaz aşka gelip zeybek oynamaya başlar. Pantolonun düğmelerini iliklemeyi unuttuğunu gören erlerden biri:
“Efendi amca, edep yerin açıkta kalmış” der.
Neyzen oyunu kesip keserek ellerini kaldırarak Tanrı’ya seslenir:
“Çok şükür sana, nihayet karşıma edebim olduğunu söyleyen bir kulunu çıkardın.”
*
Yeşilaycı bir profesör, “içkinin zararları” konulu bir konferans veriyormuş. Konuşmasının bir yerinde dinleyicilere sormuş:
“İki kovadan birine rakı diğerine su doldurup bunları bir eşeğin önüne koysak, eşek hangisinden içer acaba?”
Dinleyiciler hep bir ağızdan “Suyu” diye bağırmışlar.
“Neden suyu içer?” diye sormuş profesör.
Neyzen hemen atılmış:
“Neden olacak eşekliğinden!”
*
Neyzen,bel ağrılarından yakınmaktadır. Tanıdık doktorlardan biri:
“En iyisi şişe çekmek” der, “ağrılardan kurtarır seni”
Ertesi gün bir dostu, Neyzen’i kaldırıma uzanmış,elinde rakı şişesini tepesine dikmiş şekilde görünce :
“Üstad,rakıyı bırakacağını söyleyip duruyordun, bakıyorum azaltacağına ölçüyü büsbütün kaçırmışsın”
Neyzen,dostunu yattığı yerden söyle bir süzer:
“Bu sefer doktor tavsiyesiyle içiyorum. Bel ağrılarından şikayet ediyordum; doktor ‘şişe çek’ dedi.”
*
Neyzen Aksaray’da bir ev kiralar.Yeni taşındığı sıralar, geceleri meyhaneden dönerken ara sokak içindeki evini bulmakta güçlük çekmektedir.Bir gece, karşısına çıkan bekçiye:
“Bekçi baba, Neyzen Tevfik buralarda bir yerde oturuyor.Sen evini biliyor musun?”
“Neyzen Tevfik sensin ama beyim!”
“Ben sana kimim diye sormadım, Neyzen Tevfik’in evini sordum…” kaynak:http://www.ozgurkocaeli.com.tr/article.php?id=12008&t=Diyojen%E2%80%99den_Neyzen_Tevfik%E2%80%99e

HAMAM SEFASI
Bir gün Neyzen arkadaşı çaycı Hacı ile İbrahim Pasa Hamamına gitmişlerdi. Keyif bu ya, hamamda âlem yapma arzusuna kapıldılar. Yani hamamda rakı içmek, birkaç gün ardı ardına demlenmek istediler. İki dost ufak bir damacanaya o devrin çok meşhur rakılarından olan ve Büyükada’daki manastırda bir papazin çektiği rakıdan– ki o yıllarda buna “papazin düzü” derlerdi– doldurttular. Bardak, kadeh, fincan alma lüzumunu görmediler. Hamam tasları ne güne duruyor? Rakıyı da kurnalardan birine döktüler, başına geçip taslarla içmeye başladılar.

Neyzen çaldı, Hacı okudu. Hacı okudu, Neyzen çaldı. Böylece günü geçirdiler. Rakı tükenince getirttiler. Üçüncü gün peştamalları da attılar. Çırılçıplak, ney çalarak, okuyarak, şiir söyleyerek günü geçirdiler. Hamamın sıcaklığı da onları bol bol terletiyor ve bu yüzden içki tutmuyor, adamakıllı sarhoş olamıyorlardı. Ne yapmalı? Neyzen hemen kararını verdi, sırtına bir peştamal alarak sokağa fırladı. Direkler arasındaki Sokrat eczanesine koşarak büyük bir sise eter aldı. Hamama dönünce eteri, rakıyı kurnaya döker. Başlarlar içmeye.

Taslar çoktan kurnanın dibinde, rakının içinde, kim çıkaracak? Esasen tasa ne hacet var, beygir gibi eğilip içmek dururken??? eğilip lakır lakır içerler. Bu cümbüş dört gün sürer. Nasıl oluyorsa, iki kafadar Adem, Havva, Şeytan ve Cennet hakkında bir bahse, bir münakasaya giriyorlar.

İki çıplak Adem in cennette nasıl gezdiğini, elbisesini, donu olup olmadığını konuşuyorlar. Ve nihayet Adem inde cennette kendileri gibi çıplak yaşadığına hükmediyorlar. Madem ki Adem Babamız çıplak gezerdi, onlar niçin gezmesin?”Gezerim, gezemezsin” derken Neyzen fırlayarak “Ben gezerim, iste Şehzadebaşı’na gidiyorum!” diyerek hamamın kapısından sokağa uğruyor. Neyzenin çıkamayacağına inanan Hacı, belki dışarıda, soğuklukta gizlenmiştir düşüncesiyle Neyzen in peşinden -kontrol kaygısıyla- çıkıyor. Fakat Neyzen in sokağa çıktığını öğrenince, o da fırlıyor. Neyzen önde Hacı arkada, ikisi de çıplak, sakallar uzamış Şehzadebaşı’na kadar geliyorlar.

“Dinleyen her zerreye bir hitabım var benim
Kâinat isminde hiçten bir kitabim var benim.
Ya hitabımdan okusun ya kitabımdan beni,
Yazdığım efsânede on altı bâbim var benim!
Hey etimde müttefik magrible maşrik, veche yok,
Gayr-i mer i zerrede bin aftâbim var benim`”

Felek

Yamansın her zaman aldattın beni,
Kâh düşürdün kâhi kaldırdın felek!
Mecnun’sun diyerek Leylâ peşinden,
Issız vâdilere saldırdın felek!

Rehbersin dedin ben ise kördüm,
Elimle başıma çok çorap ördüm.
Kendimi bıraktım âlemi gördüm,
Hesapsız günahlar aldırdın felek!

Şifadır dedin zehir tatdırdın,
Gençliğin okunu boşa attırdın,
Körlerin yurdunda ayna sattırdın,
Çıkmaz sokaklara daldırdın felek!

Barışmadı gönlüm merd ile zenle,
Ne bir iş bilenle, ne boş gezenle
Hicran köşesinde bozuk düzenle,
NEYZEN’e her telden çaldırdın felek!

Sahra-i cedid 1913

Fasulyeye benziyor
İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar.
Karşılaştıklarında, Neyzen:
–Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.
–Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?
–İşte bende onun için benzetiyorum ya. Fasulye de sırığa sarılarak büyür.

***

Çalarken..
Soruyorlar:
–Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemidir.
Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım”….

***

Mustafa Kemal ile
Mustafa Kemal ile ilk kez Balıkesir’de karşılaşır.
Atatürk Neyzeni çağırdı ve Neyzen’in elini kalbinin üstünde uzun bir süre tuttuktan sonra:
–Ne büyük, kuvvetli ruhun var, dedi.
–Neyzen ne istersin.söyle?
–Sayende herşeyim var, Teşekkür ederim.
–Bir şey iste canım!
–Bir nüfus tezkeresi versinler, emrediniz.
Mustafa Kemal hayretle; “Senin nüfus tezkeren yok mu?”
–Hayır, bundan evvel hükümet yoktu ki nüfus tezkerem olsun!

***

Fıçı
Neyzen Tevfik’e doktor içkiyi men etmişti.Fakat Peyami Safa bir gün
üstadı ziyarete gittiğinde odanın bir köşesinde bir fıçı şarap gördü.
-Bu ne bre üstad? Diye sordu. Hani sen artık içmeyecektin?
-Ne yaparsın, oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum.
-Peki, içkinin faydası oluyor mu?
-Ne diyorsun olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya ilk geldiği zaman
yerinden kımıldatamıyordum, şimdi iki elimle kaldırabilirim..

***

Ben yumurtlamadım
Neyzen Tevfik’e muharrir yazacağı romanı anlatıyordu. Sonuna gelince
Neyzen yüzünü buruşturdu:
-Bu mevzuu beğenmedim!..
-Öyle ama, siz hiç roman yazmadınız. Nasıl fikir yürütüyorsunuz?!.
Neyzen Tevfik kızdı:
-Ben yumurtanın da iyisini, bayatını anlarım. Fakat hiç yumurtlamadım!..

Talat Paşa ve Neyzen
Talat Paşa, bir gün Neyzen Tevfik’e memuriyet almasını teklif
etmişti.Neyzen, Paşanın bu nazik iltifatına gülerek şu cevabı verir:
-Memur olursam sonunda ne olacağım?
Talat Paşa memurluk silsilelerini saydıktan sonra:
-Hiç!..der.
Neyzen, Paşaya dönerek:
-İşte ben bugün de (hiç)im!.

Canan

Sevdalı akşamlar tekin değildir,
Pek dolaşma gönül viranesinde
Gururlu güneşler boyun eğildir,
Şaka yoktur aşkın efsanesinde.

Çok mutlu yıldızlar çıktı çığırdan,
Farkı yoktur aşıkların sağırdan,
Önce dumanları başlar ağırdan,
Bir cezbeyim aşkın pervanesinde.

İhtimal vermezsin, hem inanmazsın,
Ateşler sarmıştır, sen uyanmazsın,
Mestolduktan sonra artık yanmazsın
Gönlüm gibi hikmet peymanesinde.

Taptığın mihraplar çöker bir anda,
Her şey olmuş bitmiş gibi meydanda
Tutuştu çırağlar, sevda devranda
Yanıyorum sazın teranesinde.

Bir serseriyim ki dur aman bilmem,
Kalbinden başka bir mekan bilmem,
Gök kandil olmuşum, asuman bilmem
Bu mavi gözlerin meyhanesinde.

Karanlık zülfünü bir görmek için,
Gök kanat oldum cin melek için,
Bana yeter artar buselik için
Hatıra telleri dil sanesinde.

Gönül rebabında olamaz düzen
Aşkım bu yıldızı yüzünden süzen,
Buluşuruz yarın, geceye Neyzen
Cananın kalbinde, gam lanesinde.

(Azab-ı Mukaddes adlı kitabından alınmıştır.) KAYNAK: http://www.sodev.org.tr/kisiler_sanat/neyzen2.htm

neyzen31

function fbs_click() {u=location.href;t=document.title;window.open(‘http://www.facebook.com/sharer.php?u=’+encodeURIComponent(u)+’&t=’+encodeURIComponent(t),’sharer’,’toolbar=0,status=0,width=626,height=436′);return false;} html .fb_share_link { padding:2px 0 0 20px; height:16px; background:url(http://b.static.ak.fbcdn.net/rsrc.php/zAB5S/hash/4273uaqa.gif) no-repeat top left; }<a href="https://savaska.wordpress.com/2009/04/21/neyzen-tevfik-seyit-kemal-karaalioglu/&#8221; onclick=”return fbs_click()” target=”_blank” class=”fb_share_link”>Facebook’ta Paylaş

Reklamlar

Bir Yanıt to “Neyzen Tevfik – Seyit Kemal Karaalioğlu”

  1. göksel said

    Zavallı şair büyüğümüz öğrendiği sanatını böyle yorumlamış ne diyelim Allah günahlarını affetsin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: