SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Günlük & Eylebilim – OĞUZ ATAY

Posted by savaska Aralık 11, 2010

 1992 basımı,  iki eser bi arada.  Oğuz Atay’ı ve yapıtlarını yakından tanımak için okunmalı… “.. biz çocuk kalmış bir milletiz ve daha olayları dünyayı, mucizelere bağlı, mythlere bağlı bir şekilde yorumluyoruz en ciddi bir biçimde.”….  “Herkes kendi acısına katlansın. Dünyanın mantığı böyle. Fakat başkalarının acı çekmesini kabul eden insan, aynı güçle sürdüremez yaşantısını. Ve eğer insan başkalarının acı çekmesini kabul edemiyorsa dünyada ‘haksız olan bir şey vardır ve tarih bu noktada mantıkla bağdaşamaz.”…

Günlük / Oğuz Atay8 Nisan 1975

 

Sanıyorum iki gün sonra Halit’le Aşk-ı Memnu üzerine televizyonda bir
konuşma yapacağız. Mai ve Siyah, Kırık Hayatlar, Aşk-ı Memnu’yu arka arkaya
okudum. Halit’in de dediği gibi Halit Ziya, insana ve onun ruhsal durumlarına
eğilmek bakımından bana benziyor. Ayrıca Kırık Hayatlar ve hala Mai ve
Siyah’taki “tutanamayan” tiplerle bir duygu benzerliği de söylenebilir. Ahmet
Cemil büyük hülyalarının yanısıra küçük hesapların da etkisiyle sönüp gidiyor.
Halit Ziya’da bana yakın gelen bir yön de, kahramanlarının sürekli olarak
kendileriyle hesaplaşmaları. Evet, zayıf iradeleri ve önleyemedikleri
kaderleri sonucu bu hesaplaşmadan yenik çıkıyorlar ama, onlar için
tesadüflerin oyuncağı denilemez, bilinçsizce kaderlerine kapılıp gitmezler bu
insanlar. Olayların akışı içinde ve sonunda içinde bulundukları durumları
kendilerine açıklayarak suçlu olduklarını ve sonuçtan sorumlu olduklarını
hissederler. Halit Ziya böyle durumlarda daha güçlü bir anlatım ve çözümleme
-tahlil- yeteneği gösterir. Edebiyat-ı Cedide’nin süslü anlatım geleneğinden
böyle anlarda oldukça uzaklaşır. Kırık Hayatlar’ı çizerken onları bütün
gerçekçiliğiyle ve ayrıntılarıyla canlandırır. Ve ruhsal bir çatışmaya doğru
olayı geliştirirken, insanların davranışlarındaki kaçınılmazlığa okuyucuyu
inandırır. Bütünüyle gerçekçi -realist- bir tavır içindedir, romantik
hayaller, görünümler daha çok gerçekleri zaman zaman görmek istemeyen
kahramanlarının sadece ulusal durumlarını yansıtır. Halit Ziya toplumumuzda
100 yıl kadar öncesinin Batı’ya yönelen aydın topluluğunun bilinçli bir
insanıdır. Onun kahramanları da bu yönelişin temsilcileridir genellikle.
Günlük yaşayışları, kılıkları, düşünceleri ve okudukları kitaplarla
geleneksel Osmanlı davranış ve duyuşunun dışında kalırlar. Ahmet Cemil divan
edebiyatının kalıplaşmış biçim ve ifade anlayışına karşıdır, onu şiirleriyle
değiştirmek ister, Nihal yalnız klasik parçalar çalar ve özellikle düğün
sahnesinde çevresini seyrederken, bu alaturka geleneksel eğlencenin ve
insanlarının davranışlarının dışında kalır, bunları çok yadırgar. Melih Bey
takımı yaşayış bakımından özellikle geleneksel ahlak anlayışının dışında
kaldığı gibi, değişik görüş ve yaşayışlarını açıkça ortaya koymaktan çekinmez.
Yalnız Firdevs Hanım da, Bihter de, henüz tam Avrupai olmamışlardır. Düğünde
Firdevs Hanım çok eğlenir, Bihter ud çalar.

Halit Ziya, Abdülhamit yönetiminden çekindiği için, eserlerinde sosyal
ortamı, kökünden sarsılan Osmanlı Devletini ve bu sarsıntıları sözkonusu
etmez. Yalnız hatıralarında çökmekte olan imparatorluğu, onun ihtişamının
nasıl sönmeye yüz tuttuğunu özellikle Saray anlatırken belirtir; kendisi de
siyasetin dışında sayılmaz İttihat Terakki’ye girmiş ve 1908’de güvenilir bir
kişi sayıldığı için Sultan Reşat’a başkatip olarak verilmiştir.

Halit Ziya, Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Batıya
açılışın insanını vermekle bugünkü Türkiye’nin de önemli bir bölümünü
aydınlatmak bakımından ilginç bir edebiyatçıdır. 1900’lere kadar Türk
insanının ruhsal durumu, nasıl hissettiği, bir insan olarak nasıl bir duyarlık
içinde olduğu belirgin değildi. H.Ziya’nın kahramanları ne kadar piyanoda
Chopin çalsalar, Alexandre Dumas okusalar, redingot giyseler ve XIV Louis
mobilyalarıyla evlerini döşeseler de bizim insanımızdır. 100 yıl sonra biz
kendimizi daha iyi tanımak için, Batı’ya yöneldiğimizi, bütün kurumlarımızla
Batılı olmaya çalıştığımızı ileri sürdüğümüz bu sıralarda bu kahramanları daha
iyi tanımalıyız. Halit Ziya da onları bize anlatmak için elinden geleni
yapmıştır. Ve bu çabasındaki samimiyeti ve iyi niyetli olduğunu ifadeden
çekinmiyor:

“Ben ne yapmışsam iyi yapmak kastıyla yaptım; muvaffak olamadıysam
bunun kabahatı niyetimde değildir.”

Eserlerinin çoğunu da beğenmediğini söylüyor Halit Ziya. Ancak Türk
insanında ve bana kalırsa gerçek sanat adamında görülen bir alçakgönüllülük,
bu endişe de Halit Ziya’dan öğrenilecek çok şey olduğunu gösteriyor. Zaten
kahramanlar da bir bakıma bu özellikleri taşırlar. Kendileriyle
hesaplaşabilirler, çünkü kendilerini oldukları gibi, hatta, bunlarım anlarında
olduklarından da aşağı görürler. Gerçek insanımız gibi bir çok şeye
katlanırlar ama, sonunda gene bizim insanımız gibi gösterdikleri tepki,
başkalarına isyan değil, kendini cezalandırmaktır. Ömer Behiç tutkularından
-büyük acı duyduğu halde- vazgeçer, Ahmet Cemil uzak, bilinmeyen sıcak bir
ülkeye gider. Bihter kendini öldürür. Bunlar hep kırık hayatlardır, bir bakıma
tutunamayanlardır; ama öyle boş, kişiliksiz, zavallı kuklalar değillerdir.
Kuvvetli ya da zayıf ama gerçek karakterlerdir. Yazar onları, belirli
düşüncelerini söyletmek için köle gibi kullanmaz, adeta onlarla birlikte
onların maceralarına koyulur gider ve onları gözüyle anlatır herşeyi.

Bu kahramanlar genellikle büyük aşk, şöhret, zenginlik gibi hayaller
kurarlar ve her zaman sezgileriyle hayal kırıklığına uğrayacaklarını
hissederler.

Halit Ziya’nın dili bugünkü kuşaklar için ağır. Sinema onun
tanıtılması için bu bakımdan yararlı. Ayrıca tasvirler uzun ve fazla süs ve
benzetme dolu. Sinema bu zorluluğu da yenebilir. Ayrıntılar ve resim gibi
tasvirler sinemaya uygun. Sinematik bir anlatımı var. Olay örgüsü için de aynı
şey söylenebilir.

Aşk-ı Memnu, ruh dünyaları çatışan insanların romanı. Bence en trajik
unsur Nihal. Wagner çalmasıyla -ve Chopin- H.Ziya bunu sembolize etmek
istemiş. Behlül operet müziği filan seviyor. Bihter alaturka-alafranga
karışık. Adnan Bey bütün batılılığı yanında Bihter’i arzu ediyor. Ortam da
Batı özentisi Pygmalion, Bazar Allemand, Konkordiya, Odeon, Lüksemburg,
Patriano, Gambrinus gibi mağaza ve eğlence yerlerinin adları geçiyor sık sık
(Tam bir yarı-sömürge dönemi).

Nihal, Halit Ziya’nın hayal ettiği gerçek anlamıyla Batılı kadın, bir
serap, Bihter doğulu gerçeklere dönük ortada.

Not: Filim sözü (sinema yerine) kullanılacak.

10 Nisan 1975

Halit Ziya ile ilgili konuşmanın esasları

1 – Halit Ziya’nın kendisinden önce ve sonra gelen edebiyat akımları
içinde yeri (kısaca).

Burada Tanzimat edebiyatından söz edilecek. Onların Batı’ya
açılışlarını yetersiz bulan gençler Edebiyat-ı Cedide denilen akımları meydana
getiriyorlar (Tenkit yok – Abdülhamit baskısı – insana, gerçek insana
yöneliş).

Sonra günümüz ile Halit Ziya arasındaki bağ ve özellikle benim
duyarlığım ile Halit Ziya’nın duyarlığı arasındaki benzerlik.

2 – Halit Ziya’nın duyarlığı ve romancılığı insan, kadın, dramatik
unsur, Batı v.s. Bu arada tekniği ve dil meselesi. Romanları.

3 – Filim olarak Aşk-ı Memnu’nun yönetmene sağladığı imkanlar.  (http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=115)

……………

Günlük / Oğuz Atay22 Haziran 1976

 

Eddington’u (The Nature of the Physical World) okuyorum. Yıllar önce
okumuş olduğum ‘entropi’ sorunu yine ilgimi çekti. Benjamin’in Kafka’yı
anlatırken, Eddington’un sözleriyle benzetme yapması ve entropi. Einstein’a
göre milyarlarca yıl sonra evren bir ısı ölümüyle karşılaşacak -maksimum
entropiye ulaşacak. Bize ne? denebilir. Kafka’nın dehşetinde entropiyi
sezmesinin payı var. Ayrıca insan yaşarken ‘sezgi’ ile bu, milyarlarca yıl
sonra olacak sıcak ölümün dehşetini duyabilir. Bence en korkuncu enerjinin her
noktada aynı olması; ‘Dehumanization’ denilen şey gerçekte bu olmalı.
Kafka’nın insanlarında gittikçe bir ilgisizlik, farksızlık başlar. Entropi
başlar yani. Kafka evrendeki keyfi unsurun (random element) artışını sezmiş
olmalı. Kafka’nın duyduğu dehşet, metafizik bir dehşet değildi yani. Son
derece düzenli görünen, ama aslında akıl dışı olan toplumda, gerçeküstü -ya da
dışı- keyfilikler yer alır. İnsanlar evrendeki başaşağı gidişin farkındadırlar
sanki; bu yüzden bir yere ulaşılamayacağını (olumlu bir yere) bilirler.
Aslında K. (romanların kahramanı) olumlu bir tiptir; ümitlidir, savaşır
kazanamayacağını bildiği halde. Bu, asil bir savaştır. Ümitsizliğe karşı
savaştır. Entropiye karşı savaştır. Kafka’nın karşısında olanlar, aslında onun
bu derin sezgisine karşı çıkıyorlar; yani bu sezgiye sahip olmadıkları için
onu yanlış yorumluyorlar.

Entropi, bireyler için sözkonusu bir yasa değil. Toplulukları yöneten
fizik yasalarda keyfiliğin zamanla artışına dayanıyor; buna göre bireyin
entropik sezgisi topluma karşı tepkileriyle gelişebilir bence. Gene Kafka buna
örnek. Böylece Kafka’nın bireyci olmadığı, evreni algılarken ‘insanın
yalnızlığı ve Tanrı karşısında güçsüzlüğü’ gibi yorumların tutarsızlığı ortaya
çıkıyor. Nitekim Dostoyevski de toplumla, özellikle kendi toplumuyla derinden
ilgili. (Bizim ‘inteligentici’ toplumla gerçek ilişki kurmayı nasıl farklı
yorumluyorlar.)

Evrenin düzeninde keyfi eleman zaman +ì’a doğru gittikçe arttığına
göre, geriye zamanın başlangıcına doğru gidildikçe entropinin azalması ve yok
olması gerekiyor. Yani her şeyin kesin ve belirli bir düzene bağlı olduğu bir
dönem vardı. Bu Tanrının varlığını kanıtlamak için kullanılmış bir zamanlar.
(Cennet ve Cennetten kovulma da aynı esasa bağlanabilir.) Fakat ihtimal
kanunları da başlangıca doğru gittikçe nasıl kesinlik kazanır? Yani bir zar
atılınca şeş gelmesi ihtimali 1/6’dan 1’e gidebilir mi? Olamaz. Bu kesinlik
taşır. +ì zamana doğru da 1/6 yerine nasıl 1/12 olmayacaksa geriye doğru da
değişemez. Fakat böyle olunca da bu ihtimal kanunlarına bağlı keyfilik nasıl
artar ya da azalır? Ya da biz bunun artıp azaldığını nasıl bilebiliriz? (http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=114)

………….

Oğuz Atay (d. 1934, İnebolu, Kastamonu, Türkiye) – (ö. 13 Aralık 1977 İstanbul, Türkiye), Türk yazar.

Babası, VI., VII Dönem Sinop, VIII. Dönem Kastamonu Milletvekilliği yapan Cemil Atay‘dır. 1951’de Ankara Maarif Koleji’ni, 1957‘de de İTÜ İnşaat Fakültesi‘ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA (İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi) İnşaat Bölümü’nde öğretim üyesi oldu. 1975’te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ın 1971-72’de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü‘nü kazandı.

Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar, eleştirmen Berna Moran tarafından, “hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı” olarak nitelendirilmiştir. Moran’a göre Tutunamayanlar’daki edebi yetkinlik, Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.

Atay’ın büyük etki yaratan eseri Tutunamayanlar’ı 1973’te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izlemiştir. Hikâyelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay, 19111967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan‘ın hayatı konu eden Bir Bilim Adamının Romanı‘nı 1975 yılında yayımlamıştır. 1973 yılında yayımlanan Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenmiştir. Atay, beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi “Türkiye’nin Ruhu”nu yazamadan 13 Aralık 1977’de, İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Öldükten sonra 1987’de Günlük, 1998’de ise Eylembilim adlı kitapları yayımlanmıştır. Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay’ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit‘in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi “Ben Buradayım…” 2005 yılında yayınlandı. Türk Edebiyatı’nda yazdığı Tutunamayanlar ile post-modern tarzda eser veren ilk yazarımız Oğuz Atay’dır.

Oğuz Atay,özellikle Tutunamayanlar romanında, modern şehir yaşamı içinde bireyin yaşadığı yalnızlığı, toplumdan kopuşları ve toplumsal ahlaka,kalıplaşmış düşüncelere yabancılaşan, tutunamayan bireylerin iç dünyasını anlatır. Yapıtları eleştiri, mizah ve ironi barındırır.

Bir Yanıt to “Günlük & Eylebilim – OĞUZ ATAY”

  1. fazlakalem said

    Global dünyazmıda paylaşımın kolaylıgında yararlanmak ve portallarda ve forumlarda bilgi paylaşımı dahada kolay güvenli bilgi paylaşma forum ,blog,portal sitelerinde insanların gereksinimi duydugu bilgileri hkarşılık beklemden paylaşan kardeşlerime çok teşekkürler ediyorum..

    sitemizde makale ve yazarların görüşlerini bula bilirsiniz

    http://www.fazlakalem.com

          

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: