SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Bay Muannit Sahtegi’nin Notları – Vüs’at O. Bener

Posted by savaska Kasım 16, 2011

Bay Muannit Sahtegi’nin Notları – Vüs’at O. Bener , YKY, 2010, 81 sayfa

“Yine ölgürgen bir intihar sabahı…” diye başlayan anlatı. Günlük, roman, tarihe düşülen notlar, günlük yaşamın kafkaesk ayrıntıları. Kendi kendine konuşan bir anlatıcı, ordan burdan, ama bir bütün içinde.

Bay Sahtegi’den Fatoş’a;
bağışlaması dileğiyle sunu yerine:
(bilmiyorum nedir bu sende olan, bu kapayan ve açan; yalnız
anlıyor içimde bir şey
gözlerinin sesini güllerden derin olan)
kimsenin
yok, yağmurun bile, böyle küçük elleri
e.e. cummings  (yağmurun elleri-yeni türkü)

“yine öldürgen bir intihar sabahı, yirmi miligram nobraksin almama karşın, ellerimin titremesini önleyemiyorum, kaydın bay muannit sahtegi, yapma, seni konuşmak değil, yazmak kurtarır derken, yani günlük adı altında ilk üç beş tümcenin yazıldığı günden tam üç ay sonra, yeniden başlamayı deniyorum.” (s.9).

bir kış daha dayanmalıyım. altmış beş yaşımı doldurabilsem ikinci emekliliğimi kimse yadırgamaz sanırım artık. ölümü beklerim sessiz sedasız köşemde. yollarda yığılıp kalıverecekmişim gibi geliyor bana. gözlerimin altı torbalandı. ölüm nasıl beklenir? param yeterse rakı içerek, gece-gündüz birbirine karışır… aragon’du yanılmıyorsam bu yöntemi benimseyen. ben de aragon’um ya! alkışlarla alkışlarla geçivermedi hayat!” ( s.81)
“..bay muannit sahtegi’nin notları’nın en önemli çıkış noktası albert camus‘nün “saçma” kavramıdır. nitekim romanın merkez kişisi sahtegi romanın hemen başında bu notların amacıyla ilgili olarak şu cümleyi günlüğüne kaydeder: “bugünden gidebildiğimce ileri ideyim, saçma’yı saçma kılmayı deneyeyim (s.10)kaynak

SAHTEGİ  ve MUAANİT nedir

“Roman kahramanımızın adı Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşuyor:
‘Muannit’ Arapça bir sözcük ve ‘inatçı’ anlamına geliyor. ‘Sahtegi’ ise Farsça bir sözcük ve ‘yalancı, sahtekâr’ anlamlarını içeriyor. Arapça ve Farsça sözcüklerin bir araya getirilerek yapılan sıfat tamlaması roman kahramanımızın adını oluşturuyor ve ‘inatçı sahtekâr, (belki) bir başka söyleyişle ‘Sahtekârlıkta, yalancılıkta inat eden’ anlamlarını içeriyor. Bu durum daha ilk adımda okuru şaşırtıyor elbette. Aynı zamanda merakını da uyandırıyor. Sahtekârlığa, yalana; ısrarla, inatla devam eden nasıl bir kişidir ve onun notlarında neler vardır acaba? Bu soru hemen yaşamsal bir özellik kazanıyor ve romanı okumaya başlayan kişi daha ilk sayfada, çevresindeki Muannit Sahtegi’leri düşünmeye başlıyor.
Öyle sanıyorum ki, her okurun bilinçatına gizlenmiş bazı örnekler geliveriyor gözlerinin önüne.
Ama okur romanın ilk sayfalarındaki kapalı dille karşılaşınca, kendi örneklerini bir yana bırakıp, roman kahramanını çözümleme gayreti içine giriyor. Bu gayret, ilk okumada pek bir sonuç vermiyor. Okur, roman kahramanını kolayca çözümleyemiyor, onun açılmamış sayfalarını açıp, kahramanın iç dünyasına, eskilerin deyişiyle kolayca ‘nüfuz’ edemiyor. Biraz zorlanması, gerekirse, okuduğu yerleri dönüp yeniden okuması gerekiyor. Romanın başlangıcında dil ve kurgu, bunlara bağlı olarak anlatımı gerçekleştiren zincirin halkaları bir hayli karmaşıktır. Ama roman ilerledikçe başlangıçtaki zorluk ortadan kalkar ve okur, Sahtegi’nin dünyasına kolaylıkla girer, hatta onunla arkadaş bile olur. Burada bir soru sormak gerekiyor; Vüsat ağabeyin dili zor bir dil midir? Kolayca teslim olmayan bir dil midir? Evet öyledir. Kapalı bir anlatımı vardır. Soyut bir dil oluşturmayı her zaman yeğler. Alışılmış dili kullanmayı sevmez. Söz dizimini değiştirir, hatta bozmaktan bile çekinmez. Bu durum başlangıçta okura ‘Ters, tuhaf, aykırı (Semih Gümüş)’ bile gelebilir. Neden yapar bunu Bener? Hem kendine özgü bir dil yaratmak, hem de epik öğeler yakalayıp okuru daha dikkatli kılabilmek için bana göre. Ama roman ilerledikçe alışılır bu dile. Dile alışılınca da Sahtegi’nin dünyasına girmek kolaylaşır.

Sahtegi ve günlükler
Kahramanımız az yazsa da bir şair ve yazardır. Asıl mesleği avukatlıktır. Ama bir gün bile yapmamıştır asıl mesleğini. Devlete otuz altı yıl hizmet edip, emekliye ayrılmıştır. Emekli maaşını desteklemesi açısından özel şirketlerde danışmanlık arar, ama avukatlığı hiç düşünmez. Üç evlilik yapmıştır. Biri ölmüş, ikisinden ayrılmıştır. Sonra Fatoş adlı bir kızı evlatlık edinmiştir. Ona gizliden gizliye âşıktır. Bir oda, bir salonluk küçücük evinde onunla yaşamaktadır. Onunla yaşadığı günler, yaşamının en güzel günleridir. Ama Fatoş bir yabancıya âşık olur ve
İngiltere’ye gider. Onu kendisi yolcu eder ve o gittikten sonra yaşamı bütünüyle değişir. İçinde durmadan büyüyen bir özlem vardır. Yalnız kalmanın ve derbederliğin batağına saplanır. İçkisi artar. Kendine bakamaz olur. Hep toparlanmak ister, toparlanamaz. Adeta Oblomov’laşır. Yaşamdaki her şey değerini yitirir. Kendi gözünde kendi değeri kalmaz. Bu arada yazmakta olduğu bir kitap vardır. Zaman zaman ona üç -beş satır ekler. Ne var ki istediği gibi yazamamaktadır. Sonra günlük tutmaya başlar. Bu günlükler onun yaşamını tanımamıza, tanık olmamıza yardım eder.Günlükler ilk bakışta, Sahtegi’nin yaşamanın bazı sayfaları gibi gözükür. Ama değildir. O günlüklerde, onun öz yaşamıyla ilgili notlar yoktur yalnızca. Yaşamla ilgili görüşleri, bu görüşler çevresinde yaşayan insanlar ki, aralarında arkadaşları, dostları da vardır, o yılların Ankara’sı, ülkedeki politik kavgalar, siyasal arenada yaşanan dramlar, hatta fiyat artışlarının, ‘hayat pahalılığının’ toplum üzerindeki etkisi, Fatoş’a duyulan özlem, onunla yaptığı telefon konuşmaları, Fatoş’un İngiltere’de yaşadığı zorluklara aranan çözüm yolları vb. her şey vardır. Yani günlükler görünüşteki bütün öznelliklerine karşın, sosyal bir içerik de taşımaktadır. Bu günlükler onun ölüme yaklaştığı duygusunu içeren sayfalarla sona erer.

Yalnızca roman kahramanı mı?
Roman bir kurgu romanıdır elbette. Ama Vüs’at O. Bener gerçeklerden hiç mi yararlanmamıştır? Yani şunu demek istiyorum: Toplumsal yapı içinde bu roman kahramanını andıran, hatta onun gibi olan insanlar yok mudur? Bir adım daha ileri gideyim, her birimizin içinde birazcık da olsa Muannit Sahtegi’ler yaşamaz mı? Yalnızca bizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde ve dünyanın bütün insanlarının içinde, kabuğu biraz kaldırınca M. Sahtegi’lerle karşılaşmaz mıyız daima? Onun yalnızlığına benzer yalnızlıkları, onun gibi insanlardan kopuşu, onun gibi boşvermişliği, onun çözülmüşlüğüne benzer çözülmüşlükleri, onun gibi gizli aşkları, onun gibi kirlenmişliklerimizin ortasına bağdaş kurup, hiçbir şeye aldırmadan biramızı içmez miyiz, onun gibi Oblamov olmaz mıyız zaman zaman? Romanın konusuna böyle yaklaşınca işin rengi değişiyor ve roman evrensel bir boyut kazanıyor.
İroni – eleştiri
Muannit Sahtegi, geniş yelpazeli bir toplumsal eleştiri ve ironi de içeriyor.İçimizde taşıdığımız, ama bir türlü gün yüzüne çıkaramadığımız, hatta kendi kendimize bile ‘itiraf’ etme cesaretini gösteremediğimiz eksik yanlarımızı, bireyden başlayarak toplumsal düzleme çeken bir eleştiri ve ironi özelliği var romanın. Başka bir söyleyişle bizim içimizi, toplumsal iç yüzümüzü ironiyle gündeme getiriyor Vüs’at ağabey. Ama bunu acı bir dille, insanın içini kanata kanata yapıyor. Acımasızca yapıyor.”kaynak

ALTI ÇİZZİLEN…..

“Algı yetisinden yoksun olsaydım, ne ikiyüzlü barışkanlığımla övünür, ne döğüşkenliğime, kıyıcılığıma dövünürdüm bunca! Anlıyorum Bah Sahtegi, siz tükenesi çirkinliği korunmaya değmez bir kara kelaynak, ses vermez plastik bir çıngıraksınız. Karşılıksız sevgi yanılgısının ayrımındalığına belbağlayabilseydim bari.”

“Balkon kapısını dalgınlıkla açuk bırakırsın Muhannet bey”, (Düzeltmekten caydım. Ben ki güya Muannit beyim, caydım. Hep ters, yanlış, akla ziyan işler becerdiğime göre adım neden doğru olacakmış!)”

“Garson damladı, teri süzülüyor burnuna doğru.”

“Saat 15.00 sıralarıydı, saate bakmadım, atıyorum, zır telefon. Yüreğim ağzıma geliyor nedense, şu aygıta alışamadım gitti, yıllardır evin gediklisi oysa. Açtım. O. Papatya sesiyle, trenin üç buçuk saat gecikme öyküsünü of’lu puf’lu ayraçlara bölerek kulağıma sığdırdı.”

“Hiç değilse çift çorap çek buz ayaklarına. yürek tulumbası basamıyor kanı artık oralara değin.”

“Kışı yumuşak geçerli bir yerlere göç etmeli düşleri gerçekleşemeyecek, orası belli. Yaşam inadına, tutkunluğuna, sevdasıan saygı duyduğum bir dostun deyimiyle bu başköykent’in killi toprağına, az proteinli gübre olacağım anlaşılan.”

“Geçir sırtına cübbeyi, müşteri bulmak bana ait, bak bakalım Başını kaşıyacak vakit bulabilecek misin? Memleketin yarısı, öbür yarısından
davacı neredeyse.”

“Bu günlük basılırsa düşüncelerimi kağıda aktaramayacağım. Çünkü korkuyorum. Korku benim doğal, anayasal hakkım değil mi? Bu hakkıma saygı duyulması gerekmez mi?”

“Karşıt uçlarda dengeleniyoruz. Yani, bu açıdan bakılınca galiba ‘yok aslında birbirimizden farkımız’, o da, ben de Osmanlı kuşağının kılıçartıklarıyız.”

“İçimdeki paslı yay nasıl gergin, çengelinden bir kurtulsa. Prostat ameliyatından sonra daha azdı diyorum,
inanmaya çalışarak- yüreğimin sinsi ağrısı.”

“Kimileri ‘ne çok kendinlesin, kendine acıyorsun’u çarptılar suratıma. Eğlendirici değilsem, kapkaranlığıma dayanamıyorlar. Verdiğim zekat yetmiyor mu? Söz bıçkınlığım? ‘Alsanıza acımı siz de dev dalgalar biraz koynunuza?’ Soğuksunuz. Buzsunuz, benden beter!”

“En iyisi götiçi kadar mutfaktaki- patlayacak da beni paramparça edecek korkusunu bir türlü yenemediğim piknik tüpünün düğmesini
açayım sonuna dek, yatayım ölüme, bu ne be! Adalet Ağaoğlu yatar da ben yatamaz mıyım”…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: