SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay

Posted by savaska Ağustos 4, 2012

 Tehlikeli Oyunlar – Oğuz Atay, İletişim, 479 sayfa,

“Kelimeler, albayım. bazı anlamlara gelmiyor.”

Hikmet’in gecekonduda kurduğu dünya…. Bir gecekondu, üst katta albay, alt katta Nurhayat Hanım…. asker-aydın-halk? İki aşk: Sevgi ve Bilge… Türk  aydının bunalımları, açmazları… Bir çocuğa bazı şeyleri oyunla öğretmek gibi. Oyun, yani şaka. Hem de tehlikesiz, tutuksuz. Bir Türkiye eleştirisi. Tanzimattan bu yana Tutunamayan aydının trajedisi…. Altını çize çize yeniden okumalıyım bir ara…

“Yalnızlığın dinini yayıyordum.”(s.24)

“İnsan birbirine benzeyen bütün yaşantılarını kesintisiz sürdürmeli albayım; çok uzun bir gün boyunca, hayatının bütün içkilerini içmeli mesela.”(s.26)

“Oysa ben, bütün cümlelerin baş tarafını kaçırdığımı çok iyi biliyordum; oyuna geliyordum.”(s.62)

“Emekliliklerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan insanlar, bütün dünya albayları birleşiniz!” (s.69)haha

“Kimseden karşılık beklemiyorum. Ben monologdan yanayım. Sevgisiz acımaya karşıyım.”(s.88)

“Kapıcı! Kötü hayallei içeri bırakma.”(s.92)

“Dünyaya alışmamış ve alışamayacak adımlarla yürüyorlardı.”(s.93)

“Fakat ülkemizde en çok yetişen köylüdür.”(s.111)

“Biz, büyük bir sabırsızlıkla çocukların büyümelerini bekliyoruz. Onların kafalarına vuruyoruz, adam olmaları için.”(s.114) Ey eğitimci nerdesin…

“Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın….”(s.156)

“Biletleri, daha satışa çıkmadan kapışıyorlar. Kendileriyle birlikte karılarına, çocuklarına, bütün sülalerine mezar satın alıyorlar. Bu ne biçim anlayıştır.”(s.218)

Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, ‘Yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, ‘İnsanlık öldü mü?’ ya da ‘İnsanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakla yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok.”(s.255)

“Fakat benim de sevmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size; nasıl, kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan, bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.”(s.259)

“Hayat talimlere benzemiyor albayım. Gerçek mermiler, insanı yaralıyor.”(s.284)

“Başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır; fakat bu hakikat, onların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez.”(s.293 -Mütercim Arif)

“beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim…”(s.316)

“kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun?”(s.333)

“Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız.”(s.348)

“Ben ve benim gibi, kabuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh proleteryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir.”(s.349)

“Bizi bir de bu acımak mahvediyor albayım’ dedim. ‘ Başkalarına acımakla başlayan bu tehlikeli duygu, her zaman kendimize acımakla son buluyor. Kendimize acımaktan başka işlere zaman kalmıyor.”(s.412)

“Annem, benim ölümden korktuğumu bilirdi; bunu bildiği halde gene de ölmüştü.”(s.418)

son satırlar….

“Hava kararıyordu. Köşeden bir genç kızla bir genç adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. ‘Bana kalırsa filim biraz karışıktı,’ dedi genç adam. ‘ Bazı yerini anlamadım.’ ‘Canım,’ dedi kız, ‘ Sonunda çocuk ölüyor işte.’ ‘Aptal,’ dedi delikanlı, ‘ O kadarını biz de anladık.'”(s.474)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: