SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

Heyulanın Dönüşü – Yiğit Bener

Posted by savaska Mart 31, 2013

heyulanın dönüşü Heyulanın Dönüşü – Yiğit Bener, 354 sayfa, Can Yayınları,2011, roman

“..sıradan müminle zengin tacirin aynı mabette dua etmelerinin bir sakıncası var elbette. Aynı tanrıya dua ettikleri yanılsamasına kapılıyorlar.”(s.56)

“Eğitim adını verdikleri bu beyin yıkama sistemine olan itirazım yüzünden , hiç yüz vermediğim tarih ve edebiyat dersleri başıma bela oldu.”(s.83)

“Yalanın hayatın her alanında resmileşerek, müfredatın belkemiğini oluşturduğu militarist ve bürokratik devletler kurmuş hurafe ve menkıbe toplumlarında, her birini çürütmek için cilt cilt ansiklopedi yazsanız yetmeyebilir… Çürütseniz dahi, koşullanmış beyinler tescilli yalanları, yüzleşemeyecekleri gerçeklere tercih etmeye devam edebilir.”(s.156)

“Hem, kötülüğün sorumluluğunu Şeytana yıkıp Tanrı’yı nasıl aklarız, eğer Şeytan’ı da o yaratmışsa?”(s.166)

“Ayrıksı olmak kimseye ayrıcalık sağlamaz.”(s.170)

“Tek tip giysiler çiziyordu kaderimizi: Pek meraklıydık giyim kuşam üzerinden kendimizi ve ötekini tanımlamaya. Zaten doğumdan başlayıp tüm yaşama yayılıyordu insanları tek tipleştirme süreci. Daha doğumevindeyken mavi ya da pembe üniformalara sokulup ayrıştırılmıyor muyduk?”(s.181)

“ÜNİFORMAPERVER BİR TOPLUMUN ÇOCUKLARIYDIK BİZ. ÇOCUK YAŞTA, İLKOKULDA BAŞLIYORDU ÜNİFORMA VE ASKERİ TÖRENLERİN HAYATIMIZIN HER ALANINA HÜKMETMESİ. Pazartesi ictiması, bayrak törenleri, ant içmeler, spor sonrasında sıraya dizilerek ‘hazır ol’a geçip sağ sol’ diye bağırdıktan sonra paydos etmeler; emir, komuta, rap rup uygun adım… Her şey vatan için!”(s.184)

“Yaşımız gereği mebzul miktarda salgıladığımız testosteron hormonlarımızı yalnızca birbirimize savaşmak için kullanmalıydık. Çareiz savaştık.”(s.187)

“Kendini üstün görmeye koşullananlar, diğer insanların kılık kıyafetine ve kültürüne daima dudak bükmüştür.”(s.208)

“Kadınların bedenlerini nasıl ve nereye kadar örteceklerini, nerelerini nereye kadar açabileceklerini erkelerin kararlaştırması, kadının dilediği şekilde giyinme özgürlüğünün din, devlet düzeni ya da ahlak bahanesiyle yasa ve yasaklarla düzenlenip kısıtlanması ‘uygarlık’ ya da ‘çağdaş’ mıdır, yoksa tam tersi mi?”(s.211)

“Sonuçta, ne farkımız var ki birbirimizden? Aynı hastalıklı toplumun zavallı bireyleri değil miyiz hepimiz? Farklı inançlar peşinde sürüklenen… Kendi hakikatini tek geçerli uygarlık biçimi olarak gören… Bunu da giysiyle ölçmeye kalkan… Kendi üniformasını ötekilere dayatarak başkalarına yasak koydukça kendini güçlü hisseden… Bedene ve çıplaklığa takıntılı… Kendi doğasına yabancılaşmış insancıklar…”(s.219)

“Aklı inanca dayalı faraziyalarla terbiye etmek ne kadar anlamsızsa, inancı akıl temelli savlarla tartışmak da bir o kadar yararsızdır”(s.229)

“Paranın saaadet getirmediği iddiasının yoksulları avutmak için icat edildiğini bilmeyen yok.”(s.270)

“… ben kimseden düşüncelerimin içeriğine saygı göstermesini ya da yaşam tarzımı onaylamasını beklemiyorum, diye ekledim. Yeter ki başkalarından farklı düşünebiliyor olmama ve dilediğim gibi yaşama hakkıma saygı gösterilsin.”(s.310)

“Heyula yalnızca farklı olandır, farklı hissedip farklı söyleyendir.”(s.278)

heyula:1- Korkunç hayal. 2-Felsefede bütün cisimlerin ilk maddesi olarak varsayılan madde, töz, hammadde, şekillenmemiş madde, materia

kapak:
kitaplarıyla edebiyatımıza özgün katkılarda bulunan yiğit bener, yeni romanı heyulanın dönüşü’yle can yayınları’na katılıyor.
heyula, kendisine bu adı veren bir anlatıcı. ülkesini terk etmek zorunda kalmış, yaşamını orada kaybetmiş, sonra bu dünyaya geri gelmiş bir hayalet. ülkesine dönüyor ve kendi ağzından bize kendi yaşamını anlatıyor, yaşamı ve ölümü sorguluyor. yaşamın anlamı nedir? dostlarımızla, ailemizle, içine doğduğumuz toplumla nasıl, ne zaman hesaplaşacağız?
heyula’nın dönüşü’nün, bildiğimiz romanlara benzemeyen bir kurgusu var. olay örgüsüne, karaktere dayalı bir metin değil önümüzdeki. yaşamın mizahını olduğu kadar acısını da bütünüyle farklı bir gözle okuruna aktaran bir antiroman…

41. Orhan Kemal Roman Armağanı, Yiğit Bener’in “Heyulanın Dönüşü” romanına verildi.

Yiğit Bener’in 41.Orhan Kemal ödülünü aldığı “Heyulanın Dönüşü” adlı romanı günümüz aydınının ne halde olduğunu göstermesi açısından çarpıcı ve ibret verici

“Heyulanın Dönüşü” bir 12 Eylül romanı.

Roman, toplumla bağlantısı sadece eleştiri düzeyinde kalan, yalnız dünyasında özgür olduğuna inanan, örgütlü eyleme nefretle bakan bir aydının manifestosu olarak kurgulanmış.Yazarın “ezberbozan” diye tanımladığı Heyula, kurgunun kahramanı. Genel olarak 12 Eylül romanlarının değişmeyen ortak yapıları var.

“Heyulanın Dönüşü”nü bu ortak yapılanmanın belli başlı bazı kuralları eşliğinde ele almak mümkün.

1- 12 Eylül romanlarında anlatıcı veya kahraman yetişkin de olsa, buluğ çağından çıkamamış bir yeniyetmenin iç dünyasını yansıtan dili kullanır.

2- Yaratılan tipler bir görev icabı romanda yer alır.

Romanda tipler, birden ortaya çıkıyor, heyulanın mesajını vermeye hizmet eden konuşmalar yapıyor ve kayboluyor.

3- Kahraman uyumsuzluğunu sürekli kanıtlamak zorundadır.

“Heyula doğası gereği daima yabancıdır “vurgusu manifestonun ana fikridir.

4- Kaçış edebiyatı esastır.

Heyula, 12 Eylül’den sonra yurtdışına kaçıyor, orada hayatını kaybediyor ama öbür dünyayı da terkediyor, gidecek başka yer olmadığı için tekrar bu dünyaya dönüyor. Dayanamıyor, yine kaçma planları yapıyor, bu kez “Tam bir Heyula kozası” dediği Heybeliada’ya kaçıyor.

5- Kahraman, yenilikçidir (avangard).

Heyula, annesinin ameliyatla alınmış rahmini kütüphanede “ilk yuvam” diye sergiliyor.O’nun için bu,”her anlamıyla orjinal” bir eylemdir.Toplumun bunu manyaklık olarak algılamasını küçümsüyor.

6- Kahraman 12 Eylül darbesini yaşar. Asıl darbe iç dünyasındadır.12 Eylül travmasından bir türlü çıkamaz.Ne devrime inancı kalır, ne soysuzlaşan halka, ne de sosyalizme…Ulusalcılığın zaten eli kanlı faşizmden farkı yoktur. 12 Eylül darbesinin günümüz Türkiye’sini hazırlayan neden ve sonuçlarından asla sözedilmez.

7- Kahraman Türban özgürlüğüne, Hrant Dink cinayetine, Kürt açılımına özellikle duyarlıdır.

Heyula, türban takanları anlamaya çalışırken,”Kemalist kıyafet” baskısını yıllarca bu millete yaşatan ulusalcılara ve “apoletlilere” kin kusuyor. En uzun bölümü burası. “Laiklik elden gidiyor!” diye feryat ederek al bayraklarını kapıp anıtkabire koşar olmuşlardı….Maruzatlarını Ulu Önder’e sunup şikayette bulunuyorlardı,şifa bulmak amacıyla türbe ya da yatırdaki evliyaya adak adarcasına…” ve “Bu cihat çağrısıdır”der.Sayıları artan Kuran kursları hatırlatıldığında hemen kılıcını kuşanıyor: “İlkokul çağında çocukların her sabah “Türküm, doğruyum..” diye bağırttırılarak beyinleri yıkamanın… varlığını Türk varlığına armağan “ ettirmenin zihniyet olarak en bağnaz dini eğitimden ne farkı var?” diye haykırıyor.

8- Kahramanın baş düşmanları Ulusalcılar ve askerlerdir.Her eylem, her durum döndürüp dolaştırılıp ulusalcılara ve “apoletlilere” saldırı ile sonuçlandırılır. Bu olmazsa olmaz kurallardandır.Gerçeklerin tahrif edilmesi pahasına olsa da… Romanda “Atatürk milliyetçisi gençliğin milli üniformasını beğenmeyenler beslenmeyip asıldılar” gibi örneklerle açıktan bilinçe ve bilinçaltına çalışılıyor.

9- Kahraman ironi yaparak özgüvenini sergiler.

“Bazı odaklar toplumun bir kesimine sürekli olarak akıldışı korkular pompalıyordu. Emperyalizm sinsi ve hain oyunlarla başımıza çoraplar örmekteydi…Kürtler, Ermeniler Rumlar Araplar hatta Keçualarla Aborjinler bile bizi mahvetmek hazırlık yapıyor, önden arkadan hançerlemek için çakılarını bileyciye yollamaya niyetleniyorlardı. Mahvolmuştuk…Şeriat geliyor, ülke bölünüyor, vatan elden gidiyordu…”

10- Kahraman her zaman tehlikeyi görür ve dersini verir.

Heyulaya göre, “laiklik elden gidiyor, Sevr dayatılıyor, içimiz dışımız hainle dolu, Demokrasi, azınlık hakları diyerek AB bizi bölmek istiyor… Söz konusu vatansa gerisi teferruattı…” diyenler, “korkak, asabi, cahil”dir.

“Ulusal Kalemlerden kan damlıyor, safkan” diyerek asıl tehlikeyi işaret ediyor.

11- Kahraman, tüm hayalkırıklığına rağmen, umut doludur.

Heyula, “planları tutmayınca derdest edilme sırasının” Ulusalcıların sığınmaya çalıştığı “apoletlilere” ve bazı ırkcı komplo teorileri üretenlere geldiğini muştulayarak, gelecekten umutlanıyor,umutlandırıyor.

12- Ve roman ödül alır. Bu da olmazsa olmazlardandır.(kaynak: http://www.aydinlikgazete.com/sanat3/14361-cokusun-manifestosu-heyulanin-donusu.html
 
 
Yiğit Bener (d.1958, Brüksel), Türk yazar ve çevirmen.
Yiğit Bener, 1958 yılında Brüksel’de doğdu. Yazar Erhan Bener’in oğlu, Vüs’at O. Bener’in yeğenidir. Evli ve bir kızı var. İstanbul’da yaşıyor.

İlk ve ortaöğrenimini Paris ve Ankara’da tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde okudu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra son sınıf öğrencisiyken eğitimini yarım bıraktı, on yıl boyunca Brüksel ve Paris’te yaşadı. Çocuk bakıcılığı, dergi yöneticiliği, göçmen sorunları danışmanlığı, çevirmenlik gibi işlerde çalıştı. Halen yazarlığın yanı sıra profesyonel konferans tercümanı olarak çalışıyor. Meslek örgütleri TKTD ve AIIC’de yöneticilik yaptı. Boğaziçi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi’nde Konferans Tercümanlığı Yüksek Lisans programında öğretim görevlisi.

İlk öyküsü (Yabancı) 1991’de Çağdaş Türk Dili dergisinde yayınlandı. Louis Ferdinand Céline’in Gecenin Sonuna Yolculuk adlı romanının çevirisiyle 2002 Dünya Çeviri Ödülünü aldı. 2012’de romanı Heyulanın Dönüşü ile Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Öykü kitabı Öteki Kabuslar, 2010 yılında Célin Vuraler tarafından Autres cauchemars adıyla Fransızcaya çevrildi. Sanal edebiyat dergisi İktidarsızın kurucularından ve yazarlarındandır.

Roman

  • Eksik Taşlar – 2001 Om Yayınları
  • Kırılma noktası – 2004 Yapı Kredi Yayınları
  • Özgür Rosto – 2007 Yapı Kredi Yayınları
  • Heyulanın Dönüşü – 2011 Can Yayınları

Öykü

  • Öteki Kabuslar 2009 Yapı Kredi Yayınları

Deneme

  • İktidarsız, kolektif yapıt 2005 Babil Yayınları
  • Yazının Gül Dikeni Fethi Naci’ye Armağan, kolektif yapıt 2010 İthaki Yayınları
  • 12 Eylül Sabahı, kolektif yapıt 2010 Heyamola Yayınları

Çeviri

  • L. F. Céline Gecenin Sonuna Yolculuk, 2002 Yapı Kredi Yayınları
  • M. Lequenne Marksizm ve Estetik, 2000 Yazın Yayıncılık
  • B. M. Koltès, Toplu Oyunları/Batı Rıhtımı 1999 Mitos Yayınları
  • A. Michaux, Kadın Düşmanı Sözlük 1997 Telos Yayınları
  • J. M. Laclavetine, Usulca 1995 İletişim Yayınları
  • J. M. Casa, İstanbul’da Bir Fransız Sarayı 1995 Yapı Kredi Yayınları
  • Images d’Empire, aux origines de la photographie en Turquie, kolektif yapıt 1993 Yapı Kredi Yayınları
  • S. Amin, Üçüncü Dünya, Demokrasi ve Sosyalizm 1992 Mülkiyeliler Birliği
  • E. Mandel, İstanbul Konferansı 1991 Yazın Yayıncılık
  • E. Mandel, Ankara Konferansları 1991 Mülkiyeliler Birliği
  • kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Yi%C4%9Fit_Bener

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: