SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Antigone – Sophokles

Posted by savaska Nisan 26, 2009

antigone-sophokles

Antigone – Sophokles

Kültür Bak. Yay. Ank. 1993, 45 sayfa

Çev.: Sabahattin Ali

 

     Antigone tragedyası, Sophokles’in elde mevcut yedi dramının en eskisi olarak kabul edilmektedir.

     123 tane tiyatro eseri yazmış ve bunların 24 tanesi ile birincilik almıştır, Sophokles

     Antigone, Oidipus faciasının bir devamıdır.

     Oidipus, babası Laios’u bilmeden öldürmüş ve annesi İokeste ile evlemiş, bu evlilikten iki erkek(Polyneikes, Eteokles) ve iki kız(Antigone, İsmene) çocuk doğmuştu. Thebai şehrinde bir taun olur ve kahin Teiresias, Laios’un katili bulununca bu felaketten kurtulacaklarını belirtir. Gerçek ortaya çıkınca, İokeste kendini asar ve Oidipus gözlerini kendi eliyle kör eder. Kör

Bu kitabı paylaş


 olarak birkaç sene Thebai’de kalan Oidipus, etrafındakilerin oyuncağı olur. Oğulları, babalının hükümdarlık hakları kısmaya kalkarlar ve Oidipus onlara beddua eder: kendisine yapılan hakaretlere karşı iki kardeş birbirinin kanına girecektir. Kızı Angione ile beraber Thebai’yi terk eden Oidipus, Kolonos’ta ölünce, Antigone, Thebai’ye döner. İki kardeş sırayla hükümdarlık ederler, ancak Polyneikes, Argos şehrine kaçar ve Thebai’ye savaç açar, Kreon’un oğlu Megareus kendi isteğiyle kendini kurban eder, öldürür ve tanrılar Thebaililere yardım eder. İki kardeş birbirlerine attıkları mızraklara, birbirlerini öldürürler: kehanet gerçekleşir. Kral olan Kreon, Polyneikes’in ölüsünün meydanda kalmasını,  kuşlar, yırtıcılar tarafından parçalanmasını, gömülmemesini ister. Halk buna tepki duysa da ses çıkarmaz. Antigone, şehre dönünce bu olayı öğrenir ve Kreon’a karşı gelerek kardeşini gömer. Yakalanan Antigone’u ölüme mahkum eder Kreon. Kreon’ın oğlu Haimon, Antigone ile nişanlıdır.

“Kreon: Düşmanımız bizim için hiçbir zaman, hatta ölümünden sonra bile dost değildir.

Antigone: Ben dünyaya, kin değil, sevgi paylaşmaya geldim.”(s.16)

     Haimon, babasından Antigon’un bağışlamasını ister, tüm Thebai’in Antigone’un yaptığını desteklediğini söyler, ancak Kreon bunu kabul etmez. Kendi emrine  itaatsizlik etmek istemez.

 Kreon:Bu memlekette ben kendime mi hükmedeceğim, yoksa başkalarına mı?

Haimon: Bir kişinin malı olan devlet, devlet değildir.

Kreon:Devlet, onu idare edenin değil midir?

Haimon:Ancak bir çölde tek başına hakim olabilirsin.”(s.22)

Kahin Teiresias, Kreon’u uyarır, eğer kararından vazgeçmezse kendi kanından birinin öleceğini söyler. Kreon önce kararından dönmek istemezse de, sonradan Polyneikes’in ölüsünü gömdürür ve Antigone’i affeder, onu gönderdiği yere-mezara gider. Ancak geç kalmıştır. Antigone “ince yaşmağını sımsıkı düğümleyerek” kendini asmıştır. Bunu gören Haimon,  sırada oraya gelen babasının üzerine atılır önce, babsı kaçınca da kılıcı bağrına saplar ve nişanlısına sarılarak ölür. Bunu haber alan anne Euridyke de hançerle kendini öldürür. Kreon, cinayetlerinin kurbanı olmuştur.

“KORO: Ey insanlar! Temkinli bir akıl, mesut olmanın birinci şartıdır; tanrılara saygı göstermeyi, asla unutma! Gurura kapılanlar, büyük sözlerin cezasını ağır darbeler yiyerek çekerler; böylece ihtiyarlıkta akıllı olmayı öğrenirler.”(s.43)

    Bir intihar trajedisi. Euridyke’nin iki oğlu da intihar eder, ilki Megareus, vatanın kurtuşuşu için canından vazgeçer; Haimon ise sevdiği kadın kendini öldürünce yaşamak istemez, sevdiğine ölümde kavuşmak ister. Antigone, kardeşlerine kavuşmak ister, ölümü beklemez, ölüme koşar adım gider. Antigone sert, gözü kara bir kahramandır. Anne Euridyke, iki eseri de ölünce yaşamak için sebebi kalmadığını düşünür sanırım.

   Antigone, mücadeleci bir kahramandır. Kralın emrini umursamaz, söz konusu olan kardeşidir, ölüye saygısı vardır, gelenek gereğince kardeşini gömmek ister. Halkın sessiz kalması düşündürücü ve İsmene.

   “Faniler, alınlarına yazılmış olan felaketlerden asla kaçıp kurtulamazlar”(korobaşı, s.43)

   Antigone, Kreon’un sırf hükumdarlık prestijini korumak için din ve insanlık kaidelerini hiçe sayarak koyduğu keyfi kanunlara karşı bir isyandır.

                                                                                 Savaş Kayan

………….

Yunanlı trajedi şairi Sophokles (Σοφοκλς – MÖ. 496- MÖ.406), Aiskhyleos’tan sonraki en büyük tragedya şairidir. Tragedyayı daha da geliştirmiştir. Sophokles’in eserlerinde insanlar alınyazılarına boyun eğmezler, sürekli mücadele ederler. Onun eserlerinde seyirci baştan sona merak duygusu yaşar.
Hükümdarların saray davetlerini hep reddederek saray şairi olmak istemeyen Sophokles, Bizans kaynaklarına göre, 130 ya da 123 oyun yazmıştır. Günümüze yedi trajedisi ve bir de “Zağarlar” adlı satır oyununun bir bölümü gelmiştir. Trajedilerinin kesin olmayan bir tarihî sıralaması şöyledir: “Aias”, “Trachis Kadınları”, “Antigone”, “Kral Oidipus”, Elektra”, “Philoktetes” ve “Oidipus Kolones’ta”.
Sophokles’in tragedyaları Aiskhylos’unkilere nispetle daha insancadır. Sophokles büyük rakibi gibi güçlü kahramanların tanrılara karşı isyanlarını anlatmaktan hoşlanmaz. Onun kahramanları da insafsız bir kaderin baskısı altında çırpınırlar; fakat asıl mesele bu alın yazısının insan karakterinde nasıl belirdiğini göstermektir. Kahramanlarının işledikleri günahlara sebep soylarına yönelmiş bir tanrı lanetiden çok kendi fiilleri ve hayattaki davranışlarıdır. Sophokles, Aiskhylos gibi vatandaşlarına din ve ahlak hocalığı etme gayesini gütmez. Dindardır ve dinin bütünlüğü zamanında doğup gelişen Sophistler henüz yıkamamıştır. Tanrıların mutlak kudretine inanır, bu inancına da vatan sevgisi de karışır. Sophokles tanrıları överken, Atina’yı koruyan tanrıları ve kahramanları ön plana almıştır. En son tragedyası da Atina dininin ve devlet görüşünün bir övgüsünden ibarettir. Tragedyalarında devlet idaresinde önderin karşılaştığı meseleleri ele alır. Mutlak iktidarın şımarttığı Kreoni hatta Oidipus bile (Kral Oidipus’ta) başlarına gelen felakete bu ölçüsüz davranışları sebep olmuştur. Krallar Sophokles’in hiçbir tragedyasında sempatik kişiler değildir. İdeal hükumdar devlete ve topluma karşı vazifesini demokratik bir zihniyetle gören ‘’Oidipus Kolonos’ta’’ ki Atina kralı Theseus’tur, iktidara karşı ferdin isyanı Sophokles’in birçok tragedyalarında konu olmuştur. Antigone, Kreon’un sırf hükumdarlık prestijini korumak için din ve insanlık kaidelerini hiçe sayarak koyduğu keyfi kanunlara karşı bir isyandır. Bu isyanı bir genç kızın şahsında canlandırmakla Sophokles tragedya’da yepyeni bir çığır açmıştır. Sophokles aile hayatına, ailede fertler arasındaki ilişkiye çok önem verir. Tragedyaların çoğunda ana baba ile evlat, karı koca, kız kardeş ile erkek kardeş arasında çıkan aile meseleleri ele alınmıştır. Bu ilişkilerde Sophokles her iki tarafın görüşlerini daha iyi belirtmek için daima birbirlerine zıt karakterler canlandırmıştır. Antigone İsmene zıtlığı ile şair, kadınların ölmez bir meselesine bugün bile aşılamamış bir şekil vermiştir. Sophokles her bakımdan ölçülü bir şairdir. Dili Aiskhylos’unki kadar gür değilse de klasik bir ahenk taşımaktadır. Koro şarkıları antolojilere lirik şiir örneği olarak girer. Üslubu temiz ve mantıklıdır. Hemen her tragedyası doğrudan doğruys dialog ile başlayıp seyirciyi derhal dramatik hareketin içine sokar. Dialogları Attika mantığına, aydın ve yalın düşüşüne birer örnek sayılabilir. Bu ölçülü kuruluşla Sophokles kahramanlarını birer insan gibi canlandırmak fırsatını bulmuştur. Aiskhylos’un kişileri insanüstüdür. Euripdesinkiler ise Sophist görüşlerinin tesiri ile kendi ıstıraplarından uzaklaşma gibidirler. Duygularını alabildiğine analiz edip uzun nutuklarla dile getirirler. Sophokles’in tragedyalarında olağanüstü duygular yoktur. Şair seyircisine insan ve gerçekleri ile karşılaşmak, insan hayatı üzerine düşünmek, duygulanmak fırsatını verir. Tragedyanın çeşitli malzeme ve imkanları ile en ahenkli bir sanat eseri meydana getiren şiri Sophokles’tir. Aiskhylos terbiyeci, Euripides filozof ise Sophokles sadece sanatçıdır.

Sophokles, trajedi türünde önemli değişiklikler yaptı. Koroyu genişletti, trajediye üçüncü oyuncuyu kattı. Ortak bir olay üzerine kurulu üçleme biçiminden koparak, tek trajediyi geliştirdi. Aiskhilos, oyunlarında bütün bir soyun yazgısını ele alırken, Sophokles bir tek insanın yazgısı üzerinde durdu. Yine, insanların tanrılarla çatışmasından çok, insanların insanlarla çatışmasını işledi

Yaşamı neredeyse tüm 5.yüzyılı kapsayan Sophokles, Atina site devletinin en yüce gelişimini yaşadığı gibi en derin çöküşünü de tanık olmuştur. Sophokles kendisine verilen pek çok resmi ve üstelik askeri görevi kabul etmiş ve yerine getirmiştir. Örneğin 441’de ‘Hellenotamias’ idi yani birliğe bağlı site devletlerin katkılarını yöneten Kolegium’um üyesiydi. 2 kez strategoi, yani Genel Kurmay üyesi olmuştur. 441-40’ta Perikles ile birlikteydi, 428’de Thukydidesleydi. 413’te on probuloi kolegiumu içindeydi, yani Sicilya felaketinden (413) sonra Ekklesia’nın (Halk Temsilcileri Meclisi) kararlarını ön bir yöntemle doğru yöne yönlendirmekle görevli danışmanlarından biriydi. Ayrınca Salamis zaferinden sonra, zafer türküsü ‘’Paian’’ı söyleyen delikanlılar korosuna önderlik etmiştir.
Sophokles’in bütün ömrü Atina’da geçmiştir. Şairde Atina sevgisi derin bir bağlılık şeklinde kendini gösterir. Yabancı hükümdarlar Aiskhylos veya Euripides’i çağırdıkları gibi Sophoklesi de saraylarına gelmeye davet etmişlerdir; ama Sophokles saray şairi olmak istemiyordu, bu davetleri hep reddetti. Sophokles Atina’da 406 yılında öldü. 405 yılının temsillerinde iki komedya şairi Aristophanes ‘’Kurbağalar’’da, Phrynikhos da ‘’Musalar’’da onu saygı ile anarlar. Mezarı Atina şehrinin biraz dışında Dekelos yolu üzerinde kurulmuştur. Bir deniz kızı heykeli ile süslü kabrnin önünde Atina halkı her yıl kurban kesmiştir. Sophokles bir halk kahraman gibi itibar görmüştür. 4. yüzyılda bir hatibin teklifi üzerine Dionysos tiyatrosuna bir heykeli dikilmiştir. Bugün Roma Lateran müzesinde görülen heykeli herhalde bu heykelin bir kopyasıdır.

Yunanlı trajedi şairi, iyi bir öğrenim gördü. Yunan trajedisinin babası Aiskhilos’u tanıdı. Perikles ve Herodot ile dost oldu. Yüksek devlet görevlerinde bulundu. Tiyatro yarışmalarında “Triptolemos” adlı üçlemesiyle ilk kez ödül aldı. Bir başka yarışmada yaşlı usta Aiskhilos’u da geçti. Ölümünden uzun bir süre sonra bile, onu tanrıların sevgili oğlu olarak gören Atinalılar tarafından adına adaklar adandı.

Atinada girdiği yarışmalarda 24 defa birincilik kazanmıştır. Sophokles, eserlerinde, tanrıların iradesiyle hareket eden insanların, alın yazılarına boyun eğmeyen didişmelerini dile getirmiş pusanların karakterlerini ve çeşitli duygularım tahlil etmekte çok üstün bir başarı sağlanmıştır.

*”Sophokles, Atina’nın bir mil kuzeyinde Kolonos köyünde doğdu. İyi bir musiki, dans ve spor bilgisi olan Sophokles, onaltı yaşlarında Pers zaferini kutlayan bir törenin çocuk korosunda şarkı söyleyerek ve arp çalarak sahneye ilk kez adımın attı. Yirmisekiz yaşında, orta yaşlara gelmiş Aiskhylos’ un karşısına yarışmacı olarak çıktı ve kazandı. Altmış yıldan fazla süren yazarlık hayatı boyunca onsekiz kere Dionisia töreninde, birçok kez Lenaia Şenliğinde birincilik elde etti ve söylendiğine göre hiçbir yarışmada sonuncu olmadı.

Atina devletinin siyasal yaşamında önemli roller oynadı; iki kez devletin en yüksek makamı olan generalliğe atandı. Bunlardan biri İÖ 440’ta Perikles döneminde, ötekisi daha ileriki yıllarda Nikias dönemindeydi.
Grek tragedya yazarlarının içinde, gerçeği değil, ideali, yani olanı değil olması gerekeni gösteren bir ozan olarak özellik kazan Sophokles, tragedyaya üçüncü oyuncuyu soktu. Koroyu oniki kişiden onbeş kişiye çıkardı. Ama onun tragedyaya getirdiği en ilgi çekici yenilik, üçlemelerde (trilogya’larda) ve dörtlemelerde (tetralogya’larda) oyunların konuları asındaki bağı kaldırmasıydı. Sophokles boyaları dekor panolarını geliştirerek ve tragedyaya Frigyalıların musikisini getirerek sahne alanında da yenilikler yapmıştır.

Oidipus Kolonos’ta 401 yılında, Filoktetes 409’ da oynanmıştır. Aias ile Antigone belki de onun en eski oyunlarıdır. Antigone’de üç karakter daha ustaca kullanıldığı için Aias’ın daha önce yazıldığı üzerinde duruluyor. Kral Oidipus’un Elektra’dan önce yazılmış olduğu oyunun yapısından belli oluyor. Trakhis Kadınları çağdaş seyirciye en uzak gelebilecek oyunudur. Sophokles’in seksenyedi yaşındayken oynanan oyunu Filoktetes onun en ustaca kurulmuş eseridir. Bu yüzden, oyun yazarlığının doruğu bu eserdir.

Tragedya, Sophokles ile olgun sanat biçimini aldı. Sophokles geleneksel hikayeleri oldukları gibi uygular, bunların değerleri ya da ne kadar gerçekçi oldukları üzerinde durmadan, oyunlarına konu yapardı. Onun derinden derine etkisi altında kaldığı şey zamanındaki bireyci eğilimdi. Onun insan karakteri, düşüncesi ve ilişkilerinde bu bireyci yöneliş vardı. Kişieri Aiskhylos’ta olduğu gibi bir üst gücün buyruğunda değildi. Onun kişileri kendi sonlarını kendileri hazırlarlardı. Sophokles’in karakterlerinde izlenen davranışlar, o karakterin kendi karmaşık kişiliklerinden ileri geldiği kadar çevrenin etkisiyle de biçimlenirdi. Bu yönden oyun kişilerini birer karater yapısı içinde veren ilk yazar Sophokles’ti.

Dilini yalın ve çekici bir yolda kullanan yazar, konuşmalarını çekici yaptı. Üstelik, kişilerin konuşmaları kendi özelliklerine uygundu. Onun tragedyasında çekirdeği oyun kişilerinin kendine özgü konuşmaları, hareketleriydi. Bu yüzde koro ikinci plandaydı. Ayrıca tragedyalarında dinsel törenin koral düzeni ile sınırlanmadığı için dinsel sorunlarla Aiskhylos’tan daha az uğraşırdı. Bunu yerine akıllıca dolantılarla ve karmaşık bir olay dizisiyle kurardı oyununu. Doruk nokta büyük bir sürprizle gelirdi. Oysa olay dizisi dümdüz gelişen Aiskhylos’ta doruk nokta geldiğinde seyirci bilirdi ne olacağını.

Sophokles’te karakter boyutu kazanmış olan oyun kişileri öyle olağan kişiler değildi, ne de kaderleri olağandı. O insanları oldukları gibi değil, olmaları gerektiği gibi göstererek idealize etti. Gerçekçi değildi Sophokles. Ama insanları iyi anladığı için inandırıcı anıtlar yarattı.” *Kaynak; Ozdemir Nutku Dunya Tiyatrosu Tarihi 1

Sophoklesin bütün kahramanlarında aynı inatçı direnci görürüz. Bütün bu olağanüstü kahramanlar, yazgıyla damgalanmışlardır ve birbirlerine benzerler. Hepsinde aynı cesaret vardır ve hepsi de tanrıların iradesiyle yok olmadan önce, umutsuzca savaşmaya girişirler.

Eserlerinin Çağıyla İlişkisi
Bize ulaşmış oyunların ilki olan Aias ile sonuncusu olan Oidipus Kolonos’ta arasında 50 yıl vardır. Bu öyle bir zaman ki, Atina’nın en büyük yükselişiyle en derin çöküşünü içermekte: Önce tüm şatafatıyla Perikles dönemi; buna ilişkin olarak dönemin tarihçisi Thukydides’in 2. kitabındaki ‘’Şehitler Konuşması’’ndan kalıcı bir izlenim edinebiliriz. Sonra Peloponnesos Savaşları (MÖ. 431’den itibaren); başlangıcında Atina’nın başarıları, bundan cesaret alan Atina’nın ‘’hübris’i (aşırı cüreti; bugün olsa empertalizm derdik; yine Thukydides 5 kitabındaki ‘’Aktion Melos’’ta, tam açığa koymuş) ve bu hübris’in ayağını suya erdiren ceza olarak Sicilya felaketi (MÖ. 413) nihayet MÖ. 404’teki dehşet (Atina’nın Sparta önündeki teslimiyeti). Sophokles’in eserlerinde gösterilen mitos değildi, mitos içinde kendi dönemidir. Ancak Sophokles’te bu gündelik değil sorunsal ilintilidir, yani ayrıntılı olarak olay aktarımı yapmaz, zihinsel akışları ve eğilimleri yansıtı. Sophokles ilk tragedyasını 77. olympiad’da yani MÖ. 472\69 yılları arasında oynatmıştır. Tiyatroda ilk zaferini de 30 yaşındayken kazanmıştır. Kendisine birinciliği sağlayan ‘’Triptolemos’’ adlı tragedyası kaybolmuş olduğu halde bir fikir edinebiliriz. ‘’Triptolemos’’ tragedyasında Sophokles Eleusis ayinlerini ve tanrıça Demeter’in kültünü konu olarak almıştı. Şair bu tragedyada Atina din ve inancının ana davalarından birini incelemekte, onu sonradan eserlerinde gelişecek milli kültür anlayışıyla ile adeta zamanın bir meselesi olarak canlandırmaktaydı. İskenderiye kitaplığında Sophokles’in toplam eseri 130 tanedir. 114 eserinin adını biliyorsak da ancak 7 tanesi tam olarak elimize geçmiştir. Kalan tragedyalarında yalnızca ‘’Antigone’’nin 442’de, ‘’Philoktetes’’i 404 ‘da oynandığını biliyoruz. ‘’Oidipus Kolonos’’ta 401’de torunu Sophokles II’nin idaresinde temsil olunmuştur. 7 tragedyanın en eskisinin ‘’Aias’’ olduğu kabul edilir. 50 yaşından sonra yazmıştır. Bu 7 tragedyanın eserleri ve tarihleri şunlardır: ‘’Aias’’(MÖ.450-455), ‘’Antigone’’ ( MÖ.442), ‘’Trakhisli Kadınlar’’(MÖ.438). çünkü o yıl Euripides’in ‘’Alkestis’’in oynandığı oldukça kanıtlı ve her iki oyunun bitiş sahneleri arasında öyle sıkı bir ilişki var ki, birbirini etkilemiş olmalarını kabul etmek yanlış olmaz. ‘’Kral Oidipus’’ (MÖ.434-432). ‘’Elektra’’ (MÖ.417), ‘’Philoktetes’’ (MÖ.409) ve ‘’Oidipus Kolonos’ta’’ (MÖ.401)

Oynayış Pratiğindeki Yenilikler
Sophokles’ten bize ulaşmış tek tek oyunların incelenişi, Aiskhylos’takinden başka bir temel bakışla yapılmak durumundadır. Aiskhylos’ta her bir oyun 4 bülümlük bir bütün olarak oynanan, 4’lü bağlantı içindeki tetralogia’ların bir parçasıydı. Sophokles’te ise elimize geçen tragedyaların önemli bir karakteristiği, kendisinin etkili olduğu süre içinde o oynanış pratiğinin değiştiğini gösteriyor. Elimizdeki Sophokles tragedyalarının hepsi hiç dikkatten kaçmayacak biçimde ‘’içeriksel ve dramaturjik’’ bir kapalılık sunmakta. Aiskhylos’ta bu kendi içinde kapalılık ancak bir trilogia’nın bitiş oyunu olan tragedyalarda, yani ‘’Thebai’ye karşı Yediler’’de ve ‘’Eumenidler’’de görülüyordu. Öteki oyunların ise başlangıç oyunu ya da trilogia üçlüsünün ikinci oyunu oldukları saptanmışsa, içeriksel ve dramaturjik olarak ucu açık oyunlar olmaları karakteristik nitelikti. ‘’Agamemnon’’da olsun, ‘’Yakarıcılar’’da, ‘’Zincire vurulmuş Prometheus’’ta , ‘’Adak Sunucular’’da olsun oyunun bir devamının olduğu, daha oyunun içinde belli ediliyordu ve dolayısıyla da seyirci tarafından bekleniyordu. Sophokles’in tiyatro tekniğinde bir yenilikçi olduğunu biliyoruz. Üçüncü oyuncuyu devreye soktuğu, koro sayısını 12’den 15’e çıkardığı ve sahne dekorasyonunu hiç değilse geliştirdiği tartışılmazdır. Sahnede daha fazla insan(Koro) ama aynı zamanda daha fazla rol ( oyuncular ile neredeyse dördüncü oyuncu gibi Korobaşı) ve üstüne üstlük sahne resimlemesi yoluyla daha yoğun yanılsama… Bütün bunlar olayı daha canlı, daha komplike ve daha tempolu hale getirmenin niyetini göstermektedir.

TRAGEDYALARI HAKKINDA BAZI BİLGİLER

AİAS
Telemon’un oğlu Aias Troya önünde savaşan Yunanistanlı kahramanlar arasında en yararlılarından biridir. İlias destanında Aias’ın kahramanlıkta derhal Akhilleus’tan sonra geldiği söylenir. Yurdu Atinanın karşısındaki Salamis Adasıdır. Aias’ın ordusu yoktur; fakat çok sevdiği kardeşi Teukros onun yanıbaşında çarpışır. Sophokles’in ‘’Aias’’adlı tragedyasına konu olan efsane İlias’ta anlatılmamıştır. Bu efsaneye göre Akhilleus ölünce annesi Thetis silahlarını müsabakaya koyar. Aias ile Odysseus bu silahlara göz dikmiştir. Tanrıça Athenanın öğütleri üzerine orduların başkumandanı Agamemnon silahları Odysseus’a verir. Aias bunu şahsına hakaret sayarak kendinden geçer ve tragedya’da anlatılan çılgınlığı yapar.

ANTİGONE
Antigone efsanesini Sophokles’in bu tragedyasında bütün ayrıntısıyla buluruz. Zaman bakımından olay Odysseus’un ölümünden sonrasına aittir. Oidipus Kolonos’ta adlı tragedyada babasının ölümünden sonra, Antigone’nin Thebai’ye döndüğünü görürüz. Thebai’de Eteokles ile Polyneikes vatanına karşı gelmek üzere yedi kahramanını toplamış, herbirini Thebai şehrini yedi kapısının önüne dikmiştir. Bu korkunç savaş kahinlerin haber verdiği gibi iki kardeşin birbirini boğazlamaları ile biter. Eteokles de, Polyneikes de ölür. Thebai krallığı gene Kreon’a kalır. Fakat Kreon Eteokles’e cenaze töreni yaptırmış ama vatanına yabancı bir ordu ile saldırdığı için de Polyneikes’in mezarsız kalmasını, cesedinin kuşlara ve yırtıcı hayvanlara atılmasını buyurmuştur. Antigone’nin bu acımasız kuralı her türlü zorluğa rağmen ezip kardeşini gömmesi için yaptığı mücadeleler anlatılır.

TRAKHİSLİ KADINLAR
Tragedyanın konusu Herakles efsanesinden alınmıştır. Hellenlerin milli kahramanı Herakles’in ölümüne sebep olan faciayı anlatır. Sahne Thesselia’da Trakhis şehrindeki Herakles’in oturduğu sarayın önüdür. Heraklesin karısı Deianeira hayatının ve Herakles ile evlenmesinin hikayesini anlatır. Türlü canavar kılıklarına giren ırmak tanrı Akheloos kendisine talip olmuş, sonunda Herakles onu bu canavardan kurtarmış ve almıştı. Fakat Deianeira mutlu değildir çünkü kahraman onu daima yalnız bırakıp serüvenler peşinde koşar. Şimdi de on beş aya yakın bir zamandan beri kocasından haber alamadığı içindir ki felaket geldiğinden korkmaktadır. Bu sözleri dinleyen sütninesi Deianeira’ya oğlu Hyllos’u babasından haber alması için göndermesini tavsiye eder. Hyllos, Herakles’in Euboia’da Eurytos şehrinin önünde ordu kurduğunu duymuştur. Fakat kahramanın bu topraklarda öleceğine dair de bir kehanet vardır. Deianeira oğluna hemen Euboia’ya gitmesi için ısrar eder ve yola çıkar. Deianeira, Trakhis kadınlarından katışık bir koroya dert yanar. O sırada bir haberci gelip, Herakles’in hayatta olduğunu ve kazandığı savaşlardan aldığı esirlerin bir kısmını Trakhis’e Deianeira’ya gönderdiğini bildirir. Daha sonra Likhas köle kadınlarından bir kafile ile çıkagelir. Herakles’in vaktiyle hakaret gördüğü Eurytos’tan öc almak için şehrini kuşatıp aldığını şimdi de kurbanlar kestikten sonra hemen Deianeira’nın yanında döneceğini bildirir. Deianeira memnundur fakat esir kadınlara bakarak yüreği sızlar. Kadınlar arasında bir genç kız özellikle dikkatini çeker. Likhas’a bu kızın kim olduğunu sorar , o da cevap vermeden saray girer. O sıranda gelen haberci kraliçeye Likhas’ın kendisine yalan söylediğini bildirir. Herakles Eurytos’tan öc almak için değil, aşık olduğu kızı İole’yi kaçırmak için şehrine saldırmıştır. İole ise esir kadınların arasındadır. Ve aklına aşk büyüsü gelir. Kraliçe soğukkanlılıkla Herakles’e bir hediye göndereceğini bildirir. Ve bir gömlek işlenir ve gömleğe Nessos kanını sürer. Gömlek gönderilir. Ve Herakles de bu gömleği giyer giymez gömlek üstüne yapışır ve Herakles yanmaya başlar. Hyllos gelir ve bu ötü haberi verir. Anne İole’yi kıskandığı için babayı öldürmüş bir katildir. Deianeria sessizce içeri girer Antigone’deki Euridike gibi. Sütnine koşarak gelir ve Deianerianın yatağın ortasında intihar ettiğini iletir. Hyllos da onun yanındadır ve o da yakınma içindedir. Derken Herakles bir sedye üzerinde getirilir. Aşk eyleminin bir sonucudur bu tragedyanın konusu.

KRAL OİDİPUS
Thebai kralı Laisos’un çocuğu olmuyormuş, en yapacağını şaşıran kral Apollon’a danışmaya gitmiş. Apollan’a durumu anlatan Laisos, Apollon’dan sonunun ne olacağını öğrenince şoke olmuş. apollon Laisos’a Bir oğlu olacağını, ama bu çocuğun ilerde onu öldürüp karısı ile evleneceğini söylemiş. Bundan bir zaman sonra kraliçe hamile kalmış ve dokuz ay sonra bir erkek çocuk dünyaya getirmiş. kral Laios derhal bu çocuğun öldürülmesini emretmiş. Kendi öz çocuğunun gözlerinin önünde ölmesine dayanamayan kraliçe, celattan onu gidip uzakta bir ağaca ayağından asmasını söylemiş. Cellat da kendisine denileni yapmış. Derken yoldan geçen bir çoban bu çocuğu ağaçta asılı bulup kurtarmış ve gidip şehirlerinin bir tüRlü çocuğu olmayan kraliçesine vermiş. Kraliçe çocuğun ismini ağaçta asılı kaldığından dolayı ayağı şiş olduğu için bu manaya gelen Oidipus koymuş. Çocuk büyüyünce ona gerçek evlat olmadığı söylenmiş. bir Süre sonra da Oidipus’a tanrı Apollon, babasını öldüreceğini söylemiş. Bu duruma engel olmak için ülkesinden kaçan Oidipus yolda giderken çıkan bir kavga sonucu, bilmeden öz babası olan kral Laisos’u öldürmuş. Bundan sonra da doğduğu şehirde pek çok kahramanlık gösteren Oidipus’u halk kral ilan etmiş. Kral olan Oidipus bilmeden kendi öz annesiyle evlenmiş ve bundan dört çocuğu olmuş. Bu duruma çok öfkelenen tanrılar, bu kent üzerine felaketler yağdırmışlar. Müthiş bir kuraklık ve kıtlık oluşmuş. Kendine danışılan bir büyücü, sebebi yeni kralın öz babasını öldürüp, annesiyle evlenmesine bağlamış. Gerçeği büyük bir keder içinde öğrenen Oidipus kendi gözlerini oymuş. Kenttekiler tarafından aşağılanıp, gözden düşen Oidipus’a kendi çocukları da yüz çevirmiş. Bir zamanların kralı dilenci olarak hayatını sürdürürken, yanında sadece kızı Antigone kalmış.

ELEKTRA
Elektra’nın konusu, Aiskhylos’un Sunu Taşıyanlar oyunuyla aynıdır. Elekra babasının ölümünün üzerinden epey zaman geçmesine rağmen hala yas tutmaktadır. Bu arada sürgünden dönen Orestes, saraya haber göndererek kendisinin öldüğünü bildirir. Bütün bunlar planın bir parçasıdır. Haberi duyan Klytaimnestra rahat bir nefes alır. Elektra ise son umudunu da yitirmiş bir hale düşer. Saraya gelen Orestes, önce kızkardeşi Elektra’yla karşılaşır. Birbirlerini tanırlar. Daha sonra Orestes, planını uygulayarak hem Klytaimnestra’yı hem de Aigisthos’u öldürür. Sophokles’in bu eserinde, Aiskhylos’unkinden farklı olarak, diyaloglar artmış, koro şarkıları ise azalmıştır. Sophokles, karakterlerini daha ayrıntılı işlemiştir. Aiskhylos’ta ikinci planda olan Elektra burada birinci plana çıkar. Ayrıca Orestes, Aiskhylos’un eserinde, annesini öldürme konusunda bir tereddüt yaşamıştı. Burada ise Orestes’i daha kararlı buluruz.

PHİLOKTETES
Oyun Philoktetes’in başından geçen olayları içerir. Troya savaşına giderken, Philoktetes’in ayağını bir yılan ısırmış ve ayağında iltihaplı ve kötü kokan bir yara oluşmuştur. Bu yüzden, Akha başkanları onu Lemnos Adası’na terkederler. Kahraman, burada, Herakles’in kendine armağan ettiği yay ve oklarla avlanıp, yaşamını acılar içerisinde sürdürür. Buarada kahin, Akhalılara, Philoktetes’in Herakles’den aldığı silahlar olmadan savaşın kazanılamayacağını söyleyince, Odysseus ve Neoptolemos, Philoktetes’den silahları almak için Lemnos’a giderler. Sonunda Philoktetes de onlarla birlikte Troya’ya döner.

OİDİPUS KOLONOS’TA
Oidipus Kolonos’ta oyunu Sophokles’in ölümünden sonra torunu tarafından yarışmaya sokulmuş ve ödül almıştır. Bu oyun üçlemenin ikinci oyunudur. (Kral Oidipus, Oidipus Kolonos’ta ve Antigone)Aradan yirmi yıl kadar geçmiştir. Oidipus’u sürgün yasamının sonunda, ölmek üzere, ihtiyar, kör ve perişan olmasına rağmen haşmetli bir insan olarak görürüz. Antigone artık yetişkin bir kızdır, çocuklarının en vefalısı da odur. Yolları Kolonos’a düşer. Burası kutsal bir yerdir. Ama mutsuz Oidipus burada da rahat yüzü görmez. Oğulları Eteokles ile Polyneikes, Oidipus’u kullanmak, onu kendi çıkarları için vesayetleri altına almak isterler. İsmene bu haberi getirir; “mezarsız kalırsan, gömüldüğün yer bilinmezse, bu onlara felaket getirecekmiş. Bu yüzden başına buyruk olamayacağın bir yere, Thebai’nin yakınına götürmek istiyorlar seni.” Bunun üzerine Oidipus, Kreon ve öz ogullarını Atina Kralı Theseus’un yardımıyla kovar. Oidipus Theseus’a da bir vaatte bulunmustur; “Oğullarım beni zorla Thebai’ye götürmek istiyorlar. Bu yüzden çıkacak savasın sonunda senin ülkene yenik düşecekler. Gerçi bugün Thebaililerle senin aranda barış var, huzur içinde yaşıyorsunuz; ama sonsuz zamanın akışı, bir hiç uğruna sizin dostluğunuzu yok edecek sayısız gecelerle günler doğuracak. İşte o zaman, toprağın altında yatan soğuk cesedim, nihayet Thebaililerin ılık kanını içecek. Zeus hala Zeus ise,oğlu Apollon da doğru söylüyorsa, bunlar olacak. Ama böylesi sözleri söylemek hoş değil, bırak da bu kadarla yetineyim. Sen yalnız sözünde dur. Bil ki Oidipus’u kabul etmekle faydasız bir iş yaptım demeyeceksin asla, tabi eğer tanrılar beni kandırmıyorlarsa.” Theseus Oidipus’u reddetmeyerek topraklarına kabul eder. Çilesinin sonuna gelen Oidipus ölünce ruhu kutsal Bir kata yükselir.

kaynak: http://www.beybun.com/habergoster.asp?id=1806

 

 

Bu kitabı paylaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: