SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Swannların Semtinden(Geçmiş Zaman Peşinde) – M.Proust

Posted by savaska Mayıs 19, 2009

Swanların semtinden.geçmiş zaman peşinde

Swannların Semtinden
Geçmiş Zaman Peşinde 1 
Çev: Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Meb yay. 420 sayfa

Geçmiş Zaman Peşinde 2
Çev: Nasuhi baydar
Meb yay. 364 sayfa

“Geçmiş gün, zekanın nüfuz sadası dışında bizim ummadığımız bir maddi nesnenin içindedir ve onu keşfetmemiz ancak bu maddi nesnenin bize vereceği bir duyguya bağlıdır.”(c1-s.97)

“Onu düşünmemek istemek, onu yine düşünmek, onun yüzünden ıstırap çekmek demekti.”(c2-s.107)

Bu kitabı paylaş

“Üstüste yaşayan,yarın hep birden Chatou’da bulışmasalar kendilerini yok olmuş sanacak olan bu küçük adamların hayatı hayli garip değil mi?”(c2-s.125)

“Hoşuma gitmeyen, tipim olmayan bir kadın için hayatımın yıllarını israf etmiş, ölmek istemiş, en büyük aşkı duymuş olmama ne demeli.”swann(c2-s.291)

Roman 3 kısımdan oluşuyor: Combray, Swan’ın Bir Aşkı, Memleket İsimleri. Anlatıcı-kahramanın, erkenden yatmaya gönderilmesi ve annesini görmek için yaptığı numaralar, hayalleri, ailesi, misafirler.  Anlatıcı, geçmiş zamanın peşindedir, ancak bu bilinçli bir hareket değildir, bir nesnenin peşinden çağrışımlar yoluyla döner geçmişe. Seneler önce yediği Madeleine bisküvisi belleği harekete geçiren nesnedir. Geçmiş günleri hatırlamaya çalışmak boş bir çabadır oysa çoğu kez. “Akıl, gene kendi hudutlarını aşan şeylerin karşısındadır.” (s.98). Combrey, o eski şekilleriye  anlatıcının çay fincanının içinden çıkıvermiştir. Tiyatro aşkı ve amcasını ziyaret ve soğuk karşılanış. “Kitapta tanıştığım ve hayatlarına karıştığım şahıslar….”  “Bizim bahçıvana göre muharebe denilen şey, devletin ahali aleyhine çevirdiği bir dolaptan ibarettir ve eğer imkanı bulunmuş olsaydı, hiç kimse askere gitmezdi, hele, muharebedeb herkes kaçardı.”(s.179) Swann’ın ziyaretleri, çıkılan gezintiler, anılar… Swann’ın Bir Aşkı bölümünde anlatıcının doğumundan önce olan bir olay anlatılır. Charles Swann ve Odette’in aşıdır, konu. Aşkın kaçınılmazlığı. Odette düşmüş bür kadındır, ama güzeldir, Swann’ı kendine aşık eder. Verdurin’ler ve burjuva yaşamı. Swann aşkı da, kıskançlığı da doruklarda yaşar. İlk başlarda Odett’le gittiği Verdurin’ler tarafından dışlanır, daha sonra. Odette geçmişte de birçok ilişkisi olmuş bir kadındır, erkeklerle, kadınlarla. Bunları bilir, görür Swann ama aşkın gözü kör olmak istemektedir, aşk bu, mantık dışı. Kendini avutur, Odett’i sorgular, yalanlar duymak ister. “Katleya yapmak”, bir çiçekle simgelenen sevişmeleri gibi, aşkları da yalanla örtülüdür. Swann, saint-euverte markizinin salonundaki toplantıda, Odett’le mutlu günlerini anımsar, Vinteuil’in “küçük sonatı”nı duyunca. Memleket İsimleri adlı bölümde ise  anlatıcı gitmek istediği yerleri anlatır. Swann ile Odett evlemişler ve Gilberte isimli bir kızları olmuştur. Anlatıcı, Gilbert’e ilgi duyar, onu görmek için bahaneler uydurur, onunla oynadığı günleri anlatır. Odett ve Swann, Gilberte ve Anlatıcı.

Sert mizaçlı bir baba: “ayin ve merasimi manasız bulan babam”, “babama teşekkür edilemezdi, ona göre bu gibi hareketlerin adı fazla içliliktir, buna kızardı.”(c1.s.83)…….

“Herhangi bir hayalin hatırası herhangi bir anın esefinden ibarettir; evler, yollar, caddeler ise, yıllar gibi, heyhat, gelip geçicidirler.”(cilt2, s.364)

“Hiçbir romancı aristokratların boş nahvetlerini, şişkin gururlarını,kendi devirleri içerisinde akıntıya kürek çekercesine yaşayışlarındaki gülünçlüğü Marcel Proust kadar kıyasıya teşhir ve tahlil etmemiştir.Hele eserinin son iki cildi kibar aleminin hüzün verici bir ağıtıdır.”Önsözden/Yakup Kadri Karaosmanoğlu

MARCEL PROUST(1871- 1922)

Fransız yazar. 20. yüzyılın edebi değerlendirmesi için yapılan pek çok ankette adı Gabriel García Márquez ile birlikte yüzyılın en iyi yazarı olarak öne çıkmıştır. Yedi ciltten oluşan “À la recherche du temps perdu” (Kayıp Zamanın İzinde) adlı romanıyla dünya edebiyatının devleri arasına girmiştir. Dışavurumcu Fransız edebiyatının en önemli ismi olarak anılmaktadır.

Marcel Proust, 10 Temmuz 1871‘de Auteuil‘de doğdu. Varlıklı ve saygın bir burjuva ailesinin çocuğuydu. Ünlü yazar tüm yaşamını etkileyecek olan astım krizlerinin ilkini henüz on yaşındayken geçirdi. Daha sonraları konuyla ilgili ‘‘A l’ Ombre de Jeunes Filles en Fleur” isimli eserinde çocukluğunda nefesini rahatlatması için kafein kullandığını yazacaktı.

Proust, ondokuzuncu yüzyılın sonlarında yaşayan bir burjuva ailesinin üyelerinin, normal diye nitelendirebileceği bir meslek edinmek için en ufak bir istek duymadı. İlgi duyduğu tek şey edebiyattı.

1890‘da Hukuk Fakültesi’ne ve Siyasal Bilgiler Okulu’na kaydoldu. Fransız romancı ve kısa öykü yazarı Guy de Maupassant’la tanıştığı aynı yıl, Sorbonne Üniversite’sindeki felsefe doktoru Henri Bergson‘un derslerine katılmaya başladı. Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Le Banquet dergisinde yazdığı edebiyat eleştirilerini yayınladı. 1893‘te, “Swann’ın Bir Aşkı”`nın “eskizi” olabilecek nitelikte yazılar hazırladı.

1894 yılında ise Yüzbaşı Alfred Dreyfus‘un casuslukla itham edilerek Fransa‘da yargılandığı dava olan “Dreyfus Davası” başladı ve ünlü yazar Dreyfus yanlıları arasında yer aldı. 1895‘te felsefe lisansı diplomasını aldıktan sonra, 1898‘te Dreyfus olayının büyümesiyle Proust, kendini gittikçe artan siyasi tartışmaların içinde buldu. Aynı yıl Emile Zola‘nın “J’accuse” (İtham ediyorum!) adlı açık mektubu L’Aurore gazetesinde yayımlandı ve Proust, Prèvost, Clemenceau, Durkheim, Anatole France gibi entelektüellerle birlikte Zola’ya destek olsa da, Zola’nın devlete hakaret suçundan yargılanması önlenemedi.

1905‘de hayatındaki en önemli kadın olan annesini kaybettikten sonra, Proust’un sosyal ilişkileri azaldı ve kendini yazmaya verdi. 34 yaşındayken yaşadığı bu travma için tedavi gördükten sonra Proust, deneme yazıları kaleme aldı ve önemli edebiyatçılarla felsefecileri inceledi. Bunların başında, çalışmalarını Fransızcaya çevirdiği İngiliz John Ruskin ve eleştirilerinin hedefi olan Charles Augustin Sainte-Beuve geliyordu. 1908‘de yazdığı “”Pastiches et melanges”, 1919’da yayınlayacağı başyapıtı için bir tür ön çalışma oldu.

Proust 1908’den sonra tamamen inzivaya çekilerek hiç ara vermeksizin yedi bölüme ayırdığı başyapıtı “À la recherche du temps perdu(Kayıp Zamanın İzinde) adlı dizi romanı üzerinde çalıştı. (Bu roman 1927’ye kadar 15 cilt ve yedi bölüme ayrılmış olarak çıktı.) 1913‘te ilk bölümü olan “Du côté de chez Swann” (Swann’ların Tarafı) çıktıktan sonra onu izleyen diğer bölümler “A l’ombre des jeunes filles en fleurs” (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde, 1918), “Le côté de Guermantes” (Guermantes Tarafı 1920/1921), “Sodome et Gomorrhe” (Sodom ve Gomorra, 1921-1923), “La prisonniere” (Mahpus Kadın, 1923), “Albertine disparue” (Albertine Kayıp, 1925), “Le temps retrouvé” (Yakalanan Zaman, 1927) yayımlandı.. Yazar, kitaplarında, şimdiki zamana ve geçmişe ait bilinç içindekileri, çağrışımlı olarak birleştirebilmek amacıyla olayları kronolojik bir sıraya koymuyordu. 3000 sayfayı bulan bu roman 20. yüzyıl edebiyatının en önemli eserlerinden oldu.

Proust, 1922 Ekim ayı başında bir bronşit krizi geçirdi, bunu yakalandığı zatürree izledi. Yazar, 18 Kasım 1922 tarihinde Paris‘te öldü.

Ünlü İrlandalı oyun yazarı Samuel Beckett’ın ilk romanı “Proust”, ünlü yazarın hayatı ve ilginç kişiliğiyle ilgili diğer biyografilerden farklı olarak “Kayıp Zamanın İzinde” romanını ele alıyordu.

Proust, günlük yaşamda ayakkabı bağlamak, bir şeyler yemek, yürümek gibi yaptığımız her sıradan hareketin bilinçsiz olarak hafızamızı tetiklediğini, böylece gündelik yaşamdan yola çıkarak geçmişimizle ilgili bir çok şeyi aydınlatabileceğimizi iddia etmiştir. (KAYNAK: http://www.biyografi.info/kisi/marcel-proust

ESERLERİ:

  1. Du côté de chez Swann (Swann’ların Tarafı), 1913
  2. À l’ombre des jeunes filles en fleur (Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde), 1918
  3. Le côté de Guermantes (Guermantes Tarafı), 1920
  4. Sodome et Gomorrhe (Sodom ve Gomorra), 1922
  5. La prisonnière (Mahpus), 1923
  6. Albertine disparue (Albertine Kayıp), 1925
  7. Le temps retrouvé (Yakalanan Zaman), 1927
  • Pastiches et mélanges, 1919
  • Contre Sainte-Beuve, 1954
  • Jean Santeuil (yarım kalmış), 1954

………………………..

Proust’un kayıp zamanın izinde’si, james joyce’un ulysses’i ve robert musil’in niteliksiz adam’ı modern edebiyatın üç büyük sacayağı olarak kabul edilirler. proust, joyce ile bir kez karşılaşmıştır. 1922 mayıs’ında bir gece proust, yanında genç bir çiftle kahyasının kocası odilon albaret’in kullandığı bir taksi ile, igor stravinsky’nin müziği eşliğindeki bir bale gösterisini izlemek için ritz’deki bir partiye gider. son derece hasta ve bitkindir. tesadüfen de aynı partide bulunan joyce’un yanındaki koltuğa oturur. tanışmıyorlardır, ancak bu iki büyük romancının yanyana oturduğunu gören ortak bir dostları, bu durumdan edebiyat tarihine geçecek bir tartışma ve muhabbet çıkacağını düşünerek heyecanla onları tanıştırır. ancak bu dostun atladığı bir şey vardır ki, o da, büyük yazarların genelde yalnız, huysuz ve konuşmaktan fazla hoşlanmayan kişiler oldukları, ve büyük yazar olmanın hoşsohbet olmakla, dost meclislerinde ağzı iyi laf yapmakla uzaktan yakından ilişkisi bulunmadığıdır. nitekim tanışmalarından sonra bir sessizlik olur, onları tanıştıran kişi muhabbeti açmak için joyce’a döner ve sorar:
– siz, kayıp zamanın izinde’yi okumuşsunuzdur, değil mi?
joyce kuru bir – hayır der ve susar. tekrar sessizlik olur, ancak ortak dost yılmaz, bu kez proust’a döner:
– ya siz, herhalde ulysses’i okumuşsunuzdur.
proust da aynı şekilde – hayır diye cevap verir. tekrar sessizlik. bunun üzerine dostları onları konuşturmaya çalışmaktan vazgeçer. proust’la joyce gece boyunca sadece sağlıklarına ilişkin bir kaç lakırdı ederler (bkz: #1847789), o kadar.
ama olay burada bitmez. proust, hasta olduğu için partiden erken ayrılır. ama arabası tam hareket edecekken joyce arkasından koşturarak gelir ve hiçbir şey söylemeden arabaya binerek proust’un yanına oturur. oturur oturmaz camı sonuna kadar açar ve bir de sigara yakar. ama camı açması ve sigara yakması zaten astımlı olan ve o sırada iyice kötü bir vaziyette bulunan proust’un canına kast etmekle aynı şeydir. joyce’un böyle davranmasının nedenini bilemiyoruz, ama genel olarak kabul edilen açıklama şudur ki; joyce, proust’un kendi anıt-eserini okumamış olmasına fena halde içerlemiştir ve bunu bir şekilde proust’a ödetmeye karar vermiştir. gece boyunca da yapacaklarını planlamıştır.
ama proust, nezaketi elden bırakmaz, yol boyunca joyce’tan camı kapatmasını ya da sigarasını söndürmesini rica etmez, ama konuşmazlar da. dahası araba proust’un evine geldiğinde, odilon’dan joyce’u gideceği yere kadar bırakmasını rica eder. böylece joyce’u gecenin bir vaktinde soğukta paris sokaklarında bırakarak intikam almak için -zira, evet joyce bunu haketmiştir- ayağına kadar gelen fırsatı kullanmaz, büyüklük bende kalsın der, zaten kendisi 11 yaş büyüktür de joyce’tan(http://www.okumasitesi.com/marcel-proust)

……………………..

http://www.kitapyurdu.com/arama/default.asp?anahtar=Proust&stype=4&type=list&populer=0&aramasekli=1&exactly=ON&satis=2&x2=0

Bu kitabı paylaş

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: