SAVAŞ

Boş zamanlarınızda kitap okumayın

yenişehir’de bir öğle vakti – Sevgi Soysal

Posted by savaska Nisan 7, 2013

yenişehir'de bir öğle vakti - Sevgi Soysal

 yenişehir’de bir öğle vakti – Sevgi Soysal, bilgi yay. roman, 298 sayfa

 Yenişehir’de bir öğle vakti. Yıkılmak üzere olan bir kavak(imgesel), sistem. Bir Türkiye resmi. Şafak romanındaki gibi kısa bir zaman diliminde geçiyor olaylar.

“Yemeler, sevmeler hep gizli saklı. Suyu bile çömelip arkalarını dönerek gizli içerler. Şu güzelim cenabı hakkın şaşırıp da bize verdiği gurban olunası hayatı bir suç gibi yaşarlar.”(s.251)

”Aysel, odaya girip çıkan polislere, çocukluğundan kalma hor görüyle bakıyordu. “Beni buraya getirdiniz de ne oldu? Yarın yine aynı yerde çalışmayacağım mı? Amiriniz yine bana gelmeyecek mi ? Onun bunun ekmeği ile oynamayı ekmek kapısı yapmışlar. Buraya getirirlerken eline kelepçe vuran polise, “fahişe yakalamak da iş mi ?” demiş, sonra polisin on yıldır bu işte olduğunu öğrenmişti.“ulan on yıldır fahişeligin kalktığını gördün mü ?” “görmedim”. ” eh , demek ki işin fuhuşla mücadele değil; tek başına fuhuş mu olurmuş ? biz kimlerle fuhuş yapıyoruz? senin büyüklerinle. onlarla mücadele etsene sıkıyorsa.”polis şaşkın şaşkın susmuştu.

“şunu iyice sok kafana : etimi satmadan para versinler, satmayayım . ama alıcı çıkıyorsa ben ne yapayım? aç mı kalayım para ödeyecek adam bulduktan sonra?”(s.268)

Yenişehir’de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal’ın 1973 yılında yayımladığı romanıdır. Eserde, birbirinden bağımsız gibi görünen insan portrelerini zekice bir kurgu ile bir araya getirilmiştir. Ankara’da, çürüyen bir kavak ağacının yere düştüğü 1,5 saatlik bir zaman dilimi boyunca civarda olan insanların hikâyeleri birinin bittiği noktada diğeri başlayarak ve geriye doğru bakışlarla metin zengileştirilerek anlatılmaktadır. Roman, bir araya getirdiği portreler aracılığıyla1970’li yılların Türkiye’sinin sorunlarını; aile, arkadaş, sevgili ilişkilerini ortaya koyar; eşitsizlik, toplumun namus anlayışı, yalnızlık gibi konulara değinir. Gerçekçi bir üslüpla kaleme alınmıştır. Sevgi Soysal’ın romanı yazması ve yayınlaması 6 sene sürmüştür. Aslında kendi için yazdığı bu hatıra defterini yayınevine vermesinin tek nedeni, çok hasta olan kedisine ameliyat parası toplamaktır. “Pati Tümörü” olan küçük Şappi, romanın başarısı sayesinde kurtulacaktır. Sevgi Soysal bu romanı, siyasal nedenlerle girdiği ve iki buçuk ay süreyle kaldığı Adana Cezaevi’nde iken yazmıştır. Kimi eleştirmenlerce yazarın başyapıtı olarak değerlendirilen ve yazarın üçüncü romanı olan eser, 1974 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı almıştır.

Sevgi Soysal (d. 30 Eylül 1936, İstanbul – ö. 22 Kasım 1976, İstanbul) Türk yazar.

Aslen Selanik’li mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Arkeoloji okudu.

1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya’ya gittiler. Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi. 1958’de Türkiye’ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. 1960 ile 1961 tarihlerinde Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda ve Ankara Radyosu’nda çalıştı. Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ‘‘yeni gerçeklik’’ akımından izler taşıyan öykü ve yazıları “Dost“, “Yelken“, “Ataç“, “Yeditepe” ve “Değişim” dergilerinde yayımlandı.

1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. “Zafer Madalyası” oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile 1965’te evlendi. Aynı yıl TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-1969 yılları arasında “Papirüs” ve “Yeni Dergi“’de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan “Tante Rosa“’yı yazdı. Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı “Yürümek“‘le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı.

12 Mart dönemi, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardındanTRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal’la, Soysal’ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge’de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana’da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan KemalRoman Armağanı’nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973’te, Funda ise Mart 1975’te doğdu. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak,1975’te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği’nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976).

Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı. Eylül 1976’da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra’ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoşgeldin Ölüm’ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976’da İstanbul’da 40 yaşında öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, Bakmak (1977) adlı kitapta toplandı.

ROMAN:
Yürümek (1970)
Yenişehir’de Bir Öğle Vakti (1973)
Şafak (1975)
Hoş Geldin Ölüm (1980, ölümünden sonra)
Bütün Eserleri (8 cilt, 1986)

ÖYKÜ:
Tutkulu Perçem (1962)
Tante Rosa (1968)
Barış Adlı Çocuk (1976)

ANI:
Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu (1976)

DENEME:
Bakmak (1977)

ÖDÜLLERİ:

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü Yürümek ile
1974 Orhan Kemal Roman Armağanı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti ile

Aşağıdaki inceleme http://www.izinsizgosteri.net/asalsayi97/kubilay.akman_97.html adresinden alınmıştır.

Bu çalışmada Sevgi Soysal’ın (1936-1976) Yenişehir’de Bir Öğle Vakti romanını edebiyat sosyolojisi açısından değerlendireceğiz. Soysal’ın gerçekçi bir üslûpla kaleme aldığı romanı, 1970’li yılların başlangıcındaki Türkiye’nin tarihsel-toplumsal koşullarını kavramamızda bize önemli çıkış noktaları sağlayacak niteliktedir. 

Analizimizi Ömer Naci Soykan’ın önermiş olduğu yönteme uygun olarak sürdüreceğiz (Bkz. Ömer Naci Soykan, “Edebiyat Sosyolojisinde Uygulamalı Bir Yöntem Denemesi”,Adam Sanat, Eylül 1989, Sayı 46) Soykan’a göre edebiyat sosyolojisi edebiyatı bir “olgu” olarak adlandırır ve dört temel öğenin heterojen bir bütünlüğü içinde ele alır. Bu öğeler, sanatçı (yazar), sanat yapıtı (roman, öykü vd. ), kitle ve iletişimden oluşur. Onun serimlediği yöntem bu öğelerden ikincisini, sanat yapıtını çözümlemeye yöneliktir. Romanın sınırları içinde kalarak yapılacak bir irdelemeyle “edebi harita” çıkarılmalıdır. Bunun ardından yapıtın konu aldığı “mekân-zaman tarihsel kişiler ve olaylar”ın sosyolojik açıdan araştırılmasıyla “nesnel harita”nın çıkarılması gereklidir. Son olarak iki ayrı haritanın karşılaştırılması, benzerlik ve ayrılıklarının gösterilmesiyle çalışma kendi başına bütünsel bir anlam kazanmış olacaktır. 

Burada György Lukacs’ın “roman kuramı”nı anımsamamız da yararlı olabilir. Lukacs başarılı bir gerçekçi yapıtı diğerlerinden ayıran en önemli özelliğinin “tip”ler yaratması olduğunu ve belirli bir sınıfın, grubun örneği olan bu tipler aracılığıyla toplumsal realitenin geneli hakkında bize bilgi vermesiyle belirlendiğini öne sürer. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ni tercih etmemizin bir nedeni de, Türkiye’nin en önemli dönemeçlerinden birini yaşadığı 70’li yılların toplumsal çehresini Lukacs’ın tanımladığı anlamdaki tipler aracılığıyla yansıtabilme gücünü gösterebilmesidir. Şimdi çözümlememize sırasıyla başlayabiliriz:

I. Romanın Edebi Haritası:
1) Mekân-zaman: 
Soysal tamamen çağdaş denebilecek bir mekân ve zaman kurgusu denemiştir. Gerçekte adından anlaşılabileceği gibi roman Ankara’nın Kızılay semtindeki bir öğle vaktinde geçmektedir. Yıl belirtilmemiştir. Fakat güncel anlatıma bakacak olursak romanın yazıldığı dönemi konu ettiğini çıkarabiliriz (Birinci Basım 1973). Metin içinde karakterlerin zihinlerinde geçmiş günlerini canlandırmaları, anımsamalarıyla birkaç gün öncesinden Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına, Ankara’nın gecekondu mahallelerinden İsviçre’ye kadar çok geniş bir zaman ve mekân çeşitliliği ifade edilmektedir.

2) Başlıca Karakterler:
Ahmet: Yoksul bir ailenin çocuğu, tezgâhtar bir gençtir. İçinde bulunduğu gecekondu çevresini hiç olumlamamaktadır. Sürekli sınıf atlama hayalleri kurmaktadır. 
Şükran: Ahmet’in sevgilisi. Eğitim görmemiş bir mahalle kızıdır. Spor Toto’da çalışmaktadır. 
Hatice:  Gençlerin ahlâksızlığından, “başıbozuk”luğundan sürekli dert yanan emekli bir öğretmendir. Otoriter ve muhafazakâr bir kişiliği vardır. 
Necip: Selanik eşrafından gelmektedir. Fransız eğitimi almış bir burjuvadır. Tükenmeye yüz tutan baba mirasıyla geçinmektedir. 
Mehtap: Banka memuresi. Kafkas kökenli bir işçi ailesinin kızı. Çalışkan, tutumlu ve yoksul ailesine kendisini adamış bir genç. 
Güngör: Çocukken paskalya yumurtaları satarak ticarete atılmıştır. Engel ve kural tanımayan azmiyle Çankaya’da lüks eşyalar satan bir dükkân sahibi olmuştur. Girişimci ruhludur.
Salih: Ceza hukuku profesörüdür. Ülkede ve uluslararası alanda saygın bir konumu var. Samanpazarı’ndaki yoksul bir çevreden sıyrılarak yükselmiştir. Kurallara saygılı, sabırlı bir insandır. 
Mevhibe: Salih Bey’in eşidir. Çok titiz, cimri ve asık suratlıdır. Babası vekildir ve “Cumhuriyet kızı” olmakla övünür.
Olcay: Salih Bey ve Mevhibe Hanım’ın kızı. Sıkıntılı, sevgisiz bir çocukluk yaşamıştır. Zamanla kişiliğini masaya yatırarak sorunlarını çözmeye çabalamıştır.
Doğan: Olcay’ın ağabeyi. Fransa’daki eğitimini yarım bırakıp geri dönmüştür. Kitabi cümlelerle konuşmayı seven, halktan kopuk bir entellektüeldir. 
Ali: Doğa’nın arkadaşı ve Olcay’ın sevgilisidir. Hukuk Fakültesi’nde öğrencidir. Kendine güvenlidir, sürekli sağlam adımlar atar. Siyasal aktiviteler içindedir ve kendisinin de bir parçası olduğu yoksul halkı çok iyi tanır.
Necmi: Ayakkabı boyacısı. Çingene’dir. Hileli kumar oynayarak gelir elde eder. Dünya umurunda değildir ve gözü karadır.
Aysel: Ensest bir ilişki sonucunda dünyaya gelmiştir. Daha çocuk yaştayken fuhuş sektörüne düşmüştür. Bir gazinoda çalışmaktadır. 
Mevlût: Salih Bey’lerin apartmanının kapıcısıdır. Mevhibe Hanım onu sürekli işten atmakla tehdit eder. Evlidir ve bir çocuğu vardır.

3) Olay Örgüsü:
Roman, birbirini izleyen ama aralarında konusal bir bağıntı olmayan bir öyküler zincirinden oluşmaktadır. 1970’lerin Ankara’sının Kızılay semtinde bir öğle vaktidir. Gerçekte bu kısa zaman kesiti anlatılır, ancak geriye doğru bakışlarla metin zenginleştirilmiştir.

Tezkan adlı mağazadaki müşterilerin davranışlarından, müthiş bir tüketim çılgınlığı içinde bulundukları anlaşılmaktadır. Bunun yanında insanlarda büyük bir Amerikan kültürü özentisi vardır. Bu, giyim kuşamdan konuşmaya kadar hayatın her veçhesinde görülebilir. 

Tezgâhtar Ahmet, Samanpazarı’ndaki çevresinden, ailesinin yoksul imajından hiç memnun değildir; sınıf atlama hayalleri kurar. Her hafta toto oynar ve kazanacağı parayla araba alma hayalleri kurar. Şükran adlı bir sevgilisi vardır. Onu bir cinsel sömürü nesnesi olarak görür. Oysa kız Ahmet’e aşıktır ve evlenme hayali içindedir.

Ahmet’le Şükran beraber olmak üzere Büyük Mağaza’nın deposuna girerler. Kavga ederler. Mağazadan dışarı çıkarken Ahmet tanımadığı Hatice hanıma çarpar ve özür dilemeden geçip gider. 

Hatice hanım emekli öğretmendir. Büyük Mağaza’ya alış veriş için gelmiştir. toplumdaki gençlerin dik başlılığından, saygısızlığından şikâyetçidir. Çok aceleci, bildiğini okuyan, otoriter ve muhafazakâr bir kadındır. Çıkışmalarıyla insanları sindirmeyi ve susturmayı amaçlar. Ne var ki, mağazada aradıklarını bulamadı diye azarladığı görevlilerin hiç biri onu umursamaz. Tam dana kıyması yok diye kasap reyonundaki gence bağıracakken Albay Zeki beyin karısını görür ve onun karşısında süklüm püklüm olur. Sokakta dilenenler ya da kırmızı ışıkta geçenler gibi kuralsız yaşayan insanlara karşı ise çok öfkelidir. Düzen yanlısıdır. Kendi sorunları içinde dalgınca yürürken Golf pantolonlu bir adamın ona selam verdiği görmez. Bu Necip beydir. 

Necip bey Hatice hanımın ailesinin kirada kaldığı apartmanın sahibidir. Onu görgüsüz bulmaktadır. Kendi kızının Hatice hanımın kızıyla arkadaşlık etmesine kızar. Karısıyla boşanmak istemektedir, fakat o buna yanaşmaz. 

Necip bey okumak üzere Lozan’a gitmiş, yarıda bırakıp geri dönmüştür. Avrupa kültürüne hayrandır. Geçimini, tükenmek üzere olan baba mirasını yiyerek sağlamaktadır. Bir dikiş makinesi bayiine ortaktır, ama işler kötü gitmektedir. Viyana’ya gidip aile servetinin önemli bir kısmını batırmış olan ağabeyine kızar. İflasın eşiğindedir, geleceği belirsizdir. Bunun yanında, siyasi çalışmalar içinde olan oğluyla sürekli gerginlik yaşamaktadır. Kalan son parasını çekmek üzere bankaya girer. 

Mehtap (banka memuresi) onu tanımaktadır. Bankanın hiç para yatırmayan, sürekli çeken tek müşterisidir. Son parasını çekiyor oluşuna üzülür. Mehtap daha çocukken, güçlükle kendisini okutan ailesine bakmak için abisiyle beraber söz vermiştir. Fakat, abisi evlenir ve bu sözü unutur. Babaları emekli olunca Mehtap çalışmaya başlar. Bu yoksulluklarının giderek artmasını engelleyemez. Babası mecburen yeniden çalışmaya başlar. Bu kez çok daha düşük ücret almaktadır. Mehtap gizli gizli para biriktirerek bir ev almaya çalışmaktadır. Ama bu imkânsızdır. 
Necip bey son parasını çektikten sonra Piknik’e yemeğe gider. Onun garsonla olan diyalogu Güngör’ün dikkatini çeker. 

Güngör nişanlısıyla birlikte yemek yemektedir. Aslında evlidir, az sonra boşanma işlemlerini başlatmak üzere avukatın yanına gidecektir. Güngör’ün, ev eşyalarının satıldığı bir mağazası vardır. Çocukken, Ankara’da yaşayan Amerikalı askerlere paskalya yumurtası satarak ticarete başlamıştır. Onlardan karşılık olarak aldığı eşyaları yüksek fiyattan satarak ilk sermaye birikimini yapar. 

Yemekten sonra arabasını parktan almak üzere gitmek ister. Ama polis ona engel olur. Bir kavak ağacı devrilmek üzeredir. İtfaiye erleri yoğun olarak çalışmaktadır. Güngör bu arada Profesör Salih beyle karşılaşıp konuşur. Polisin uyarılarını umursamadan arabasını alıp gider. 

Salih bey Ceza Hukuku profesörüdür. Üniversitede dersler verir, bilir kişilik yapar, ayrıca yazıhanesi de vardır. Samanpazarı’nda yoksulluk içinde büyümüştür. Henüz çocukken, kendisini ayrıcalıklı ve üstün görür. Yoksul arkadaşlarını sevmez ve onlardan kurtulmanın fırsatını kollar. Hukuk fakültesini bursla okur. Genç yaşta profesör ünvanı kazanır. Bir vekil kızıyla evlenir. Ev ve araba sahibi olur. 

Mevhibe hanım bu sırada pencereden kocasını izlemektedir. Devrilmek üzere olan kavak onların bahçesindedir. Güngör bey aceleyle karşıya geçerken, Mevhibe hanım kocası Salih beyin beklemesini ilk başta yadırgar, sonra hak verir. Ne de olsa Profesör Salih bey nerede ne adım atacağını iyi bilir.

Mevhibe hanım ev işlerinde aşırı titiz ve cimridir. Yemeklerin malzemesini sürekli kısar. Hizmetçisi Nurten’e sürekli yeni güçlükler çıkarır. Kendisini bir cumhuriyet kızı olarak görür. Eski halk partilidir. Yıllardır kadın kollarına bağlı bir derneği yönetmektedir. Hayata muhafazakâr bir bakış acısı vardır. Salih beyi şimdi Ulus’a fayans almaya yollamıştır. Evlerine gelen önemli misafirler için banyoyu yenilemeleri gerekmektedir. 

Salih bey ve Mevhibe hanımın kızı olan Olcay, ebeveynlerinin sevgisiz evliliklerinin gölgesinde bir çocukluk geçirmiştir. Annesi, çocukken çok sevdiği renkli balonlara karşı olduğu gibi, şimdi de okuduğu kitaplara karşıdır. Geçmişte üzerinde çok baskı kurulmuş, bu da onda bazı ruhsal problemler yaratmıştır. Sonunda annesi, psikologun önerilerini dikkate alarak kızına uyguladığı baskıya son vermiş ve onu, paraya kıyıp İstanbul Amerikan kolejine yollamıştır. Orada Olcay sosyal yönünü geliştirir, kendine güvenen bir kız olur. Annesiyle hiç anlaşamamaktadır. Şimdi de onu dinlemeyerek dışarıya çıkar. 

Doğan Olcay’ın ağabeyidir. Çocukluğunda da gençliğinde de ilgileri sürekli olarak değişen, kararsız, tipik bir küçük-burjuvadır. Liseyi başarıyla bitirerek bir burs kazanıp Paris’e gitmiştir. Fiziğe ilgi duymaktadır. Atom fizikçisi olma amacındadır. Fakat orada sanata merak salar, sinema okumaya karar verir. Ailesi buna karşı çıkar. Kendi kendini yetiştirmeye çalışır. Sinema kitapları ve bir kamerayla ülkeye döner. Ankara’nın varoşlarında bir belgesel çeker. Ama film gösterildiğinde tam bir fiyasko olduğu görülür. Salonda, sadece Ali adlı yoksul bir genç Doğan’ı açık yüreklilikle eleştirir. O günden sonra yakın dost olurlar. Ali, sistem karşıtı görüşleri olan, kararlı ve özgüvenli bir gençtir. 

Kısa bir süre sonra Olcay’da Ali’yle yakın arkadaş olur. Zamanla, Olcay’la Ali arasında duygusal bir yakınlık başlar. Doğan bu ilişkiyi kıskanır. Hem kız kardeşini bir mülk gibi sahiplenir, hem de kendisinin arayıp bulduğu dostu Ali’yi onunla paylaşmak istemez. Onlardan ve arkadaş çevresinden kopar. Olcay Ali’yi ailesine tanıştırmaktan korkmaktadır. Bu nedenle ondan ayrılır. Ali bir grev yüzünden gözaltına alınır, iki hafta sonra serbest bırakılır. 

Kavak ağacı devrilmek üzereyken, Doğan ve Ali kalabalığın içinde tartışmaktadırlar. Ali Doğan’ı kitabi  cümlelerle konuşmakla suçlar. Olcay da evden çıkmaya çalışmaktadır, ama yol kesik olduğu için diğer tarafta kalmıştır. Bu arada Piknik’in köşesinde ayakkabı boyacısı Çingene Necmi durmaktır. Necmi hileli kâğıtlarla kumarda çok paralar kazanmıştır. Onun hayat felsefesi şudur: Eğer dünyada paran yoksa, yeri geldiğinde canını ortaya koymalısın. Başka türlü kazanamazsın. Necmi, Doğan’la konuşan Ali’yi görür. Onu Konya’dan tanımaktadır. Selamlaşırlar. Necmi Ali’yi akşam yemeğine davet eder.

Ali Emniyet’teyken Aysel adlı genç bir kadın ona yardım etmiş, yaralarını sarmıştır. Aysel, babasının öz kızına tecavüz etmesi sonucu, ensest bir ilişkiyle dünyaya gelmiştir. Çocukluğu sefalet içinde geçmiştir. Annesi (aynı zamanda ablası) fahişedir. Eve gelen erkeklerden biri Aysel’i de bu tuzağa çeker. Şimdi, bir gazinoda çalışmaktadır. 

Aysel, kalabalığın içinde Ali’yi görür. Yanına gidip gitmemekte kararsız kalır. Ali, evden çıkan Olcay’la gidince çok öfkelenir. 

Salih beylerin apartmanının kapıcısı Mevlût’tür. Mevlût’ün karısı devrilmek üzere olan kavağa çamaşır ipi germiştir. Mevhibe hanım apartmanın ön tarafına  çamaşır asılmasına çok kızmaktadır. Mevlût’ü çağırıp azarlar. Kapıcı işini kaybetmekten çok korkmaktadır. Bu yüzden Mevhibe hanım ne buyurursa uygular. Hemen aşağı iner. Öfkeyle, çamaşır ipini çekerek koparmaya çalışır. Ama çürümüş kavak devrilmek üzeredir. İtfaiyeciler bağırır, onu uyarmaya çalışırlar. Mevlût bunları hiç duymamaktadır. En sonunda ağaç devrilir, o da altında kalır.

 II. Nesnel Harita:
Romanın edebi haritasında ifade edilen zaman ve mekân gerçeğe uygundur. Şimdi kısaca söz konusu yılların ekonomik, toplumsal ve sosyal koşullarına değinelim. 

1965-71 dönemi, Türkiye’nin çeşitli alanlarda olumlu ve olumsuz değişimleri yaşadığı bir dönem oldu. AP’nin tek başına iktidar olduğu bu yıllarda iktisadi büyüme hızı, %7 gibi büyük bir orana ulaşmıştır. Ülkede, ağırlıklı olarak montajcı bir sanayi gelişirken, dış iktisadi ilişkilerde ilerleme kaydedilmiştir. Bu durum toplumsal ve kültürel yapıda da önemli bir değişimi koşullar. Türk insanı, kendi geleneklerine yabancı olan, Batı toplumlarının tüketim kültürü ve nesneleriyle tanışır. 

Anayasa’nın tanımladığı özgürlükler çerçevesinde, 1965 sonrasında toplumsal hareketler de hızlandı. Sendikacılık kökleşti; çalışanlardan öğrencilere kadar, toplumun her kesiminin ülkenin sorunlarının çözümüne dair tartışmalara katıldığı bir ortam oluştu. Bu eksende, siyasi düzeyde de bazı önemli yenilikler yaşandı. CHP’de 1965 seçiminin ardından bir “ortanın solu” arayışı başladı. Ayrıca, 1965’te TİP’in on beş üyeyle meclise girmesi, bir diğer önemli siyasi gelişmeydi. İlk kez bir sosyalist parti mecliste temsil ediliyordu. 

1965 sonrasının bir başka belirleyici olgusu ise, radikal sol ve sağ akımların gelişmesi, özellikle gençlik içinde taban bulan bu hareketlerin silahlı çatışmalara girişmesiydi. Bu çalkantılı günlerin ardından, bazı çevreler anti-demokratik bir askeri müdahalenin koşullarını hazırladılar. 12 Mart 1971’de Silahlı Kuvvetler bir muhtıra vererek hükümetin çekilmesini ve yeni bir hükümetin kurulmasını istedi. Bunun üzerine başbakan Demirel istifasını sundu. 

12 Mart Muhtırası’yla ilkeleri tanımlanan yeni hükümet, partisinden istifa eden CHP milletvekili Nihat Erim tarafından oluşturuldu. Ne var ki, teknisyenlerden kurulan ve partiler üstü bir özellik taşıyan bu hükümet, hem meclisten gelen muhalefet, hem de olayların artması nedeniyle istifa etmek zorunda kaldı. Onu, ikinci Erim hükümeti, Ferit Melen hükümeti ve dönemin son hükümeti olan Naim Talu hükümeti izledi. Siyasal partilerin geri plana atıldığı bu dönemde, Anayasa’da önemli değişiklikler yapılarak özgürlüklere kısıtlama getirildi ve toplumsal muhalefet hareketleri üzerinde büyük baskılar uygulandı.

III. Edebi ve Nesnel Haritaların Karşılaştırılması:
Yazar, gerçekçi bir üslupla dönemin sosyal yaşamını betimlemiştir. Edebi ve nesnel harita arasında bir uygunluk vardır. işçilerden burjuvalara, köylülerden bürokratlara kadar, tüm sınıf üyelerinin yaşantısında 12 Mart döneminin izleri görülür. Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’ndeyoksul kesimlerin nasıl bir çözümsüzlük içinde kıvrandığını, ekonomik kutuplaşmada aşağıya doğru itilen burjuvaların eski güzel günlere duydukları özlemleri, Amerikan yaşam tarzının toplumun genelinde yarattığı erozyonu ve kültürel çarpıklığı, genç kuşakların içinde sistem karşıtı muhalefetin gelişmesini ve yaşlı kuşakların onları nasıl bastırmaya çalıştığını görürüz. Romanın karakterlerinin geçmişe dönük anlatımlarından, Silahlı Kuvvetler üyelerinin sosyal yaşam içinde normalin ötesinde önemli, prestijli bir konumu olduğunu anlarız. Genel atmosfer karanlıktır. Belki de, roman boyunca devrilmek üzere olan yaşlı kavak ağacı metaforik olarak ülkenin içinde bulunduğu çıkışsız kriz durumunu anlatmaktadır. Kavak devrildiğinde altında yoksul bir işçinin kalması ise manidardır.

IV. Mesaj:
Romanın, dönemin gündelik yaşantılarını kavramak isteyen sosyologlar için çok önemli veriler sunduğunu düşünüyorum.  Sevgi Soysal, biraz da toplumcu bir söylemle, alt sınıftan insanların bireysel olarak yoksulluktan kurtulmalarının mümkün olmadığı mesajını veriyor. Özellikle, dönemin tipik devrimci gençlerinden biri olan Ali, sanırım yazarın anlatımında idealize ediliyor. Birbirine tamamen zıt yaşam koşulları, bir yanda yoksul gecekondu insanlarının katlanılmaz sefaleti, diğer yanda ise üst sınıfların ince, Avrupalı zevkleri bize olası bir sosyal patlamanın sinyallerini hissettiriyor. Burjuva kültürüne eleştirel bir mesafeyle duran yazar, küçük burjuva kişilik özelliklerinden sıyrılmadan halka gitmeye kalkışan solcu aydınları da (Doğan örneği) eleştiriyor.

Yenişehir’de Bir Öğle Vakti’nde Yapı,
Tema ve Metafor
Yrd.Doç. Dr. Seyit Battal UĞURLU*

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: